DISCOVER ISTANBUL, THE PILE...
Kategori Semt 04.09.2010 Cumartesi



Abdullah Kiğılı / KİĞILI Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
1
Abdullah Kiğılı / KİĞILI
Abdullah Kiğılı / KİĞILI

‘1938' de, babam Süleyman Kiğılı tarafından Malatya'da kurulmuş olan kumaş mağazamız, 1952 senesinde İstanbulSultanhamam'a taşınmıştı.. 1959'da, henüz 16 yaşımdayken, hem okula gidiyor, hem de okul çıkışı bu kumaş mağazamızda çalışıyordum.. O zamanlar, sizlerin de tahmin edeceği gibi, ' HAZIR GİYİM' diye bir sektör yoktu.. Biz elbiselik kumaşlar satarken, gömlek kumaşları da satmaya başlamıştık.. Derken gömlekleri, ardından pantolonları 'KİĞILI' etiketli olarak ürettik.. Ve 1969 yılında Kiğılı'nın ilk mağazasını olan Beyoğlu İstiklal Caddesi’nde açtım.. Böylelikle, KİĞILI MARKASI'nın ilk tohumları o senelerde atılmış oldu.. Tarlanın 20 yerini 1'er metre kazarsanız suya ulaşmanız zor olacaktır ama 1 yerini 20 metre kazarsanız, suya ulaşacaksınızdır.. Ben hiçbir zaman macera aramadım.. Bence BAŞARI'nın önemli kriterlerinden biriside bu.. Seneler, sabırla, iyi niyetle, azimle, heyecanla ve çok çalışarak geçti.. Dürüstlük hem geçmişimizde, hem bugün ve geleceğimizde benim için ve markam için en önemli değerlerin başında geliyor.. Yenilenebilmek, değişime ayak uydurabilmek sektörümüz için çok önemli bir konu.. Bugünün doğrusu, yarının yanlışı olabiliyor..Bu yüzden esnek olmak, sürekli öğrenmeye ve öğretmeye açık olmak gerekir.. Ben tecrübelerini kendine saklayan bir yapıda değilim.. Her zaman, her şeyi ekibimle paylaştım.. bu nedenle başarı hep bizimleydi.. Dünyayı küçülttük, işimizi büyüttük.. Marka olmak sadece istemekle elde edilecek bir şey değil.. CESUR olmak gerek.. İnanmak gerek.. Risk almak gerek.. Ben cesurdum, inandım ve risk aldım..’

‘Our fabric store, which was established by my father in Malatya in 1938, had been moved to Sultanhamam in 1952. When I was 16 years old in 1959, I was both going to school, and after school I was working at this fabric store of ours. At those days, as you may all guess, there was not a sector called ‘ready-to-wear’. While we were selling fabrics for clothes, we started selling fabrics for shirts as well. After that we produced shirts, and then trousers labeled 'KİĞILI'. And in 1969 I opened the first store of Kiğılı in Beyoğlu İstiklal Street. The first seeds of Kiğılı brand was planted at those years in this way. If you dig 20 holes of 1 meter deep each, it will be hard for you to reach the water in a field. But if you dig one hole of 20 meter deep, you will reach the water. I never seeked for an adventure. I think this is one of the most important criterias for success. Years passed with patience, good intentions, determination, excitement and hard working. Honesty comes at the most important values for me and my brand in the past, today and in our future. To renovate, to keep pace with innovation is a very important subject for our sector. Today’s right can be tomorrow’s wrong. That’s why you need to be flexible, eager to learn and to teach all the time. I’m not in the mood of hiding my experiences to myself. I always shared everything with my team. This is why the success was always with us. We minimized the world, maximized our job. Becoming a brand is not only gained by wanting. You have to be brave. You sould believe. You gotto take risk. I was brave, I believed and I took risk.’

2
Ahmet Kaşıbeyaz / KAŞIBEYAZ
Ahmet Kaşıbeyaz / KAŞIBEYAZ

Kaşıbeyaz bugün Türk mutfağının önde gelen temsilcilerinden biri olarak marka olmuş bir lezzet grubu. Kurucusu ve işletmenin sahibi Ahmet Kaşıbeyaz 13 Mart 1942 yılında Gaziantep’te doğdu. Güllüoğlu baklava imalatında çalışan babası henüz 5 yaşındayken kendisini yanında götürmeye başlamıştı. Daha o yaşlarda gönülverdiği bu meslek üzerine ustasından öğrendiği iş disiplini bütün hayatı boyunca başarılarındaki en büyük etken oldu. 11 yaşında iken gördüğü rüya sonucunda kaşının beyazlamasıyla Kaşıbeyaz olarak anılmaya başlayan Ahmet Kaşıbeyaz bunun uğurunu bugüne kadar taşıdığını savunuyor. Antep'te babasıyla birlikte açtıkları dükkan ile ilk deneyimini yaşayan Ahmet Kaşıbeyaz, başarıyı yakalamasına rağmen babasının vefatı nedeniyle dükkanını satmaya karar verir. Henüz 17 yaşındayken çalışkanlığı ve becerisiyle namı 67 ilde yayılmaya başlamıştı.Dolayısıyla İstanbul’da da kendisiyle çalışmak isteyen kişiler oldukça fazlaydı. Bunun üzerine 9 Eylül 1959 yılında İstanbul’a gelerek Bilgeoğlu Baklavacısı’nda çalışma hayatına başlamıştır. Samsun’da askerliğini yapan Ahmet Kaşıbeyaz daha sonra İstanbul’a döndü ama 1968 yılında Samsun’da hayalini kurduğu projesini gerçekleştirmek için tekrar Samsun geldi. Burada çok kısa zamanda yine çalışkanlığı ve yenilikçi düşüncelerini hayata geçirmesiyle çok büyük başarılar elde etti ve kendisini çok sevdirdi.. Özellikle yaptığı reklam çalışmalarıyla ününe ün katarak kendinden çokça söz ettirdi. Ayrıca Samsun’da evlendi; Murat ve Suat adında çocukları oldu. Ancak Samsun’da kabuğuna sığmaz oldu ve 1975 yılında İstanbul’da şu an sahibi olduğu Kaşıbeyaz'ın temellerini attığını vurguladığı Aksaray’da Mesihpaşa caddesindeki 10 masası olan restoranıyla hizmet vermeye başladı. Çalışkanlığı ve mesleğine duyduğu saygı, sevgisiyle kısa zamanda bu mekan kendisine yetmez oldu ve arayışlar sonucunda 1987 yılında şu an Florya’da 22 dönüm bahçe üzerine kurduğu Kaşıbeyaz lezzet grubunun yerini devraldı ve yine bir 9 Eylül günü resmi açılışla Kaşıbeyaz’ı hizmete açtı.1999 yılında Kbalık restoranı ve 2004 yılında açtığı İtalyan restoranı Sesto Senso ile bölgenin de kalkınmasında büyük rol oynayan Kaşıbeyaz aynı zamanda felsefesini yılmadan bütün çalışanlarına aşılamayı başardı ve Kaşıbeyaz artık hizmet ve görgü öğreten bir okul oldu.. Şu an 230 deneyimli personelin çalıştığı, prensiplerinden ve kusursuz hizmet anlayışından ödün vermeyen, Türk ve dünya lezzetlerini bir arada barındıran çok özel bir mekan olan Kaşıbeyaz Ahmet Kaşıbeyaz’ın 47 yıllık büyük çaba ve emeklerin neticesinde İstanbul, Türkiye ve hatta dünyaca tanınan bir marka olma yolunda başarıya ulaşmıştır.

As one of the leading representatives of the Turkish Cuisine today, Kaşıbeyaz is a brand that is a group of savour. The founder and manager, Ahmet Kaşıbeyaz was born on March 13, 1942 in Gaziantep. At the age of five, his father, who worked for Güllüoğlu Baklava, used to take Kaşıbeyaz to work with him. Giving his heart to the business at a so young age, the discipline he learned from his master on this business was the main factor in his success all his life. His eyebrows turning white because of a dream he saw when he was eleven he was henceforth called Kaşıbeyaz (White Eyebrow) and he claims it brought him good luck all along. Opening a place in Gaziantep with his father, Ahmet Kaşıbeyaz lives his first experience and achieves success, but on his father’s death he decides to sell the place. Although he was just seventeen years old, he was famous with his hard work and his skills in 67 cities of the country. Therefore, there were many people in Istanbul willing to work with him. Hence he came to Istanbul on September 9, 1959 and started to work for Bilgeoğlu Baklavacısı. Delivering his military service in Samsun Ahmet Kaşıbeyaz went back to İstanbul but, in order to realise the project he had dreamt of in Samsun he returned to the city in 1968. Being hardworking and innovative, he achieved great success in turning his ideas into reality in a very short time, and he was much admired in the city. The advertisements he put made him more and more famous and he became the talk of the town. He also got married in Samsun and has two children named Murat and Suat. However, Samsun was not enough for him any longer anad in 1975 he started to give service in his restaurant of 10 tables in Aksaray on Mesihpaşa Street, where he considers to have founded the first steps of Kaşıbeya he owns now. With his hard work, the respect he had for his job and his love, the place soon became insufficient for him and after a research, in 1987 he took over a garden of 5.500 acres in Florya where he established Kaşıbeyaz Group of Savour. And yet again, opened Kaşıbeyaz on September 9 by an official opening ceremony. In 1999 he opened Kbalık(fish restaurant) and in 2004 he opened Sesto Senso(Italian restaurant) and thus contributed to the district’s development. Kaşıbeyaz persistently inoculated his principles to all his workers and thus, Kaşıbeyaz today is a school teaching servicing and manners. Today, as a special place harmonising the Turkish and the international tastes together, Kaşıbeyaz has achieved the success of becoming a world recognized brand with an experienced staff of 230, never compromising from its principles and an understanding of perfect service via Ahmet Kaşıbeyaz’s great effort and work of 47 years.

Ahmet Kaşıbeyaz / KAŞIBEYAZ Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
Akın Öngör / SELENDİ Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
3
Akın Öngör / SELENDİ
Akın Öngör / SELENDİ

‘1995 senesiydi, 2000 senesinde Garanti Bankası’ndan emekli olma kararı aldım. Bu dönem içersinde ilgi alanlarıma, hobilerime nasıl bir yer verebilirim ona baktım. Arkadaşım Kesibe Karaosmanoğlu'nun Akhisar'daki çiftliğine sık sık gelirdim. Kendisine dedim ki, ‘bana, n’olursun oralarda bir yer bul; bir çiftlik, bir bağ kurmak istiyorum, yardımcı ol.’ Hakikaten film bu sözle başladı. 1997 senesinde şu anda bağ kurduğumuz Moralılar köyü Çay mevkiidndeki araziyi satın aldık. Emekli olduğumda hem organik sebze üreteyim, hem de bir bağ kurayım isteğiyle buraya yerleştik. Sene 2000. Ben emekli oldum fakat bu arada burada neler olabilir, neler olamaz onu araştırıyordum. Organik sebze yapmak için fide araştırdık. Birtakım fidecilerle temasa geçtik. Öte yandan da şarap üretiminde kullanılmak üzere bağ kurmak için, çalışmalara başladım. Bu konuda tecrübeli, bilgili bir Türk uzmanla burada çalışma yaptık. Uzman, burası şaraplık üzüm yetiştirme imkânı olmayan bir yer dedi. Eyvah, niye, dedim. İklim çok sıcak, toprak uygun değil, rüzgâr uygun değil hiç bu işe girmeyin, dedi. Çok üzüldüm, şaşırdım. Hay Allah dedim ya! Biz halbuki burada bir bağ yapmak istiyoruz. Peki Sicilya da sıcak, İtalya da sıcak, Yunanistan da sıcak, İspanya da sıcak. Bunlar nasıl yapıyorlar şarabı? Bu, kafamda bir soru işareti olarak kaldı. Onun üzerine, mademki bağ yapamıyoruz o zaman organik sebzeye devam edelim dedik. Organik sebze yapabilmek için tabii fidelere ihtiyacımız var, köklere ihtiyacımız var. Bunun için araştırmaya girdim. Derken İsrail kökenli bir fide şirketinden Avi Şamir ile karşılaştım. Avi Şamir ile oturduk konuştuk. Ne yapmak istiyorsunuz dedi. Dedim ki, valla biz burda bağ yapacaktık ama maalesef yapamıyormuşuz. Üzüm yetişmesi uygun bir yer değilmiş, şaraplık üzüm için. Onun üzerine, niye yapamıyorsunuz, dedi. Ben de dedim ki, Türk uzmanlarla geldim, baktım. Onlar burası bu iş için uygun değil, iklim de, toprak da uygun değil dediler. Avi Şamir, bir dakika biz buna bakalım, bir toprak alayım mı, müsaade eder misiniz, dedi. Peki, dedim. Avi Şamir buraya geldi, toprağı aldı, çantasına koydu ve Ege Üniversitesi'ne gitti, bana, son seksen yılın bu bölgedeki ısı, gündüz-gece ısılarını, rüzgârları, rutubeti günlük olarak verin, dedi. Tabii Ege Üniversitesi'nden böyle bir bilgi çıkmadı. Alabildiğini aldı, sonra atladı Tel Aviv'e gitti. Tel Aviv'den bir ay sonra döndü. Geldiğinde dedi ki, şimdi iki tane bardak çıkarttır. Çıkarttık iki bardak. Senin toprağına benzer bir toprak. Daha sıcak bir iklimde yapılmış bir şarabı deneyeceğiz. Eğer bu şarap sence tamamsa, burada şarap yapabiliriz. Onun üzerine şarabı açtık. Tattık kırmızı şarabı, gayet güzel. Türkiye'deki güzel kırmızı şarapların seviyesinde hatta onlardan daha iyi olan bir şarap. Bu tamamdır dedim. Peki o zaman müjde, bizim bu araziye bağ kurabiliriz, dedi. Ve işte bizim hikayemiz o noktada başladı.. Bir marka hayaliyle başlayan yolculuğuz her geçen gün artan bir marka kalitesiyle devam ediyor..’

It was 1995 when I decided to retire from my job at Garanti Bank. I planned how I could use my time for my hobbies and interests. I often visited my friend Kesibe Karaosmanoğlu's farm in Akhisar. I asked her “Please find me a place around here, where I can build a farm or a vineyard.” This is actually how it started. We bought the land on Çay, Moralılar Village in 1997, where we created our vineyard. We settled there so that I could grow organic vegetables and create a vineyard. I retired in 2000, but I was still planning on what I could do. We did some research for organic seedlings. We contacted a couple of seedling providers. On the other hand, I started to work on to build a vineyard for wine production. We worked with an experienced and knowledgeable Turkish expert. The expert told us that it was impossible to grow grapes for wine. I asked why. He said “The climate is too hot, the soil and the wind is not suitable, don’t take a risk by entering this business”. I was shocked and felt very sad. We wanted to create a vineyard right here. Sicily is hot too, Italy is hot too, Greece is hot too, Spain is hot too, how do they produce wine? That remained a question mark in my mind. So we continued to produce organic vegetables since we could not create a vineyard. We needed seedlings and roots to produce organic vegetables, of course. I started a research for this. Then I met Avi Şamir from an Israel based company. We sat down with Avi and talked. He asked what we wanted to do. I said that we wanted to create a vineyard but that it proved impossible. The land is no suitable for growing grapes for wine. He asked why we could not grow them. I said that we came with Turkish experts and that they said the land and the climate is not suitable for production. Avi Şamir asked if he could gather some soil samples for an analysis. He gathered some soil samples and took them with him. He also asked Ege University to provide him the daily day and night temperature values, wind, humidity values for the last 80 years; of course they could not provide it. He did what he could and went to Tel Aviv. He came back from Tel Aviv in a month. When he visited me he asked for two glasses. I gave him two glasses. He said “We’re going to try a wine that has been produced on a similar soil and in an even hotter climate. If you like this then we can produce wine here. We opened the bottle and tasted it. It was very good. It was the same quality of good Turkish wines, actually it was even better. I gave my consent. He said “Ok, now we can now create the vineyard on this land”. That’s how our story started. Our dream which with creating a label, continues becoming a greater label every day.

4
Ahu Aysal / LES OTTOMANS
Ahu Aysal / LES OTTOMANS

Osmanlı’yı unutturmamak üzere yola çıktım. Bu işi en iyi bilenlerle çalıştım. Osmanlı’dan ayrılmamaya çalıştım ve kültürel değerleri göz önünde bulundurarak hareket ettim. Bizzat her ayrıntıyla kendim ilgilendim. Kendimle özdeşleştirerek Les Ottomans’ı markalaştırdım. Büyük bir titizlikle, her detayı yakalayıp en iyi şekilde sunarak markamı her zaman korudum.. Şimdi en büyük arzum markamın nesilden nesile aynı ailenin içinde kalacak şekilde, aynı titizlikle devam ettirilmesi..’

I started my way in order to keep the Ottomans unforgettable. I worked with people who knew their job best. I tried not to fall apart from the Ottomans and I went on my way taking the cultural values into consideration. I was involved with every bit of a detail. I made Les Ottomans a brand identifying it with myself. With great care, I caught and presented every detail and always maintained my brand. Now, my biggest wish is that the brand continues from generation to generation keeping it within the same family, with the same fastidiousness.

Ahu Aysal / LES OTTOMANS Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
Ali Başman / KAVAKLIDERE Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
5
Ali Başman / KAVAKLIDERE
Ali Başman / KAVAKLIDERE

Türkiye’nin en eski ve ilk özel sektör şarap üreticisi olan Kavaklıdere Şarapları, 1929 yılında, Ankara’da, Cenap And tarafından kuruldu; Ali Başman sayesinde de yıllar içinde sürekli gelişerek Türkiye’nin en önemli şarap üreticisi haline geldi.. Anadolu’nun en önemli şarapçılık bölgelerinde 5371 dönüm bağ alanına sahip olan firma, profesyonel bağcılık kadrosu ile toprak-iklim-üzüm cinsi uyumuna sadık kalarak Anadolu’nun yüzyıllardan süzülerek günümüze ulaşmış, şarapçılıkta potansiyeli olan asil üzüm cinslerini yaşatıp yaygınlaştırmayı, dünyaya tanıtmayı ve Anadolu’nun farklı mikro iklimlerinde yetiştirdiği yabancı kökenli üzüm çeşitlerini en iyi sonuç verecek şekilde işleyerek şaraba dönüştürmeyi ilke edindi... Kavaklıdere Şarapları, en önemli prensibi olan "Anadolu üzümünden Anadolu şarabı" doğrultusunda, Anadolu’da yetişen şaraplık üzüm cinslerini, dünyaya tanıtmayı görev bilmiş ve kurulduğu günden bu yana, katıldığı yurtiçi ve yurtdışı yarışmalarda 500’e yakın madalya kazandı.. Her yıl, yenilenen teknolojisi, artan üretimi, şarabın ana maddesi üzümün yetiştirilmesi esnasında üreticiye verdiği teknik ve teorik desteği ile, “standart ve her zaman iyi kalite” olarak belirlediği hedeflerini gerçekleştirmektedir.

Kavaklıdere Wines, which is Turkey’s oldest and first private wine producer, was founded in 1929 at Ankara by Cenap And; and it became the most important wine producer of Turkey by growing larger year after year thanks to Ali Başman. The company has about 1327 acres of vineyards across the most important wine producing areas of Anatolia. It has accepted universalizing true types of grape which are found in Anatolia since centuries and have potential at wine production sticking to the earth-climate-type of grape harmony, introducing them to the world and transforming foreign types of grapes found in micro-climates in Anatolia into wine by processing them in the best way as principle with its professional vine growing staff. Within the framework of its most important principle “Anatolian wine made of Anatolian grape”, Kavaklıdere introduced the wine grapes of Anatolia to the world as a mission and won about 500 medals at national and international contests since its foundation. The company reaches its goals with its renewed technology, increasing production, technical and theoretical support given to the producer at growing of the grape, which is the basic material of wine every year.

6
Ali Dinçkök / AKMERKEZ
Ali Dinçkök / AKMERKEZ

Akmerkez, Ak Eksport Sanayi Ürünler İhracat ve Taahhüt A.Ş, Tekfen Holding A.Ş. İstikbal İnşaat ve İhracat A.Ş. şirketlerinin ortaklığıyla hayat bulan bir kuruluş. Akmerkez Projesi, 1986 yılında bir yarışma açılarak hayata geçirildi. İnşaatına 1990 martında başlandı, 18 Aralık 1993’de de hizmete açıldı. “Akmerkez, mağaza projelendirmesinde shop-mix denilen mağaza gruplanmasına bağlı kalarak yapıldı. Bu konuda dünyanın önde gelen firmalarından biri olan Larry Smith’ten danışmanlık alındı. Akmerkez’de halen 246 tane mağaza bulunuyor. Akmerkez açılışında bile yüzde 80’e varan doluluk oranı ile uluslararası bir ün kazandı.” Akmerkez, gerek mimari özellikleri, mağaza dizaynı gerekse bina yönetimi ile ICSC (International Council of Shopping Center) tarafından 1995 yılında “Avrupa’nın en iyi alışveriş merkezi” seçildi. Yine aynı kuruluş tarafından, 1996 yılında, “Dünyanın en iyi alışveriş merkezi” olarak gösterildi. Akmerkez’in benzer çok sayıda ödülü bulunuyor. Akmerkez’i farklı kılan ve öne çıkaran özelliği sadece bu değil. Son yıllara damgasını vuran “Yeni tüketici” tipinin gelişmesinde ve alışveriş kültüründe Akmerkez’in büyük payı oldu. Türkiye’ye, özellikle de İstanbul’a alışveriş merkezlerinde yeni bir tarz getirdi. Artık alışveriş neredeyse, Akmerkez ile özdeşleşti. Toplu taşıma araçlarında bile yöre ismi gibi kullanılmaya başlandı. Diğer yandan, Akmerkez’in açtığı yoldan pek çok alışveriş merkezi piyasaya girme şansı yakaladı. Ve tüm bu başarıda hiç kuşkusuz en önemli etken tabii ki Ali Dinçkök’tü..

Akmerkez is an incorporation which has found life by the partnership of Ak Eksport Sanayi Ürünler İhracat ve Taahhüt A.Ş, Tekfen Holding A.Ş. İstikbal İnşaat ve İhracat A.Ş. The Akmerkez Project was realised after a contest held in 1986. The construction started in March 1990, and was open to public in 1993. “The shopping project was realised by grouping the stores, which is called the shop-mix. Larry Smith, one of the worldwide leading companies was appointed as consulted for this subject. There are still 246 stores in Akmerkez. Akmerkez gained a worldwide recognition for being almost 80% full on its opening. Akmerkez was selected as “Europe’s best shopping center” in 1995 by the International Council of Shopping Centers (ICSC) for its architectural features, store design and building management. In 1996 it was announced as the “World’s best shopping center”. Akmerkez has many awards of the kind. This is not the only feature that outstands and makes Akmerkez different from the others. Akmerkez contributed a lot in forming the “new consumer” that has gained importance in the last few years, and to the shopping culture. It brought a new style to Turkey and especially to shopping centers in İstanbul. Shopping is now almost identified with Akmerkez. The name Akmerkez is now used as a district name in public transportation. On the other hand, a lot of other shopping centers got the chance of joining the market following the path Akmerkez created. And without any doubt, the most important factor in this success is Ali Dinçkök.

Ali Dinçkök / AKMERKEZ Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
Arif Develi / DEVELİ Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
7
Arif Develi / DEVELİ
Arif Develi / DEVELİ

Türk mutfağının eşsiz lezzetlerinin başında gelen Antep mutfağının özgün tatlarını ustalığı ile birleştiren Develi efsanesi, 1912 yılında Antep’ten tüm Türkiye’ye yayıldı. Halen Develi Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürüten Arif Develi’nin dedesi 1912 yılında, Antep’de kebapçılık mesleğine başladı. Babası Antep’te kebapçılık mesleğini sürdürürken Arif Develi, 1966 yılında Develi geleneğini İstanbul’a ve tarihi semti Samatya’ya taşıdı. Bu tarihten itibaren Develi tadını, Etiler ve Kalamış’tan sonra şimdi de Ataşehir’de açtığı yeni restaurantlarına taşıdı. Bugün Samatya'da bir klasik haline gelen ve gurmelerin uğrak yeri olan Develi, Türk mutfağının zenginliğini inceliğini en iyi şekilde yansıtıyor. Gaziantep mutfağı ile yetinmeyerek Ege, Akdeniz, Orta Anadolu yörelerinin farklı tatlarını da özenle sunuyor. Ata mesleğinden aldığı değerleri ustalığı ile birleştiren Develi, 1912 yılından bu yana günden güne büyüyerek, Develi adını özel ve aranılan bir marka haline getirmeyi başardı. Develi, asla ödün vermediği dürüstlük, disiplin, kaliteli hizmet, hijyen ve lezzet anlayışını bundan sonra da gelecek kuşaklara taşımaya devam edecek.

The legend of Develi, that joins the genuine tastes of leading Turkish cuisine ‘Antep cuisine’ with its proficiency, spread from Antep to all over Turkey in 1912. Arif Develi still runs the chairmanship of Develi Board of Directors, whose grandfather started kebap business at Antep in 1912. While his father continued kebap business in Antep, Arif Develi moved the Develi tradition to İstanbul and its historical location Samatya. After that date, the Develi taste was carried to new restaurants in Etiler, Kalamış and the latest in Ataşehir. Today becoming a classic in Samatya and the favourite of gourmets; Develi reflects the richness and delicacy of Turkish cuisine. Not settling for Gaziantep cuisine, it also diligantly serves different tastes from Aegean, Mediterranean and Middle Anatolian districts. Joining the values taken from its ancestor business with its proficiency, Develi developed day after day since 1912 and managed to turn its name into a special, demanded brand. Develi will continue to carry its conception without comprimising from honesty, discipline, qualified service, hygiene and taste to the next generations.

8
Arzu Atabarut / GEM PALACE
Arzu Atabarut / GEM PALACE

Gem Palace, eşine az rastlanır güzellikteki mükemmel tasarımlara sahip olabilmek için, dünyanın dört bir köşesinden Jaipur’u ziyaret eden mücevher tutkunlarının sıkça uğradıkları ortak buluşma noktası olarak tanınmaktadır. Mücevher yapımında yüzyıllara dayanan geleneksel teknikleri kullanan Gem Palace’ın yarattığı çağdaş tasarımlar New York Metropolitan Müzesi’nde iki defa sergilenmiştir. İsrail’in Tel Aviv şehrinde Harry Oppenheimer Elmas Müzesi’nde de ürünleri teşhir edilen Gem Palace tasarımları, Hollywood starlarından kraliyet aileleri üyelerine kadar dünya elitlerinin de büyük takdirini kazanmıştır. Londra Somerset House’da Gilbert Collection bünyesinde sergilenen koleksiyon ise yaklaşık 30,000 ziyaretçiye ev sahipliği yapmış ve müzenin tarihindeki gelmiş geçmiş en başarılı organizasyonlarından biri olarak nitelendirilmiştir. Uzun yıllar medyada satış pazarlama departmanında yöneticilik yapan Arzu Atabarut'un Türkiye temsilciliğini aldığı Gem Palace Nişantaşı'nın, Hindistan'dan İstanbul'a uzanan yolculuğunun öyküsü de çok ilginç. Moda dergilerinden tanıdığı Gem Palace ürünlerini, Hindistan'a yaptığı bir seyahatte yakından görme fırsatı bulan Atabarut, bir süre sonra "Acaba İstanbul'da da bir şube açabilir miyiz?'' diye düşünür. Firmanın sekizinci kuşak temsilcileri Kasliwal kardeşleri ikna etmek hiç de düşündüğü kadar kolay olmaz. Görüşmeler tam bir yıl sürer. Atabarut, Gem Palace'ı Türkiye'ye getirmek için çok uğraşır ve sonunda hayali gerçekleşir: "Bugün Topkapı Sarayı Hazine Dairesi'nde sergilenen mücevherlerin bir bölümünün Hindistan'dan gelmiş olması, Türklerin tarih boyunca mücevher sanatına verdikleri önemi ispatlıyor. İkna için birçok kez firma sahiplerini ziyaret ettik ve İstanbul'da bir showroom açılması önerisinde bulunduk. Türkiye'ye gelip, Nişantaşı'nın İstanbul'un en seçkin semti olduğunu anladılar.'' Gem Palace'ın Nişantaşı'ndaki sofistike showroom'unun dekorasyonu da Arzu Atabarut'un eşi ünlü iç mimar Murat Atabarut'a ait. Dekorasyon gerçekleştirilirken Hindistan'daki mağazanın vitrinleri, bazı yorumlarla İstanbul'a uyarladı. Arzu Atabarut müşterileriyle birebir kendisi ilgilenmek için randevuyla ziyareti tercih ediyor. Showroom'da klasik parçalara ağırlık verilmiş. Victoria dönemi takılarının çağdaş uyarlamaları, Rus etkisindeki Hint mücevherleri, bazı eski Hint takılarının yeni uygulamaları Atabarut'un kişisel beğenilerini de yansıttığı için bunlar seçimini de etkiliyor.

Gem Palace is known as a meeting point for jewellery lovers coming from all around the world to visit Jaipur to seek excellent designs of rare beauty. The modern designs of Gem Palace which are produced using ancient techniques have been exhibited at The New York Metropolitan twice. Also exhibited at the Harry Oppenheimer Gem Museum in Tel Aviv, Israel, designs of Gem Palace have won the admiration of the world elite from Hollywood stars to royal families. The collection exhibited within the Gilbert Collection, the London Somerset House had 30.000 visitors and was recognized as one of the most successful organizations in the history of the museum. The history of the Gem Palace Nişantaşı, which is represented by Arzu Atabarut, who has management experience in sales and marketing department in media sector, has an interesting story to tell reaching from India to Istanbul. Having the chance to see Gem Palace products on a trip to India, she was familiar with from fashion magazines, Atabarut asks herself “Can we open a branch in Istanbul?” It proved to be difficult to persuade the eighth generation of the company representatives Kasliwal Brothers. The negotiations go on for one year. Atabarut works very hard to introduce Gem Palace to the Turkish market but finally succeeds: “A part of the jewellery in the Topkapı Palace Treasury Bureau has come from India. This shows how Turks value the art of jewellery. We visited the company owners many times to persuade them and offered them to open a showroom in Istanbul. They came to Turkey and saw that Nişantaşı was the most elite district in Turkey.” The sophisticated interior design was done by the famous interior designer Murat Atabarut, Arzu Atabarut’s husband. During the design of the shop windows of the Istanbul branch, the display of the branch in India was reinterpreted. Arzu Atabarut prefers to give appointments to be able to attend her customers in person. Showroom has mainly classic items. Atabarut’s personal taste shapes the variety of jewellery: modern interpretations of Victorian era jewellery, Indian jewellery with Russian influences and some modern adaptations of early Indian jewellery.

Arzu Atabarut / GEM PALACE Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
Asım Kocabıyık / BORUSAN Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
9
Asım Kocabıyık / BORUSAN
Asım Kocabıyık / BORUSAN

Asım Kocabıyık, babası Ahmet Kocabıyık'ın kurduğu İstikbal Ticaret T.A.Ş.'de kurucu ortak ve Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev aldığında henüz 20 yaşında bir üniversite öğrencisiydi. Böylece ilk kez iş hayatına 1944 yılında, demir-çelik ithalatı ve tarım ürünleri ihracatı yapan ve Borusan'ın çekirdeğini oluşturan İstikbal Ticaret'le atılmış oldu. 1946-1948 yılları arasında, İstiklal Caddesi'nde ortak olarak çalıştığı tüccar terzilik işi sırasında yünlü kumaş işi hakkında tecrübe sahibi oldu. Bu devrede sanat çevresiyle yakın ilişki içinde bulundu. Asım Kocabıyık, 1952 yılı Ağustos ayında babasının vefatı üzerine işleri tamamen devraldı. Asım Kocabıyık'ın yaşamı, Borusan'ın yaşamıyla iç içe geçmiştir. Onun yaşamının kilometre taşları, Borusan Grubu'nun gelişimine ilişkin tarihçeyi verir. ‘Borusan'ın bugün geldiği noktada istikbale korkmadan bakabilmesinin altında yatan 3 önemli güç vardır. Bunların başında Borusan'ın daima dürüst iş yapması; çalışanlarına, müşterilerine ve iş ortaklarına verdiği sözleri tutması geliyor. Dürüst çalışmanın ve verilen sözleri tutmanın karşılığında elde edilen güvenin, bir şirket için en önemli sermaye olduğunu biliyoruz. Bizi bugünlere getiren ve istikbale taşıyacak olan bir başka güç ise planlı çalışmamız, atacağımız adımları iyi hesaplayabilmemizdir. Bu sayede bugüne dek hep önümüzü daha net görmeye ve doğru kararlar almaya muvaffak olduk. Bizi güçlü kılan üçüncü faktör de bu topraklara ve bu millete karşı duyduğumuz sorumluluktur. Türkiye sayesinde başarılı bir marka olduğumuzu hiç unutmadık. Attığımız her adımda, aldığımız her yatırım kararında milletimize olan sorumluluğumuzu aklımızdan çıkarmadık. Kazancımızın önemli bir kısmını milletimizin sorunlarının çözümüne ayırmakta tereddüt etmedik. Bu sorumluluk duygumuz bundan sonra da aynı şekilde devam edecektir. "

When Asım Kocabıyık took office in İstikbal Commercial T.A.Ş., which was founded by his father Ahmet Kocabıyık, as a founder member and member of the board of directors, he was only a 20-year old student. Hence he started his business life in 1944 at İstikbal Commercial, which imports ferro steel and exports agriculture products as the core business of Borusan. Between 1946-1948 he accumulated experience on wool fabrics when he was working as a partner of a merchant tailor located in Istiklal Avenue. He had close relations with the art circles of the time. After his father’s death in August 1952, Asım Kocabıyık took over the company. The lives of Asım Kocabıyık and Borusan are joined together. The milestones of his life give clues about Borusan Group’s development history. ‘There are 3 important strengths which cause Borusan to look into the future without fear: The first one is Borusan’s honesty at work; it undertakes its promises made to workers, clients and partners. We know that the trust earned by working honest and keeping the promises is the most important wealth for this company. Another strength which has brought us to these days and will carry us to the future is that we work planned, we can calculate the steps we will take. Because of this, we always saw what laid ahead of us and took the right decisions until today. The third strength is the responsibility we feel for this land and this nation. We never forgot that we are a succesfull brand owing to Turkey. We never neglected our responsibility for our nation in every step we took and every investment decision we made. We never hesitated spending an important part of our income to solve the problems of our nation. Our responsibility will continue in the same way as before.’

10
Atıl Kutoğlu / ATIL KUTOĞLU
Atıl Kutoğlu / ATIL KUTOĞLU

1968 yılında İstanbul'da doğan Atıl Kutoğlu, daha İstanbul Alman Lisesi'nde öğrenciyken düzenlediği defilelerle dikkat çekti. O yıllarda Vakko ve Beymen'de staj gören Kutoğlu, 1986 yılında işletme tahsili için Avusturya'nın başkenti Viyana'ya gitti. Üniversite eğitimi sırasında Viyana Belediye Başkanı'ndan aldığı burs ile ilk kolleksiyonunu sergileyen Kutoğlu, moda dünyasında kısa zamanda kabul gördü. Genç modacı, 1993'te Münih Moda Haftası'nda 'En iyi genç modacı', bir yıl sonra ise WOOLMARK (Uluslararası Yün Birliği) ve DİVA Moda Dergisi tarafından 'Avusturya'nın en iyi modacısı' ödüllerini aldı. 1994-96 yıllarında koleksiyonlarını Düsseldorf, Milano, Paris ve New York gibi seçkin moda merkezlerinde sergileyen Atıl Kutoğlu'ndan, Avrupa ve özellikle ABD basını (The New York Times, Women's Wear Daily, Elle, Allure) büyük övgülerle söz etti. Genç modacı, 1995 yılında Avusturya ve Alman basın kuruluşlarının ortaklaşa verdiği 'Salzburg' ödülüne layık görüldü. 1997 yılında ilk defa düzenlenen Viyana Moda Günleri, Atıl Kutoğlu'nun defilesiyle başladı. Bu defilede, Prenses Pilar Goess de, Kutoğlu için podyuma çıktı. Avusturya Prensesi Francesca von Habsburg için eşarp koleksiyonu hazırladı. 20 Mart 1999'da İstanbul Yıldız Sarayı'nda Osmanlı İmparatorluğu'nun 700'üncü Kuruluş Yıldönümü nedeniyle, Kutoğlu tarafından 'The Ottoman Collection', dünyaca ünlü top modeller eşliğinde sergilendi.

Born in 1968 in Istanbul, Atıl Kutoğlu drew attention even when he was a highschool student at Istanbul Alman Lisesi with the fashion shows he organized. Working as an intern at Vakko and Beymen, Kutoğlu went to Austria’s capital city Wien to study Management in 1986. His first collection he exhibited with the scholarship provided by Mayor of the Wien Municipality led him to be quickly accepted in the fashion world. The young designer, was elected the “The Best Young Designer” in 1993 in Munich and a year later he was elected as “Austria’s best designer” by WOOLMARK and DIVA Fashion magazine. The fashion shows Atıl Kutoğlu exhibited between 1994-1996 in leading fashion centers such as Dusseldorf, Milan, Paris and New York won great approval in European and especially American press (The New York Times, Women's Wear Daily, Elle, Allure) The young designer was elected for the Salzburg award in 1995 which was given by the Austrian and German press firms. Wien Fashion Days, which was organized the first time in 1997 was opened by Atıl Kutoğlu’s exhibiton. At this fashion show Princess Pilar Goess exhibited one of the dresses on the cat walk for Kutoğlu. He prepared a scarf collection for the Austrian princess Francesca von Habsburg. At The 700th year of the Ottoman Empire’s founding ceremony in 20 March 1999, Kutoğlu’s “The Ottoman Collection” was exhibited by worldwide famous top models.

Atıl Kutoğlu / ATIL KUTOĞLU Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
Atilla Doğudan / DO&CO Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
11
Atilla Doğudan / DO&CO
Atilla Doğudan / DO&CO

Bar kapısında kuruyemiş satarak girişimciliğe başlayan Atilla Doğudan, bugün 49 yaşında, günde 16 saat çalışıp, yılda 700-800 saat uçarak pilotlarla yarışan ünlü bir işadamı olarak THY dahil dünyada 60 havayolu şirketinin yemeklerini sağlıyor. Viyana, Münich, New York, Londra, Barcelona, Milano, Salzburg, Frankfurt, Berlin gibi dünyada 13 şehirde ve Türkiye'de 9 şehir olmak üzere toplam 22 şehirde mutfağı bulunan DO&CO, 25 yıldır sürekli büyüyen ve kar eden bir şirket. Bugün 5 bin kişi çalışıyor. Do&Co ve Atilla Doğudan ismini ilk kez Formula 1'in İstanbul'a gelmesiyle duyduk. Çünkü Formula 1 İstanbul'daki VIP bölümün ikram hizmetlerini diğer 17 şehirde olduğu gibi Do&Co yapmıştı. Avusturya merkezli şirketiyle büyük başarılara imza atan Türk işadamı Atilla Doğudan, iki yıl önce THY ile yüzde 50 ortaklı catering şirketi kurup THY'nin ikram hizmetlerini üstlendi. Dünyanın en önemli 60 havayolu şirketinin ikram hizmetlerini de elinde bulunduran Atilla Doğudan, THY ile yüzde 50 ortaklı kurduğu THY Do&Co İkram Hizmetleri A.Ş ile girdiği İstanbul İl Özel İdaresi'nin ihalesinde, Hatice Sultan ve Fehime Sultan yalılarını, aylık 450 bin YTL'ye kiraladı. Böylece Türkiye'de de büyük işler yapacağının sinyalini verdi.

Atilla Doğudan, who started entrepreneurship by selling dried fruit and nuts at the door of a bar, is now 49 years old, works 16 hours a day, flies 700-800 hours in a year, competing with pilots, and is a famous businessman, who provides meals for 60 airlines worldwide, including THY. DO&CO is a constantly growing company making profit for the last 25 years with its 13 kitchens around the world in cities like Wien, Munich, New York, London, Barcelona, Milan, Salzburg, Frankfurt, and Berlin and 9 cities in Turkey; it has 5000 employees. We heard the names Do&Co and Atilla Doğudan first when Formula 1 was organized in Istanbul as Do&Co was the provided the catering services for the VIP section in Formula 1 İstanbul like it did in the other 17 cities. Its headquarters established in Austria, Atilla Doğudan, a Turkish businessman put his signature to many successes with his company. He established a catering company with a 50% partnership with the Turkish Airlines (THY) and this company is provides catering for THY. Catering for 60 airlines around the world, Atilla Doğudan by his company THY DO&CO İkram Hizmetleri A.Ş. (Turkish Airlines DO&CO Catering Services Corporation), which he established with 50% shares with the Turkish Airlines, bid for the Hatice Sultan and the Fehime Sultan mansions held by the Istanbul City Private Administration (İstanbul İl Özel İdaresi) to rent them for TL 450.000 monthly. Thus, he gave a signal that he will do grand business in Turkey.

12
Aydın Soysal / DİAGEO
Aydın Soysal / DİAGEO

Diageo, 1997 yılında GrandMet ile içecek şirketi Guiness`in birleşmesiyle kurulmuş. Markanın ismi Diageo, Latincede gün anlamındaki `dia` ve Yunanca dünya anlamına gelen `geo` kelimelerinden geliyor. 1996 yılında Türkiye`ye gelen Diageo`nun ürün grubunda premium viski Johnnie Walker, dünyanın en çok satan votkası Smirnoff, Avrupa`nın ve Türkiye`nin en çok satan viskisi J&B, dünyanın en çok satan premium cini Gordon`s ve en çok satan premium likörü Bailey`s yer alıyor. Dünyaca ünlü markanın Türkiye pazarındaki efsanevi yerinde hiç kuşkusuz Diageo Türkiye Genel Müdürü Aydın Soysal’ın payı büyük.. Profesyonel çalışma hayatına Kirchman Corporation`da Müşteri İlişkileri Müdürü olarak başlayan Soysal, Gillette şirketinde insan kaynakları ve satış departmanlarında çeşitli görevler aldı. 1997 yılında Satış Operasyonları ve Geliştirme Müdürlüğü görevini üstlendi. 1998 yılında o zamanki adıyla United Distillers şirketinde, Yurtiçi Satışlar Müdürü olarak Diageo ailesine katıldı. Şubat 2002'de başladığı Diageo Türkiye Satış Direktörlüğü görevi kapsamında, tüm satış kanallarının yöneticiliğini yürüttü. 2001 yılından bu yana Diageo’nun başında olan Ulrich M. Melzer’in Alman Ve Avusturya bölümünün başına genel müdür olarak atanmasından sonra Soysal, 2005 yılında Diageo’nun Türkiye Genel Müdürü oldu.. Ve her zaman yaptığı atılımlar ve güçlü ortaklıklarla dikkati çekti..

Diageo was founded in 1997 with the merging of the Grand Met and Guinness. The label Diageo comes from “dia” which means day in Latin and “geo” which means world in Greek. Diageo, which entered to the Turkish market in 1996, has the premium whiskey Johnnie Walker, world’s bestseller vodka Smirnoff, Europe’s and Turkey’s bestseller J&B, world’s bestseller premium gin Gordon’s and the bestseller liquor Bailey’s among their products. Chairman of Diageo Turkey, Aydın Soysal definitely plays an important role in the success of the brand in the Turkish market. Soysal entered the business world by working at Krichman Corporation as a client relations manager and worked at Gillette at the human resources and sales departments. In 1997, he became the sales operations and development manager. He joined the Diageo family in 1998, which was United Distillers back then, as the national sales manager. In 2002, as the Diageo sales director, he managed the sales of the company. Soysal became the general manager of Diageo Turkey in 2005, after Ulrich M. Melzer became the manager of the company’s German and Austria division. He always drew attention with his ventures and strong partnerships.

Aydın Soysal / DİAGEO Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
Aykut Ferah / REDBULL Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
13
Aykut Ferah / REDBULL
Aykut Ferah / REDBULL

Ünlü bir pazarlamacı olan Dietrich Mateschitz, bir iş görüşmesi için gittiği Tayland’da yerlilerin şişelerce içtikleri bir sıvı ile kendilerini uyanık tuttuklarını keşfeder. Tayland dilinde ‘Kırmızı Boğa’ anlamına gelen Krating Daeng isimli maddenin tadını alan uyanık pazarlamacı, ürünü alarak Avusturya’ya getirir ve yeniden formüle ederek piyasaya sürer. İçerisinde vücut kimyasını değiştiren maddeler içeren bu etkili içecek kısa sürede ‘hit’ oldu. Avusturya’dan sonra Almanya ve İsviçre pazarına girdi. İspanya, Doğu Avrupa derken 1999 yılında Amerika’da satışa sunuldu. Enerji içeceği sektöründe dünya genelinde 150 civarında marka bulunmasına rağmen Red Bull’un yükselişinin altında bu ilginç içeceğin efsaneye dönüşmesi yatıyor. Çünkü Red Bull cinsel gücü artıran, vücuda canlılık kazandıran, performansı yükselten bir iksir olarak lanse ediliyor. Aslında yalan da değil yani. Red Bull’un yaptırdığı araştırmalar sonucunda, fiziksel ve zihinsel performansı artırdığı, her spor dalında özellikle konsantrasyon, hızlı reaksiyon ve dayanıklılık gerektiren spor dallarında vazgeçilmez bir içecek olduğu, performansı yüzde 25 yükselttiği belirlenmiş. Kısaca kendini iyi hissetme düzeyini yükseltiyor insanın. Sabaha kadar uyanık kalmak zorunda olan eğlence mekanları müdavimlerinin yanı sıra, sporcular arasında da çok tutulan bir içecek. Aslında enerjiye ihtiyacı olan herkes, işadamı, ev hanımı, öğrenciler bu içeceği tüketiyor. İçeceğin enerji ihtiyacını karşılamasının yanı sıra diğer malum etkilerinin oldukça fazla olduğu tahmin ediliyor. Zaten Red Bull’u efsane yapan da kulaktan kulağa dolaşan bu şehir efsaneleri. Türkiye ise bu efsanevi içecekle 1998 yılında Rizeli bir ailenin oğlu olan ama Avusturya’da büyüyen Aykut Ferah sayesinde tanıştı.. ‘Red Bull kanatlandırır’ sloganıyla Türkiye pazarına giriş yapan enerji içeceği kendi alanındaki alanın neredeyse % 95’ini elinde bulunduruyor.. Red Bull'un Türkiye distribütörlüğünü 300 başvuru arasından kazanan Aykut Ferah Redbull’u Türkiye’de marka yapabilmek için bir çok sıkıntıya ve engele göğüs gerdi.. Her seferinde değişik stratejiler uygulayarak Redbull’un önündeki engelleri teker teker kaldıran Aykut Ferah bir dünya markasının yıldızının nasıl daha da çok parlatılacağını herkese göstermiş oldu..

Famous market man Dietrich Mateschitz, goes to Thailand for a business negotiation and discovers that the natives drink bottles of a liquid to keep themselves awake. The argus eyed marketman had the taste of the component Krating Daeng, which means ‘Red Bull’ in Thai, he takes the product and brings it to Austria and puts it on the market after formulazing it again. This effective drink, which has ingredients changing the body chemistry, became a ‘hit’ in a short time. It entered German and Switzerland markets after Austria. Then came Spain, East Europe and in 1999 it was being sold in the United State of America. Although there are about 150 brands in the worldwide energy drink sector, what lies under Red Bull’s rise up is this interesting drink’s becoming a legend. positioned as sexual power arouser, refreshing the body and elevating performance. In fact this is not a lie. Red Bull had researches done which determine that it rises physical and mental performance, concentration especially at sports branches, an indispensable drink for sports branches which require fast reaction and endurance, it raises performance by 25 %. Briefly it raises human’s level of feeling good. Beside the frequenters of entertainment places who have to stay awake until the morning, it is also a popular drink for the sportsmen. As a matter of fact, anyone who needs energy such as businessmen, housekeepers, students consume this drink. Besides, it makes up for the energy need, the other known effects are guessed to be rather in excess. These urban legends are carried by word of mouth and makes Red Bull a legend. Turkey met with this legendary drink in 1998 by courtesy of Aykut Ferah, who is the son of a family from Rize but grew up in Austria. The energy drink entered theTurkish market with the slogan ‘Red Bull puts wings on you” and almost has the 95 % of the market share. Aykut Ferah won the distributorship of Turkey among 300 applications and he faced many difficulties and obstacles to make Red Bull a brand in Turkey. Applying different strategies each time, Aykut Ferah diminished all those obstalces against Red Bull one by one and showed everyone how to shine a world brand more.

14
Barış Tansever / SUNSET
Barış Tansever / SUNSET

Dünya Devlet Başkanlarından, dünyaca ünlü sanatçı ve işadamlarına kadar, yaptıkları mesleklerde başarılı olmuş insanların İstanbul’daki durağı olan Sunset, 15 senedir her sene kendini geliştiren ve “zamana karşı duran” bir İstanbul klasiği. Barış Tansever tarafından yaratılan bu İstanbul klasiğinin tarihsel gelişimleri ise şöyle sıralanıyor: 1994 Sunset İstanbul’un ilk Kaliforniya mutfağı sunan restoranı, özellikle kömür ızgarasındaki steak’leri ilgi çekiyor. 1996 Yabancı misafirlere yönelik Türk mutfağından özel lezzetler menüye ekleniyor. 1997 Sunset ekibini eğitim amaçlı New York’a götürüyor. 1998 Gastronomi oscarlarını dağıtan James Beard Vakfı tarafından New York’a sunum yapmaya davet ediliyor. 1999 Türkiye’nin Japon lokantaları dışında Sushi Bar’ı mutfağına ekleyen ilk restoranı. Aynı sushi şefleri ilk günden bu yana Sunset’de çalışıyor. 2002 Baharatlarını ilk defa kendi bahçesinde yetiştiriyor. 2002 Zagat Survey tarafından yapılan araştırmalarda Avrupa’nın en iyi restoranları arasında yer alıyor. 2004 yılında Türkiye’nin en değerli şarap koleksiyonunu TMSF’den satın alıyor. İlk defa Fransız bir Sommelier’i bünyesine katıyor. 2006-2007 Dünyaca ünlü Nobu restoranın master şefi HİROKİ TAKEMURA’yı misafir şef olarak bünyesine katıyor. Halen şef Takemura’nın lezzetleri ayrı bir menü olarak sunuluyor. 2008 Dünyaca ünlü Türk sanatçısı BURHAN DOĞANÇAY ile özel bir çalışma neticesinde sanatçının “Kurdeleler Serisi” Sunset için Villeroy&Boch tarafından özel olarak üretilen tabaklarda yer alıyor. 2009 Zagat tarafından hazırlanan araştırmada Avrupa’nın en iyi restoranları arasında yer alıyor. İstanbul’da otel restoranları hariç toplamda en yüksek puanı alıyor.

From the presidents in the world to world-wide known artists and businessmen, people who had success at their jobs prefer to stop by at Sunset in Istanbul, the place that has been developing itself for 15 years and is a “standing against time” Istanbul classic. The chronicle development of this Istanbul classic, created by Barış Tansever, is listed below: 1994 Sunset is the first restaurant in Istanbul serving Californian cuisine, especially char-grilled steaks draw attraction. 1996 Foreign guests oriented special tastes from Turkish cuisine are added to the menu. 1997 Sunset takes its team to New York for education. 1998 It takes an invitation to New York for a presentation by the James Beard Foundation which hands out the Gastronomy Oscars. 1999 Turkey’s first restaurant to add Sushi Bar to its cuisine aside from the Japanese restaurants. 2002 It starts growing spices in its own garden for the first time. 2002 It takes place among Europe’s best restaurants after a research made by Zagat Survey. 2004 Turkey’s most valuable wine collection is bought from the Savings Deposit Insurance Fund (TMSF-Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu). A French Sommelier is employed for the first time. 2006-2007 World-famous master chef of Nobu Restaurant HİROKİ TAKEMURA comes on board as a guest-chef. Chef Takemura’s tastes are still served on a separate menu. 2008 After an exclusive work with world-famous Turkish artist BURHAN DOĞANÇAY, Villeroy&Boch produces special plates for Sunset that have Doğançay’s “Ribbons Series”. 2009 It takes place its among Europe’s best restaurants after a research made by Zagat Survey. It scores the highest point in Istanbul except for hotel restaurants.

Barış Tansever / SUNSET Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
Betina Hakko - Candan Kıramer / B&C Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
15
Betina Hakko - Candan Kıramer / B&C
Betina Hakko - Candan Kıramer / B&C

Candan Kıramer ve Bettina Hakko’nun masa kurma sanatına olan tutku ve bilgi birikimleri, onları ofislerinin ön tarafında satışa yönelik bir butik açmaya yöneltti.. Bettina Hakko ve Candan Kıramer’in stilize, ses getiren parti ve organizasyonları onları Türkiye’nin en çok bilinen düğün ve davet düzenleyicileri haline getirdi.. İmzalarını attıkları işlerin unutulmaz olabilmesinin, kuvvetli hayal gücü, yaratıcılık kabiliyeti ve mükemmel bir uygulama ile başarılabileceğini benimseyen ikilinin butiğinde ayrıcalıklı bir hediyeden özel üretim keten servislere aksesuarlardan evinizde hazırlayacağınız davetinizdeki yemek masanızın süslerine kadar en son trendleri bulabilirsiniz. 12 kişiden 1200 kişiye kadar yurtiçi ve yurtdışında başarılı organizasyonlar gerçekleştirmiş olan ikilinin müşterileri arasında Türkiye’nin elitleri, devlet mensupları ve kraliyet aileleri yer almaktadır.

Candan Kıramer’s and Bettina Hakko’s passion and interest in the art of dining, led them to open a little boutique in the entrance of their offices. Bettina Hakko’s and Candan Kıramer’s stylized and colourful parties and events made them the most sought after wedding and event organizers. They state that imagination, creativity and a perfect application makes their events memorable. At their boutique, you can find the latest trends from custom made linen table cloths to accessories and special gifts to decorate your table for your special evenings. Turkey’s most elite, politicians and bureaucrats and royal families are among the clients of the duo, who have organized events for 12 to 1200 people in Turkey and abroad.

16
Burak ve Doruk Kaya / KAYA HOLDİNG
Burak ve Doruk Kaya / KAYA HOLDİNG

1975 yılında kurulan Kaya Holding A.Ş, kurucusu Burhanettin Kaya'nın ileri görüşü, sahip olduğu vizyon ve belirlediği hedeflerle, inşaat, turizm, finans, petrol, perakende ve içecek sektörlerinde ülke çapında ve uluslararası alanda faaliyet gösteren uzmanlaşmış bir şirketler topluluğu.. Bugün konularında uzman 12 şirketi, 2000'i aşkın profesyonel kadrosu ile İnşaat, Turizm, Finans, Petrol, restoran zinciri işletmeciliği ve sigortacılık alanlarında faaliyet gösteren şirket yönetimi babalarından devralan Burak ve Doruk Kaya kardeşlerin yönetiminde.. KAYA HOLDİNG 'in iş alanları bugün artık sadece Ülke sınırları ile bağımlı kalmamakta, yurt dışında kurulan şirketleri ile uluslar arası alanda yayılmış bulunmaktadır. Aynı zamanda holding, konularında uzmanlaşmış uluslar arası şirketlerle ortaklık kurarak onların bilgi ve deneyimlerini kendi yerel piyasa bilgi ve deneyimi ile birleştiren bir strateji izlemektedir. Bu bağlamda konularında dünyanın önde gelen şirketleri ile özellikle yurt içinde ortaklıklar kurulması ile, yeni iş alanları yaratılmakta ve bunun ötesinde ülkeye yabancı döviz girdisi sağlanmaktadır. Izlenen bu strateji çerçevesinde Almanya'nın önde gelen Seyahat ve Turizm firması NECKERMANN ile yatırım ortaklığı ve yine dünyaca ünlü American Restaurant zinciri HARD ROCK CAFE İNTERNATIONAL ile franchising anlaşmaları gerçekleştirilmiştir. Ayrıca Holding yurt dışına açılma politikası çerçevesinde 1997 yılında İsviçre, Hollanda ve Avusturya'da bir dizi seyahat acentası satın almış ve aradan geçen kısa zaman içinde İsviçre'de faaliyet gösteren Sultan Reisen A.G adlı seyahat acentasını İsviçre'nin Türkiye'ye turist getiren en büyük seyahat acentası durumuna getirmiştir. Kaya Grubu'nun tam 26 yılda ulaştığı konum ve farklı sektörlerde ulaştığı başarılar, planlı, tutarlı ve etkili bir calışmanın sonucu olarak elde edilmistir. Holding, gelecekte, tüm faaliyet alanlarında güçlü ve güvenilir yapısıyla sağlıklı büyümesini sürdürmeyi hedeflemektedir.

Kaya Holding Inc. was founded in 1975 and is an specialized group of companies country- wide and on the international stage at sectors like construction, tourism, finance, oil, retail and beverage; with foreseeing, owning vision and determining targets by its founder Burhanettin Kaya. Now with its 12 qualified companies and more than 2000 professional staff; the company which shows activity in construction, tourism, finance, oil, restaurant chain administration and insurance sectors, is managed by Burak and Doruk Kaya brothers who took the management over from their fathers. The business fields of Kaya Holding is not just limited within the country borders today, it has spread to international fields with the companies established abroad. At the same time the holding establishes a partnership with specialized international companies and applies a strategy that combines their know how & experiences with its own local market know how & experience. So by establishing partnerships especially in Turkey with leading companies in the world, new business fields are created and beyond that foreign money is brought to our country. As part of this strategy, investment partnership is made with Germany’s leading travel and tourism company NECKERMANN and franchising agreements have been made with American restaurant chain HARD ROCK CAFE INTERNATIONAL. Also the holding acquired several travel agencies in Switzerland, the Netherlands and Austria within the policy of spreading abroad; and after a little while the travel agency operating in Switzerland called Sultan Reisen A.G. became the biggest agency that brings tourists from Switzerland to Turkey. The position Kaya Group reached in 26 years and the success they had at different sectors have been achieved after a planned, consistent and effective work. The holding aims to continue its healthy growth in the future in all activity fields with its strong and trustworthy structure.

Burak ve Doruk Kaya / KAYA HOLDİNG Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
Beyti Güler / BEYTİ Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
17
Beyti Güler / BEYTİ
Beyti Güler / BEYTİ

1945'lerde Küçükçekmece'de temiz ve sade bir mekanda başlayan Beyti öyküsü, günümüzde Florya'daki 450 kişilik doğaya saygılı bir mekanda sürüyor.. Kralları, başbakanları, film yıldızlarını, dünya sosyetesini zaman zaman ağırlayan Beyti, her gün yüzlerce kişiye, en lezzetli etleri sunabilmenin en güzel servisi yapabilmenin huzurunu ve keyfini yaşıyor. Belki de, Türkiye'de "et"e ismini veren ilk ustalardan olan BEYTİ GÜLER, bu haklı ününü öncelikle etleri kendisinin bizzat seçmesi ve özel yöntemlerle dinlendirip terbiye ederek, kömür ateşinde pişirmesine borçlu. "Etin En İyi Piştiği Yer.." sözü Beyti için söylenmiştir’ diyen Beyti Güler, ‘Yarım asırdır disiplinle, çalışkanlıkla ve saygıyla Türk ve Dünya basınında bize layık gördükleri yere rastlantı ile gelmedik, işimizi severek yaptığımız için bu sözleri hak ettiğimizi düşünüyoruz.’ şeklinde konuşuyor.. Evet, etin en iyisi özel dinlendirme ve terbiye yöntemleri, kömür ateşi ve tertemiz bir ortamda sıcak sıcak servis... Bu gelenek daha uzun yıllar sürecek. Çünkü Beyti Güler ve oğulları her an işlerinin başındalar.

The story of Beyti started in 1945’s in Küçükçekmece as a clean and plain place, today it continues in Florya at a humble to nature place accommodating 450 people. Hosting kings, prime-ministers, film stars, and world’s high society from time to time; Beyti has the pleasure of serving the most delicious meat and giving the best service to hundreds of people every day. Being maybe the first chef to give his name to “meat” in Turkey, BEYTİ GÜLER owns this reputation to chosing the meat in person, marinating them with his special methods and grilling them on char coal. “The statement: The place where the meat is grilled best. belongs to Beyti” says Mr. Beyti Güler and adds; “We came up to an honourable and respectable level in the Turkish and international press, not by chance but with our attitude full of respect, discipline, hard work.” Yes, the tradition owes its fame to Beyti's using prime choice meat, applying special marinating techniques, instant serving from the charcoal-grill and presenting a clean and pleasant atmosphere. This tradition is here to stay thanks to the gentle care of Beyti and his sons.

18
Burak Türeci / BT
Burak Türeci / BT

‘Bu sektörde faaliyet gösteren aile firmamızda çalıştıktan sonra, kendi şirketim olan bT’yi kurmaya karar verdim. Yıllar içerisinde edindiğim deneyimlerden faydalanarak, bT markasının kurumsal oluşumunu, doğru adımları doğru zamanlarda atarak başlattım. Profesyonel bir çalışma ekibiyle birlikte yürüttüğüm bu çalışmalar, bT’nin ileriye dönük büyüme ve gelişme vizyonunu da beraberinde getirdi. Bu süreç içerisinde ise kuruluşundan bugüne kadar temelinde olan değerler ve sinerji hiçbir zaman değişmedi. Markamızın bugüne kadar büyüyerek gelişinde bu değerlerin önemi çok büyük. bT, ithal alkollü içki sektöründe, sermayesinin tamamı Türk olan bir firma olarak, en hızlı ve en istikrarlı gelişen şirket oldu. Markalaşma sürecinde, yeni pazar arayışlarını sürdürmek, dünyanın önde gelen Dom Perignon, Hennessy, Moët&Chandon, Glenmorangie, Cutty Sark, Belvedere, Russian Standard gibi markalarını bT çatısı altında buluşturmak marka oluşum sürecini hızlandırdı ve bugünkü başarılı bT markasını hazırladı. İçki sektöründeki dünya markaları da Türkiye’deki temsilciliğini seçerken bT’nin bu istikrarlı büyüme sürecini yakından takip etti ve doğru bir karar verdi. bT, Türkiye için olduğu kadar uluslararası arenada da kabul gören önemli bir marka olma sürecini başarıyla geçirdi ve bugüne geldi.’

‘After working at our family company, which is active in this sector, I decided to set up my own company bT. I started the institutional structuring of the brand bT by taking the right steps at the right time with the help of experiences I gained in years. The studies I did with a professional team brought along the forward looking growth and vision of bT. In this span beginning from the establishment of the company until today the basic values and synergy has never changed. These values have a great impact on the growing existence of our brand to be carried to today. In the alcoholic beverages sector, bT became the most rapidly and constantly growing company among those who have a all Turkish capital.Searching for new markets, acquiring brands like Dom Perignon, Hennessy, Moët&Chandon, Glenmorangie, Cutty Sark, Belvedere, Russian Standard under the same umbrella, it accelerated the process of branding and prepared today’s success of the brand bT. Worldwide brands made right decision in choosing their representative in Turkey by watching this stable growing process of bT closely. bT accomplished the process of being a nationally and internationally recognized brand and reached today.’

Burak Türeci / BT Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
Bülent Eczacıbaşı / KANYON Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
19
Bülent Eczacıbaşı / KANYON
Bülent Eczacıbaşı / KANYON

Kanyon, salt bir “bina” değil, İstanbul’un sokak kültürünü yeniden tanımlayacak bir “mekan” olarak tasarlandı. Kanyon’un kurum kimliği ve tarzı, projenin başından beri çok net olarak ortaya konulmuştu. Yapılan her çalışma, yer alacak markaların seçimi ve mekan tasarımları bu yaklaşıma uygun olarak yürütüldü. Kanyon’un kamuoyuna tanıtımı da, insanları yeni bir konseptle tanıştırmayı, aynı yaşam tarzından hoşlanan bir insanlar grubu yaratmayı ve onların alışveriş alışkanlıklarını değiştirmeyi hedeflemekteydi. Büyük reklam kampanyaları yapmak yerine, insanların birbiriyle konuşurken Kanyon’dan, burada yaşadıkları deneyimden bahsetmesi tercih edildi. Bugün bu hayalimizin çok hızlı bir şekilde gerçeğe dönüştüğünü görüyoruz; daha iyi bir kentli yaşam hayalimizi paylaşan dostlarımızın sayısı her gün artıyor. İstanbul’da İstanbulluları cezbedecek birçok mekan ve imkan var; ancak, herkes yaşamın yoğun temposunda, alışverişi, eğlenceyi, dostlarla birlikte olmayı birarada yapabileceği ve aynı zamanda iyi vakit geçirebileceği mekanlar arıyor. Böyle bir yer bulduklarında da gönülden bağlanıyorlar. Kanyon’un temel amaçlarından biri “kentsel vaha” konsepti çerçevesinde bir “semt” oluşturarak bir buluşma noktası haline gelecek, insanların o alanda birarada bulunmaktan keyif alacakları bir mekan yaratmaktı. Kanyon, mimari özellikleri ve İstanbul’un hem alışveriş hem de sosyal yaşamına kattığı ayrıcalıklarla, açıldığı günden beri İstanbullulardan büyük ilgi görüyor. Ayrıca, ziyaretçilere sürprizler de sunuluyor; bir bakıyorsunuz bir konser bir bakıyorsunuz bir parti düzenleniyor. Başından beri, burada alışverişin ötesinde bir yaşam alanının yaratılması, “Kanyon”un marka olarak kabulünü sağlayan çok önemli bir etken oldu. Diğer taraftan, markayı yaşatan en önemli unsurun insan olduğuna inanıyoruz. Kanyon’u temsil eden, dışarıya dönük yüzü olan personelin ziyaretçilerle iletişiminin kalitesine çok önem veriyoruz. Tabii, fiziksel ortamın kalitesi üst düzeyde tutulmaya, yaşam alanlarının temizliği, ziyaretçilerin güvenliği gibi hizmetlerde en ileri noktaya ulaşılmaya çalışılıyor.

Kanyon is not just a “building”, it was designed as a new definition of “place” for İstanbul’s street culture. Kanyon’s corporate identity and style was very clearly defined from the beginning of the Project. Every work realized, choosing the brands that were to take place and the inner space designs were executed according to this approach. Kanyon’s PR launch aimed to introduce people with a new concept, to create a group of people who shared the same tastes and to change their shopping habits. Instead of big advertisement campaigns, we preferred that people talked about Kanyon and their experiences there, when they were chatting amongst each other. Today we see that our dream has rapidly come true, every day the number of friends, who share our dream of a better city life, increase. In İstanbul there are many attractions and a lot of places and facilities for the city’s people; but in a hectic pace of life, everyone is in search of places where they can shop, entertain, do things together with their friends and at the same time have a good time. When they find the right place, they connect to it from the heart. One of Kanyon’s targets was to create a meeting point acting as a “neighbourhood” in the frame of a “city oasis” concept where people enjoyed being together at the place. With its architectural features, Kanyon has attracted a lot of attention from İstanbul residents since the day of its opening for the privileges it brought to both social life and shopping. Besides, many surprises await the visitors, one day you see a concert, the other day a party. From the beginning, creating a living space beyond being a shopping area had a great impact for Kanyon’s acceptance of becoming a brand. On the other hand, we believe that the most important factor in keeping it alive is the people. We give great importance to the quality of communication between the visitors and the personnel, who are the outer face representing Kanyon. Of course, we try to keep the physical surroundings at a top level, and try to reach an advanced level of services such as visitor security, and a clean living area.

20
Canan Yaka / CANAN YAKA
Canan Yaka / CANAN YAKA

Markamı yaratırken sayın annem Mualla Özbek’ten devralmış olduğum atolyeyi günün koşullarına göre yeni baştan değişime soktum. Bu değişimi yapmadan önce, hitap edeceğim hedef kitlesini seçip ona göre yani hedef kitlemin istekleri doğrultusunda, hareket ettim. Analiz gücümü maksimumda kullandım. Markamı yaratırken pazarın ne istediğini anlamaya ve ona göre hareket etmeye çalıştım. Yaratıcılığımı ve şahsiyetimi hedef kitleme açık bir biçimde tanıttım. İşime olan saygımı ve sevgimi yitirmeden, her gün bir amatör gibi öğrenmeye açık, bir öğretmen gibi sabırlı, uzun saatler boyu araştırma yaparak ve devamlı kendimi geliştirmeye çalışarak ve pazarın değişimlerini yakından takip ederek markamı korudum.. Çocuğuma markamı devam ettirebilmesi veya kendi markasını yaratabilmesi için mesleğimle ilgili en iyi eğitim olanaklarını sağladım.Ve eğitim sonrası benimle beraber çalışma imkanı yarattım.Tabii ki basta bir anne sonra da bir iş kadını olarak Allah’tan dileğim onun da en az benim kadar meslek hayatında başarılı olmasıdır.’

While creating my brand, I changed my workshop, which I took over from my dear mother Mualla Özbek, all over again due to today’s conditions. Before doing this change, I decided to move in accordance with the requirements of my target audience which I will adress to. I used my analysis power at the maximum. I tried to realize what the market wants and move according to this while creating my brand. I introduced my creativity and personality clearly to my target audience. I protected my brand without losing my respect and love to my job, every day eager to learn like an amateur, patient like a teacher, making studies for long hours, trying to update myself all the time and following the changes of the market closely. I obtained the best education possibilities to my daughter about my job to carry on my brand or so that she can create her own brand. And after education, I gave her the chance to work with me. As a mother and a business woman, I wish that she can be as successful as me at her professional career.’

Canan Yaka / CANAN YAKA Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
Caroline Koç / HAREMLİQUE Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
21
Caroline Koç / HAREMLİQUE
Caroline Koç / HAREMLİQUE

Bugünlerde en sıkı takip edilen markalardan biri olan Haremlique’e nefes veren Caroline Koç, Osmanlı’nın ve istanbul’un zengin kültüründen ilham alarak, haute couture bi rev markası yaratmak üzere yola çıktı.. Şimdi ise çatısı altında nevresim takımları, havlu ve bornozlar, uyku giyisileri, özel kokulu mumlar, sabunlar, hatta tekstil ürünlerinin bakımı için ütü suyu bile bulunan bir markanın sahibi o.. Haremlique, mevcut faaliyeti dışında, tekne ve özel mekanların ‘kişiye özel’ tekstil ürünleriyle dekore edilmesi hizmetini de veriyor.. Topkapı Sarayı’nın demir pencereleri, bazen bir Franszı toile de jouy sanatçısının eserlerini Osmanlı’ya uygulayarak inanılmaz ürünler yaratan ve sunan Haremlique de kendi dalındaki marka elçilerinden biridir..

Caroline Koç; who gave life to one of the most popular brands nowadays, Haremlique, hit the road to create a haute couture home brand inspired by the rich cultures of Ottoman and Istanbul. Now she owns a brand that has duvet covers, towels and bathrobes, night gowns, aromatic candles, soaps, even ironing water for the textile products care. Besides its present activity, Haremlique gives the service for the decoration of boats and special places with particular textile products. Haremlique is one of the brand delegates in its own branch, that creates and presents unbelievable products such as iron windows of Topkapı Palace or sometimes by applying a work of a French toile de jouy artist to the Ottoman.

22
Cem Boyner / BEYMEN
Cem Boyner / BEYMEN

Osman Boyner, 60’lı yılların sonunda Türk insanına yepyeni ürünler sunmak ve giyim sektörüne imzasını atmak amacıyla yola çıktı.. Hedefi, Türkiye’de olmayanı gerçekleştirmekti.. Bu nedenle de hazır giyim sektörüne girmek üzere çalışmalarına başladı.. Osman Boyner, uzun süren araştırmalar sonunda, modacı arkadaşı Kerim Kerimol ve İtalyan modaevi sahibi Silvano Corsini’nin işbirliğinde Beymen’in ilk tohumlarını attı.. Beymen’in, kendi etiketiyle ürünlerinin sunulduğu ilk mağazası ise 1971 yılında Şişli’de açıldı.. Büyük ilgi gören erkek koleksiyonunun ardında, kadın koleksiyonu ve 1985’de spor giyim anlayışına farklı bir boyut getiren Beymen Club koleksiyonu eklendi.. Daha sonra devreye Cem Boyner girdi ve Boyner Holding ile Beymen’in Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı ve Benetton markasının Türkiye ortaklığını aldı. Mısır, Rusya gibi ülkelerde de mağazalar açarak dünya pazarına girmeye çalıştı. Temmuz 2005 itibariyle Beymen. Türkiye’nin alanında lider şirketi konumuna ulaşmış durumda.. Beymen, bugün yaklaşık 33.000m2’yi kapsayan 33 mağazası ile yılda 2.5 milyon müşteriye hizmet veriyor.. Yaratıcı düşüncenin gücünü, üstün kaliteyle birleştiren Beymen, kendi koleksiyonlarının yanı sıra, yüzlerce dünya markasını da çatısı altında tüm müşterilerinin beğenisine sunuyor..

At the end of 60’s Osman Boyner hit the road with the aim of offering new products and putting his signature to clothing industry. His target was to make the non-existent in Turkey come true. That is why he started to work to enter the ready wear sector. At the end of long researches, the first seeds of Beymen was planted as Osman Boyner collaborated with his fashion designer friend Kerim Kerimol and Italian fashion house owner Silvano Corsini. The first store, where the products had Beymen’s own label, was opened in Şişli in 1971. After high demands on the man collection; the woman collection and Beymen Club, which brought a different concept for the sports wear in 1985, have been added. Later on Cem Boyner stepped in and he was posted as the Chairman of the Board for Boyner Holding and Beymen, and the Turkey partnership of Benetton. He tried to enter the world markets by opening stores at countries like Egypt, Russia, etc. As of July 2005, Beymen became Turkey’s leading company in its field. Today Beymen gives service to its 2,5 million customers annually with its 33 stores covering around 33,000 m2. Joining the power of creative thinking and high quality, Beymen presents hundreds of brands around the world to all its customers, right along with its own collections.

Cem Boyner / BEYMEN Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
Cem Hakko / VAKKO Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
23
Cem Hakko / VAKKO
Cem Hakko / VAKKO

Vitali Hakko, Hayatım Vakko kitabında da bahsettiği gibi, "sıfırdan değil, sıfırın altından" yarattı Vakko’sunu. Daha çocuk yaşlarda belliydi girişimci ruhu, inovatif yapısı. Yedi yaşında mahallesinde "Vitali’nin Yedikule Sineması"nı kurmaya çalıştı. Gaz lambası düşüp, filmler alev almasaydı, belki de sinema endüstrisindeki bir duayeni yazıyor olacaktık. Ama kader onu Vakko’ya doğru sürükledi. Çıraklık, tezgahtarlık, vitrin dekorasyonu derken, askerlik sonrası 21 yaşında Vakko tarihinin ilk temelini attı. Hilafetten Cumhuriyet rejimine geçildiği, halkın ne giyip ne giymeyeceğinin telkin edildiği dönemde ihtiyacı gördü. Atatürk’ün getirdiği inkılap ile yıldızı yükselen "şapka" üretimine başladı. Beyoğlu’nda açtığı Şen Şapka mağazasında Atatürk’ün hemşiresi Makbule Hanıma bile düzinelerce şapka sattı. Anadolu’da öyle bir örgütlendi ki, teftiş için gittiği Konya’da "Şapka Ağamız geldi" diye karşılanır oldu. Ancak o dönem, II. Dünya Savaşına giren İtalya ile ticari ilişkinin kesilmesi ve şapka üretiminde kullandığı hasır şeridi ithal edememesi, sonrasında Vitali Hakko’nun farklı bir üretime geçmesine vesile olacaktı. Öyle de oldu. Bir gün Boncukçuyan adındaki dostu, "Siz şapka satıyorsunuz, bu da sizin kaleminizdir" diyerek sandık dolusu eşarp verdi Vitali’ye. Şaşılacak bir şey oldu. Bir hafta içinde tüm eşarplar tükendi. Vitali’nin kafasındaki yeni ürün, temelini bulmuştu. Kardeşi Alberti de yanına alan Vitali, Şen Şapkayı unuttu. 1938’de Vitalinin V’si, Albert’in A’sını alıp VA, sonra da bunu soyadları ile birleştirip VAKKO yaptılar. Şapka, eşarp ve hazır giyim derken bugünlerin lüks giyim markası Vakko işte böyle doğdu. Marka uzmanlarına göre de Vakko’nun bugüne kadar Türkiye’de izlediği marka stratejisi ve kendini konumlandırmada doğru adımlar attı. Ve ekiple de daha çok büyüdü.. Vakko artık Vitali Hakko’nun yıllarca tek başına sırtladığı Vakko değil.Ekiple çalışılıyor ve bu nedenle şimdi Vakko ilk halinden çok daha büyük bir marka..’

Vitali Hakko, as he describes in his book “Vakko: My Life” created his brand Vakko “not even from scratch, but from even less”. His entreprenuer and innovative soul was evident even when he was a child. He tried to establish “Vitali’s Yedikule Movie Theater” when he was seven. We could have been writing about a movie master, if the gas lamp did not fall and burn film reels. After his apprenticeship, his salesclerk years and completing his military service he took the first step to create Vakko. He provided for the public during the transition from the Caliphate regime to the Republican regime, when the new mode of dressing was introduced to the Turkish people. He started manifacturing “hats” which became popular with Atatürk’s reforms. He even sold Atatürk’s nurse a dozen of hats at his shop “Şen Şapka” in Beyoğlu. He established his brand in Anatolia so well that he visited Konya for an inspection, there he was welcomed as the “Hat master”. But during those years, Italy’s entrance to the World War II subsequently hindered commerce and left Vitali Hakko without a provider of straw mat ribbons he used for manufacturing hats and led Vitali Hakko to opt for a different manufacturing line. One day his friend Bonçukcuyan gave him a box full of scarves remarking: “You’re selling hats, this is one of your sales items, too”. Amazingly, all sc arves were sold in a week. Vitali’s new product, had been established in his mind. Vitali, taking his brother Alberti along left Şen Şapka behind. In 1938, they created the brand VAKKO, borrowing the V from Vitali, the A from Alberti and added them to their last name. With hats, scarves and ready to wear clothing within their inventory this is how the luxury clothing brand VAKKO was born. Trademark specialists state that Vakko’s business strategies and organization were always succesfull. Vakko is not a singular effort of Vitali Hakko anymore: now it is a joint effort of a team and thus Vakko has become a much greater brand.

24
Cemal Turgut / DRAGON
Cemal Turgut / DRAGON

Dragon’un kurucusu Cemal Turgut, İngiltere’de turizm eğitimi gördükten sonra adaya dönen bir Kıbrıslıdır. 1974 yılından sonra Girne’de Anbellia isimli tatil köyünün barını işletirken, (daha sonra eşi olan) kız arkadaşı Çinli Kerwah’ın yaptığı Çin yemeklerini beğenen arkadaşlarının teşvik etmesiyle 1977’de Girne’nin “Eski Türk Mahallesi”nde Dragon ismini taşıyan lokantayı açtı. Lokantanın Hong Konglu bir şefi vardı. O yıllar Türkiye’ye Çin sosları ithal edilmediği ve Türkiye’de Çin yemekleri bilinmediği için Kıbrıs’a giden Türkler bu lokantayı pek beğenirdi. İstanbul Hilton’un o zamanki müdürü Spitinger, Cemal Turgut’u Türkiye’ye çağırdı. Otelin altında yer gösterdi. 1987’de Hilton’da Cemal Turgut ile ortağı Ergun Yücebıyık’ın açtığı Dragon hâlâ faaliyette. Yaz aylarında Reina’da yazlığı açılıyor. Şimdilerde Çin mutfağı tanındığı, Çin sosları kolaylıkla ithal edildiği için çok sayıda benzeri açıldı. Bu lokantaların mutfağında da Uzakdoğulu şefler çalışıyor. Mekanı marka haline getiren Cemal Turgut şimdi Kıbrıs’ta fakat ortağı Ergun Yücebıyık ‘Dragon’ isminin önüne başarılı sıfatlar ekleyerek markasını devam ettiriyor..

Dragon’s founder Cemal Turgut is a Cypriot who returned back to the island after having a tourism education in England. After 1974, while he was running a holiday village called Anbellia in Girne, people liked his Chinese girlfriend then (to be his wife) Kerwah’s Chinese meals, and after the encouragement of people, he opened the restaurant called Dragon at Girne’s “Old Turkish District” in 1977. The restaurant had a chef from Hong Kong. At the time Chinese sauces were not imported to Turkey and Chinese food was not known in Turkey, Turks going to Cyprus liked this restaurant a lot. The manager of Istanbul Hilton at that period Spitinger, invited Cemal Turgut to Turkey and showed him a place under the hotel. Dragon that Cemal Turgut and his partner Ergun Yücebıyık established at Hilton in 1987 is still running. Summer branch is open in Reina at summers. Nowadays Chinese cuisine is known and Chinese sauces are easily imported, many numbers of similar ones are opened. Chefs from Far East work at the kitchens of these restaurants. Cemal Turgut who turned the place into a brand is now in Cyprus, but his partner Ergun Yücebıyık continues its brand adding successful titles near the name ‘Dragon’.

Cemal Turgut / DRAGON Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
Cemalettin Sarar / SARAR Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
25
Cemalettin Sarar / SARAR
Cemalettin Sarar / SARAR

‘Sarar Şirketler Grubu; hazır giyim üretiminden büyük mağazacılığa, ev tekstilinden otomotiv ticaretine, sigortacılıktan bilişime kadar çok sayıda sektörde faaliyet gösteren ulusal bir topluluktur. Sarar erkek, kadın, Sartoria, Interview, CCS Sarar ve ev tekstili markamız Sarev mevcut. Ev tekstilinde dünya pazarında Türkiye'nin tanınırlığını ve sahip olduğu önemli gücü, bu alanda yatırımlar yaparak artırmanın gerektiği inancındayız. Bu nedenle, Sarar Grup olarak "Sarev" markası ile ev tekstili sektöründe yer almayı ve markalaşmayı uygun gördük ve 2005 yılı Ekim ayı itibari ile Eskişehir’de SARAR Ev Tekstili Fabrikası'nı kurduk. 2000 yılında da; Avrupa Birliği ülkelerinde markalaşma ve satış pazarlama amaçlı ‘Sarar Europe Gmbh’ şirketini kurduk. Sarar’ın Avrupa operasyonları, bu şirket tarafından yapılmaktadır. Yine aynı amaçlar doğrultusunda ABD operasyonlarını düzenlemek ve yönetmek üzere 2001 yılında ‘ Sarar USA’ kuruldu. Çin’de de Sarar Trading Co. şirketimiz var. Markalaşmanın yolu globalleşmekten geçiyor. Markalaşma sürecine girdiğimizden beri markalarımızın bilinirliği daha da arttı, gün geçtikçe daha da büyüyoruz. Reklam ve Pr faaliyetlerimiz ile ilgili olaraktan 15 yıldır profesyonel bir reklam ajansı ile çalışmalarımızı yürütüyoruz. İletişim ve pazarlama faaliyetlerimizi doğru yönde kullanarak, markamızı doğru konumlandırarak markamızı koruyoruz.’

Sarar Group of Companies is a national ensemble active in many sectors, from ready wear production to store management, from home textiles to automobile trading, from insurance to IT. We have the brands Sarar Man, Sarar Woman, Sartoria, Interview, CSS Sarar and home textile brand Sarev. We believe that in international home textiles market, Turkey’s recognition and power should be increased by investing in this area. For this reason, we agreed on taking a place in the home textiles market and creating a brand “Sarev” and as of October 2005 we established SARAR Home Textiles Factory in Eskişehir. In the year 2000, we established the company “Sarar Europe Gmbh” in European Union countries with the aim of branding and marketing. Sarar’s Europe operations are run by this company. Again for the same purposes, Sarar USA was established in 2001 for running and managing the operations in the United States of America. And in China we have the company Sarar Trading Co. The way for branding is on the path of globalisation. Since we entered the phase of branding, the recognition of our brands increased, and every passing day we become bigger. We have been working with a professional advertisement agency for 15 years for our advertisement and PR activities. We maintain our brand by launching our communication and marketing activities on the right track and placing our brand in the right position.

26
Cenan Abas Sel / CASHHİMİ ÇANTA
Cenan Abas Sel / CASHHİMİ ÇANTA

Cenan Abas Sel, aslında Boğaziçi Üniversitesi Uluslararası Ticaret Bölümü mezunu... Ancak o ticarete atılmak yerine modayı tercih ediyor. Üniversiteyi bitirdikten sonra Şapka Ertekin Bey’den Harbiye’deki Şamdan Bar’ın bir bölümünü kiralıyor. Burada kendi tasarımları olan, sadece el örgüsü ve üzeri işli kazaklar satmaya başlıyor. Bu iş o kadar büyük ilgi görüyor ki kazaklarını Amerika’ya pazarlaması için teklif geliyor. Siparişin çok fazla olması gözünü korkuttuğu için son anda anlaşmadan vazgeçiyor. Daha sonra kazak yerine çanta tasarlıyor. Çantalarını Amerika’ya götürüyor. Yapılan görüşmelerde tasarımlar çok beğeniliyor ve böylece Sel, ilk siparişini almış oluyor. Bugün ise Casshimi markasının altında sattığı çantalar Paris Hilton, Condoleezza Rice gibi önemli isimlerin kolunda. Sel, Hilton’un Casshimi marka çantalarla tanışma hikayesini ise şöyle anlatıyor: “Paris Hilton bir güzellik yarışması için Türkiye’ye geldi. Biz de kendisinin geleceği gün tatlı su levreğinden yapılmış bir çantayı odasına hediye olarak koyduk. Çantayı çok beğenen Paris, akşam güzellik yarışmasına ve Reina’ya giderken kullanmak üzere bizim çantalardan satın almak istediğini söyleyince, kendisine beş örnek sunduk. Hepsini alınca şaşırdım. Çünkü böyle celebrity’ler ancak belli paralar karşılığı sizin malınızı kullanır.” Hiç kuşkusuz Sel’in bu kadar başarılı olmasının altında yatan en büyük etken yaptığı işi çok sevmesi... “Daha deriyi elime aldığım andan itibaren nasıl bir tasarım çıkaracağım o anda kafamda oluşuyor” diyor. Kalıpları tek tek elleriyle çıkarıyor. Günde 15 saat, haftanın 6 günü çalışıyor. Çantayı müşterinin kolunda gördüğü an bütün yorgunluğunu unuttuğunu anlatıyor. Çantalarında piton, krokodil, tavuk bacağı, devekuşu, devekuşu ayağı, somon balığı, tatlı su levreği, tilki, organik deri ile yıkanmış deri kullanıyor. Şimdilerde Avrupa’da yapılacak büyük bir defileye hazırlanıyor. Sel’in tasarımları Ortadoğu’dan da büyük ilgi görüyor. Sel’in en büyük hayali ise günün birinde tasarladığı çantaları Angelina Jolie ve Sharon Stone’un kolunda görebilmek. Öte yandan Casshimi’nin evlere servis ve online satış hizmeti de bulunuyor.

Cenan Abas Sel is actually a graduateof the International Trade Department of the Bosphorus University. But she preferred fashion as her line of business. After graduating from university she rents a part of Şamdan Bar in Harbiye from Mr. Şapka Ertekin. She starts to sell hand-knit, embroidered sweaters at that shop. This business attracts so much attention that she receives a request to market her sweaters in the Unites States of America. She rejects to sign a deal at the last moment because she gets afraid that she might not be able to provide the high demand. Later on, she designs bags instead of sweaters and takes them with her to the States. Her bags win approval and thus Sel, receives her first order. Today, the bags she sells under the brand Casshimi are used by celebrities and politicians such as Paris Hilton and Condoleezza Rice. Sel, tells us the story of how Paris Hilton met Casshimi bags: “Paris Hilton came to Turkey for a beauty contest. We put a bag made from perch in her room as a gift. Paris admired the bag and when she told us that she wanted to purchase some of our bags to carry it at the beauty contest and her visit at Reina, we presented her five bags. I was surprised when she bought all of them. Because celebrities like her usually get paid to use a product.” The most important factor of Sel’s success is definitely her love for her work. “I can envision my design the moment I touch leather.” She cuts the models herself. She works 15 hours a day, 6 days a week. But she says that she forgets her exhaustion the moment she sees her customer carrying her bag. She uses leather washed with python, crocodile, chicken legs, ostrich, ostrich legs, salmon perch, fox and organic leather. Nowadays she is preparing for a big fashion show which will take place in Europe. Sel’s designs raise approval in the Middle East, as well. Sel’s greatest dream is to see one of her bags carried by Angelina Jolie and Sharon Stone. On the other hand, Casshimi offers delivery and online services, as well.

Cenan Abas Sel / CASHHİMİ ÇANTA Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
Cengiz Abazoğlu / CENGİZ ABAZOĞLU Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
27
Cengiz Abazoğlu / CENGİZ ABAZOĞLU
Cengiz Abazoğlu / CENGİZ ABAZOĞLU

‘Moda serüvenim çocukluk yıllarıma dayanır. Babam Sultanhamam’da tekstilciydi. Toptan kumaş ticareti yapardı. Annem ve kız kardeşlerim modaya çok meraklıydı. Onların arasında benim yaratıcılığımı keşfeden ailem oldu. Okul yıllarımda defterlerime yaptığım kız resimleri – o zaman onlara öyle derlerdi – uzun yıllar sonra böyle bir meslek yapacağımın sinyallerini veriyordu adeta. Annem bunun sanata karşı bir ilgi olduğunu keşfedip, babamla beraber eğitimime bu alanda devam etmem için karar almışlardı. Çavuşoğlu Koleji’nden mezun oldum. Pek iyi bir öğrenci değildim. Zar zor okulumu bitirdim. Her yaz Heybeliada’ya giderdik. Bütün arkadaşlarım adada eğlenirken ben babamdan önce işe iner kumaşlara kavuşmak isterdim.13 yaşında iş hayatında bu kadar sevdalı olmak pek de görünür bir vaka değil galiba. Çok şanslı bir çocukluk dönemim oldu. Varlıklı bir ailenin çocuğuydum. Hiçbir zaman kendimi ya da ailemi geçindirmek için değil, kumaşları çok sevdiğim için yaz tatillerinde işe gidiyordum. Benim için önemli olan o desenlerin nasıl çıktığı ve o kumaşlardan ne ürettikleriydi. ilk gençlik yıllarımda tüm kız arkadaşlarım onlarla alışverişe çıkmamı isterlerdi. Annemin arkadaşları özel bir davete katılacakları zaman mutlaka fikrimi sorarlardı. Modayla ilgili eğitim almadım. Çekirdekten yetiştim. Kumaşlarla ilgili çok iyi bir bilgi birikimim olduğuna inanıyorum. İlk yaptığım tasarım kumaş tasarımıydı. Bize bağlı çalışan desinatörlere ben de fikirler veriyordum. Desenler ve renklerle ilgili detaylar söylüyordum. Onlar da uyguluyorlardı. Babam Bursa’ya bensiz gitmezdi. Daha sonra babama kumaş tasarımının ve pazarlamasının bana yetmediğini söylediğimde çok bozuldu. Onun tüm hayali işlerini bir gün bana devretmekti. Bir firmada yardımcı tasarımcı olarak girmek istediğimi söylediğimde bana ‘Ben Arif Abazoğlu’nun oğlu başka bir firmada çalışıyor dedirtmem’ deyince araya annem girdi. Annem fikirleriyle babamın bu konuya daha sıcak bakmasını sağladı. Yani, modaya ilk atılışımda annemin önemli bir yeri olduğunu söyleyebilirim. Ailemin tanıdığı bir firmada yardımcı tasarımcı olarak çalışmaya başladım. Daha ilk gün oraya gittiğimde firma sahibinin annesi bana ‘Baş stilistten çok şey öğreneceksin!’ dedi. Yani sanki ben bir şey bilmiyormuşum gibi. Bu söz bende bir tokat etkisi yarattı. O gün söz verdim. Bir gün öyle bir marka yaratacağım ki, siz bana uzaktan hayranlıkla bakacaksınız. Aslında hırslı biri değilim ama mesleğimde öyleyim. Yoksa 23 yaşında Türkiye çapında tanınan biri olmazdım.’

“My fashion adventure started in my childhood. My father had a textile products shop in Sultanhamam. He sold wholesale fabrics. My mother and sister were interested in fashion. My family discovered my talent. The sketches of girls I drew in my school notebooks – that is what they used to call them back then – pointed to my future career. My mother noticed that this was an inclination to art, and decided with my father to continue my education in this field. I graduated from Çavuşoğlu College. I was not a good student. I completed my studies with great difficulty. We used go to Heybeliada every summer. I went to the shop before my father to be among fabrics when my friends were having fun on the island. It was not a usual case for a 13 year old child to be so hardworking. I had a happy childhood. My family was wealthy. I never had to work to provide for my family; I worked during the summer holidays because I liked fabrics. I was interested in how they printed the patterns on the fabrics and what was made out of the fabrics. During my teenager years my girlfriends asked me to go shopping with them. My mother’s friends asked my opinion when they were to attend a special occasion. I have not been trained in fashion. I am a self-taught. I believe that I have a very good background knowledge on fabrics. My first design was fabrics design. I gave suggestions to designers who worked with us. I gave specific details for colours and patterns and applied them. My father never went to Bursa without me. When I told my father that I found his fabrics design and marketing inadequate, he got upset. He wanted to put me in charge of his business one day. When I told him that I wanted to be an assistant designer at another company he objected to me: “I will not let people say Arif Abazoğlu is letting his son work for another company.”. My mother intervened and changed my father’s idea. Therefore I can say that my mother played a great role in my fashion career. I started working at a company my family knew, as an assistant designer. On my first day at my new job, the company owner said “You are going to learn a lot from the chief designer” as if I knew nothing about designing. I was totally shocked by this remark. I swore that day to create such a label that everyone would envy me. I’m not an ambitious person but I am ambitious for my work. Otherwise I would not be a well-known person in Turkey at the age of 23.

28
Ceyda Erem / CNR
Ceyda Erem / CNR

‘CNR EXPO, 1993 yılında İstanbul Dünya Ticaret Merkezi (İDTM) tarafından ihaleye sunulan alanın CNR tarafından kiralanmasıyla, tek bir salon olarak hayata geçirildi. Düzenlenen ilk fuar, 2005 yılında PROMOTÜRK adını alan Eşantiyon Fuarı oldu. 1997’de 2. Hall, 1998’de 3. ve 4. Hall’ler, 2000’de de 5.-6.-7. ve 8. Hall’ler hizmete girdi. CNR EXPO bugün, 150.000 m² kapalı, 120.000 m² açık alanı ve 8 salonuyla Avrasya’nın en büyük fuar alanı unvanını taşıyor. Ülke ticaretini geliştirmek ve uluslararası platforma taşımak misyonuyla yola çıkışımızdan bu yana hep daha iyisini hedefledik. Yenilik ve atılımlarımızla hem ülkeyi hak ettiği fuar alanına kavuşturduk hem de yüzlerce müşterimizi hedefine ulaştırdık. Modern bakış açımız, güçlü altyapımız ve hizmet kalitemizle Türkiye’nin en etkin ticari platformunu oluşturduk. Tam 20 yıldır CNR EXPO olarak, firmalara müşterileriyle bire bir görüşme, ilişkilerini güçlendirme, ürün ve hizmetlerini en iyi şekilde tanıtma imkanı sağlıyoruz.’

CNR EXPO came to life in 1993 when CNR rented the area which was bid for a contract by Istanbul World Trade Center (İDTM) as only one hall. The first fair was a give away exposition named PROMOTÜRK in 2005. In 1997, the Hall 2, in 1998 Halls 3 and 4, and in 2000 the. Halls 5,6,7 and 8 were put into service. CNR EXPO is the biggest fair area of Eurasia with its 150.000 m² indoor, 120.000 m² outdoor areas and 8 Halls. Since we started with our mission of improving the country’s trade and bringing it to the international platform, we always aimed the best. With our innovations and progresses, we gave the country a fair place it deserves and we helped hundreds of our costumers in reaching their goals. We created the most effective commercial platform of Turkey with our modern point of view, powerful infrastructure and quality of our service. We, as CNR EXPO give companies the opportunities of contacting with their clients face to face, improving their relations and advertising their products and services in the best way for 20 years.

Ceyda Erem / CNR Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
Çiğdem Simavi / SUAV Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
29
Çiğdem Simavi / SUAV
Çiğdem Simavi / SUAV

Kültür ve Sanat Varlıkları Koruma ve Tanıtma Vakfı'nın (KÜSAV) Başkanı Çiğdem Simavi’nin yön verdiği galeride, günümüzün olanaklarıyla, geçmiş kültür zenginliklerinden esinlenilerek hazırlanmış yeni yorumlar ve tıpkıyapımlar, kültürel hediyelerin global pazardaki öneminin vurgulandığı ve kültür turizmine de büyük katkılar sağlayacak ürünler, Art Anatolia adı altında sergileniyor. Hitit, Bizans Osmanlı sanat eserlerinin mükemmel tıpkı yapımlarından başka, özel koleksiyonlara ait takılar, seçkin İznik, Kütahya seramik tıpkı yapımlar, bakırı altınlama sanatı olan Tombak işler, Osmanlı fenerleri galeride sergilenen eserlerden sadece bazılarıdır. Osmanlı masallarını süsleyen muhteşem gümüşler, eski kilise ve camileri aydınlatan şamdanlar, günümüzün usta hattatlarının ellerinden çıkma hatlar, fermanlar ve tuğralar orijinallerinden farksız tıpkı yapım örnekleri koleksiyonu oluşturuyor. Efes, Bergama, Manisa müzelerindeki tanrı başları ve sütun başlıklarının tıpkı yapımları ile Roma cam üfleme şişelerinden oluşan tıpkı yapımları, Arkeolojik eserler bölümünün seçkin parçaları,.Çini mürekkebiyle yapılmış Mevlevi tiplemeleri ve Fenerci Mehmed albümünden alınmış Osmanlı kostümlerini ve tiplemelerinin resmedildiği suluboyalar galerinin diğer görsel sanat eseri tıpkı yapımlarıdır. 19 yy. İstanbul görünümleriyle bezeli Pulat tepsilerin tıpkı yapımları, titizlikle seçilmiş tekstil örnekleri lavanta keseleri, oyalı şal ve örtüler, el tezgahlarında dokunmuş hamam havluları ve hamam taslarıyla, kilim ve kilimden yapılmış kullanım eşyaları ve diğer sürprizlerle galerimiz tam gün hizmet veriyor..

SUAV is the home of a magnificent selection of traditional artifacts from around the world. The Art ANATOLIA range was established by Çiğdem Simavi to offer the best in traditional Anatolian arts and crafts to a worldwide clientele. Here you will find perfect copies of Hittite, Byzantine and Ottoman Jewellery culled from private collections, exact reproductions of İznik and Kütahya tiles and pottery, "exquisite tombaks " - copper-gilt Ottoman items - and exact replicas of Ottoman finials, called "Alem" in Turkish. Elegant silverware from the Ottoman table sparkles in the light of huge candleholders from ancient churches and mosques. Our hand-painted calligraphy items - Tughras, imperial edicts, prayers - have been faithfully copied by a master calligrapher and reproduced on specially aged paper. Archaeological replicas include fragments of columns, pedestals and god-heads from the museums of Ephesus, Manisa and Pergamon. Sufi images in Indian ink stand beside watercolour copies from the album of costumes by Fenerci Mehmed depicting a variety of characters in their particular garb. Our carefully chosen items include excellent reproductions of ancient Roman "souffle " glass bottles, serge lanterns with embossed metal tops, copper " hammam " bowls and polychrome copper trays depicting various views of 19th century Istanbul. These and many more surprises are elegantly displayed in our stunning gallery. Lending its support to the cottage industry, the gallery offers an exclusive selection of hand-knitted strips suitable as colourful edging to elegant items of clothing or linen; a tastefully colourful range of these strips adorn the edges of our traditional hand-blocked cotton scarves. Our textiles include a selection of the finest wool shawls in sophisticated hues, cotton "hammam" towels and cushion covers inspired by antique tiles and carpets.

30
Dilara Tahincioğlu / D’LARA CHOCOLATIER
Dilara Tahincioğlu / D’LARA CHOCOLATIER

d’lara Chocolatier,Dilara Tahincioğlu Sel ve Berna Halaçoğlu tarafından 2004 yılında Ulus’ta hizmete açıldı.. Çikolatanın karşı konulmaz cazibesini, sınır tanımayan yaratıcılıkları ile birleştirerek, birbirinden lezzetli çikolataları, yurtdışından ithal ettikleri hediyelik objelerle şekillendiren iki kardeş, kişiye özel hediyeliklerle de adlarından sıkça bahsettirdiler.. Ve bu sayede marka olmayı da başardılar..

d'lara Chocolatier was opened in 2004 by Dilara Tahincioğlu Sel and Berna Halaçoğlu in Ulus. The two sisters brought the irresistibility of chocolate with their unbound imagination together and shaped their delicious chocolates with gifts they imported from abroad. They also made a name with their custom made gifts and thus succeeded to become a label.

Dilara Tahincioğlu / D’LARA CHOCOLATIER Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
BURÇ CEMİLOĞLU / UNITIM Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
31
BURÇ CEMİLOĞLU / UNITIM
BURÇ CEMİLOĞLU / UNITIM

Onun öyküsü Diyarbakır'dan Londra'ya uzanıyor. Kalabalık bir ailenin üç erkek çocuğundan bir tanesi. Baba siyasete meraklı, 12 yıl belediye başkanlığı yapmış. Burç Cemiloğlu ise Maarif Koleji'nde okumuş. Dönemin siyasi olayları gereği, baba oğlunu biraz Diyarbakır'dan uzaklaşsın diye Londra'ya göndermiş. İngiltere`nin Manchester kentinde tekstil mühendisliği eğitimini tamamlamış. Dönerken çok yakın bir arkadaşıyla farklı bir kararda birleşmiş: `Kesin dönüş yaparken herkes `yolcu beraberi` hakkını buzdolabı, çamaşır makinesi, televizyon gibi ev eşyaları için kullanıyor. Biz 10 tane dikiş makinesi götürelim, birlikte bir iş yaparız.` Cemiloğlu, 10 dikiş makinesiyle Türkiye`ye dönmüş. Ancak, arkadaşı son anda karar değiştirmiş: `Çok varlıklı bir ailenin kızıyla evleniyorum. Seninle ortak işe girmekten vazgeçtim.` İş başa düşmüş, Burç Cemiloğlu, Bayrampaşa`da tuttuğu küçük dükkanı 10 dikiş makinesiyle atölyeye dönüştürüp, fason üretime geçmiş. Kısa süre sonra üretim alanını 500 metrekareye çıkarmış. Bu sırada ihracatı denemiş, başarıyı yakalayınca Almanya`da ofis açmış. 1980`lerin ortalarına doğru tekstil-konfeksiyon sektörüne giren Cemiloğlu, artık büyüme şansı yakalamıştı. İlk büyük fabrikasını İstanbul Yenibosna`da 40 bin metrekarelik alana kurdu. Bir yandan fason üretimde büyüyen Cemiloğlu, diğer taraftan şirketlerini Unitim Holding çatısı altında topladı. Kimileri fason üretim yaptıkları olmak üzere dünyaca ünlü markaları Türkiye pazarına da getirerek, perakende sektöründe de öne çıktı. Unitim`i son dönemlerde en çok gündemde tutan adımlardan biri Harvey Nichols gibi en pahalı ürünlerin yer aldığı mağazayı Türkiye`de açmak oldu. Unitim, benzeri bir hareketi de Londra`daki ünlü restoran Hakkasan`ı 8-10 milyon dolarlık yatırımla İstanbul`a çekerek yaptı. Unitim Holding`in bünyesinde dünyaca ünlü çok sayıda markanın temsilciliği, 200’ün üzerinde mağaza var.. Perakendeciliği Türkiye ile de sınırlı değil. Mağaza ve ofisleri Romanya, Bulgaristan, Rusya, Ukrayna, Kazakistan, Moldova ve Azerbaycan`da da giderek artıyor. Bu ülkelerde toplam 80 mağazaya ulaşmış bulunuyor. Unitim, her geçen gün markalaşma sürecini hızlandırarak, adının önüne yıldızlar ekletmeyi başarıyor..

His story traces back from Diyarbakır to London. He is one of the three boys of a crowded family. His father was interested in politics, he was a mayor for twelve years. Burç Cemiloğlu got his education in Maarif College. Because of the political incidents at that time, his father sent him to London so that he could stay away from Diyarbakır. He finished textile engineering in Manchester. When the time came to return back, he and his friend made a decision. While everybody took housewares like refrigerator, washing machine, television; these two friends brought ten sewing machines near them in order to do some business together.. Mr. Cemiloğlu turned back to Turkey with ten sewing machines. But his friend changed his mind at the last moment, because he was getting married with the daughter of a rich family and he refused to do business with him. Burç Cemiloğlu, all by himself now, rented a small shop in Bayrampaşa and with that ten sewing machines the place turned into an atelier where he started custom manufacturing. In a very short time the production area was enlarged to five hundred m2. Meanwhile he tried exporting, and after he was successful he opened an office in Germany. In the middle of 1980’s entering the textile - ready made clothes sector, Mr. Cemiloğlu now had the oppurtunity to grow. His first big factory was in İstanbul Yenibosna at a forty thousand m2 area. While he was growing at custom manufacturing, Mr. Cemiloğlu united all his firms at Unitim Holding. He came into prominence at the retail sector by bringing world famous brands to Turkey, in which some are the custom manufactured ones. The step that keeps Unitim popular these days, is to establish the store where there are the most expensive products like Harvey Nichols in Turkey. Unitim made a similar movement by bringing London’s famous restaurant Hakkasan to İstanbul with an investment of eight-ten million dollars. Within Unitim Holding there are representation of many world famous brands, and more than two hundred stores. Its retailing is not only in Turkey. Stores and offices in Rumania, Bulgaria, Russia, Ukraine, Kazakhstan, Moldova and Azerbaijan are also increasing up in number. There are a total of eighty stores in these countries. Unitim accelerates the branding process every day and achieves to add stars in front of its name.

32
Ebru Danyal / EBRU DANYAL
Ebru Danyal / EBRU DANYAL

‘Markamı gerçekten tam hayal ettiğim gibi adım adım yarattım. Hep peri masallarından çok etkilenirdim çocukluğumdan beri. Renklerimi, logomu, logom için yarattığım Ebrushka karakterine hayal dünyamdan yola çıkarak yarattım. Marka olmak zaman içinde gelişiyor tabi ki, marka olana dek kendi primi ben yaptım. En güzel pr şekli bence kulaktan kulağa yayılan. Türkiye’de Ebru Akel ile başlayan sponsorluklarım birçok ünlüye tasarımlar hazırlayarak büyüdü aynı zamanda çok fazla olmasa da yurtiçi katıldığım fuarlar ve sergiler markamı kitlelere tanıttı. Yurtdışında aldığım en iyi tasarımcı ödülü ise basında yer alarak beni beklediğim noktalara ulaştırdı. Yurtdışındaki başarılarımı katıldığım fuarlara, markamı yaratırken gösterdiğim özene ve müşterilerimle olan kişisel ilişkilerime bağlıyorum.’

“I created my brand just like I imagined it; step by step. Since my childhood, I have always been touched by fairy tales. I created my colours, my logo and the Ebrushka character, which I have created for my logo from my imaginary world. Becoming a brand happens in course of time, of course, I did my own PR by myself until my products became a brand. I think the best PR is by word of mouth. The number of my sponsorships, starting with Ebru Akel, increased as I designed many concepts for various celebrities. Although not many national and international expositions in which I took part have presented my brand to masses. ‘The Best Designer Award’ which I won at a foreign country appeared in the press and led me to the point I expected. I think the expositions in which I took part, the attention I paid as I created my brand and my personal relations with my customers are the reasons for my international success.”

Ebru Danyal / EBRU DANYAL Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
Ekrem Demirtaş / EFE RAKI Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
33
Ekrem Demirtaş / EFE RAKI
Ekrem Demirtaş / EFE RAKI

90'lı yıllarda Özal ile başlayıp, Demirel hükümetiyle devam eden ve Çiller'in başbakanlığında hız kazanan enerji ihalelerine girmek için İzmirli işadamları Elda Enerji'yi kurdular. Ama aradan 10 yıl geçmesine karşın elleri boş kalınca, Yönetim Kurulu Başkanı Ekrem Demirtaş, 400'ü aşan ortağını toplayarak kafasındaki fikri açıkladı: "Gelin Ege Bölgesi'ne, Türkiye'ye yeni bir yatırım kazandıralım. Bir ilki gerçekleştirelim. Türk insanın damak tadına uygun alternatif rakı yapalım..." Salonda derin bir sessizlik yaşandı, herkes birbirine bakıyordu. Önce İzmir'in ardından tüm bölgenin elektrik dağıtım ihalesine girmek için kurulan şirket yol ayrımına gelmişti. Bazı ortaklar itiraz etti, "Stratejimizden uzaklaşmayalım. Bu ihalelerin sonucu kısa sürede alınacak, bekleyelim" dediler. Çoğunluk Demirtaş'ın teklifini ilginç buldu ve konunun araştırılması için yönetim kuruluna yetki verildi. Demirtaş, bu fikri yakın çevresiyle zaten paylaşmış, gerekli hazırlıklar da yapılmıştı. Araştırmalar genişletildi, raporlar ortaklara sunuldu. En fazla sorulan soru şuydu: "Tekel'in tekel olduğu bir pazarda bu iş nasıl olacaktı?" Demirtaş, mikrofonu aldı ve başladı konuşmaya... "Yasa değişiyor... Gelin Türkiye'de rakı üretimi yapan ilk özel sektör şirketi olalım..." Rakamlar, grafikler, anlatılanlar, senaryolar herkesin hoşuna gitmişti; geriye düğmeye basmak kaldı. Üretim süreciyle birlikte 'isim' arayışı da başladı. Ortaklara danışıldı, öneriler alındı; sonuçta halkın belirlemesi istendi. 7 farklı isim ve 7 farklı rakı şişe önerisi üçe düşürülerek 491 ortaklı şirketin Genel Kurulu'na götürüldü. İsmi Efe, şişe ve etiketin de İngiliz içkilerine benzer olmasına karar verildi. Ve markalaşma süreci de o günden başlamış oldu..

Businessmen from İzmir founded Elda Enerji to take part in contracts which were initiated by Özal in the 90’s and continued with the Demirel government and picked up speed during Çiller’s prime ministry. But when they could not attain their goals after a 10 year effort, Chairman Ekrem Demirtaş gathered more than 400 shareholders and explained his idea. “Let us make a new investment for the Aegean region. Let us make an innovation and produce an alternative rakı that suits the Turkish peoples’ taste.” There was a silence in the meeting room and everybody was staring at each other. The company which established to provide energy to the whole region starting from İzmir came to a parting of ways. Some shareholders objected saying that they should follow their initial strategy and that they should wait for the results of the energy contracts. The majority found this suggestion interesting and gave the board the authority to make a research. Demirtaş had already shared his idea with his close friends and was prepared. After completing the research, the report was presented to the shareholders. There was a troubling issue though: “How could they do business in a market where TEKEL is a monopoly?” Demirtaş took the microphone and addressed to the shareholders: “The law is changing, Let us be the first private company to produce rakı in Turkey”. The statistics, the graphics, and the scenario pleased everyone. Now they just had to rest back and hit the start button. Along with the production process, a search for a “label” began. Shareholders were consulted, suggestions were made, but finally they wanted the public to choose a name. 7 names and 7 bottle designs were presented to the board of the 491 shareholders. Finally they decided to call the new rakı “Efe”, and the design of the bottle and the label to look like English liquors. And thus started the journey of being a label.

34
Emil Güzeliş / ZEN PIRLANTA
Emil Güzeliş / ZEN PIRLANTA

ZEN Diamond'ın kuruluşu, günümüzde de canlı tutulan ve kökleri 1890'lara uzanan bir aile kültürüne dayanıyor. ZEN Diamond markası, ailenin üçüncü kuşak temsilcisi Emil Güzeliş tarafından yaratıldı. Bugün İstanbul, New York, Antwerp, Dubai, Moskova ve St. Ptersburg’da kurulu ofisleri sayesinde Türkiye dışında da haklı bir üne sahip. ZEN Diamond, kendi özel tasarımcılarıyla, kendi fabrikalarında üretim yapıyor. Yıllık 300.000 adet mücevher üretimi ile Avrupa'nın en yüksek üretim kapasitesine sahip. 2005, 2006 ve 2007 yıllarında yaptığı ihracat ile sektöründe 1. sıraya yerleşti. Önümüzdeki dönemde de bu konumunu korumayı hedefliyor. Dünyada 3000'in üzerinde kuyumcuda ZEN Diamond ürünleri satılıyor, ayrıca 780 adet de ZEN Diamond Corner'ı mevcut. ZEN Diamond Mağazaları açılıyor... ZEN Diamond her yerde ışıldıyor... ZEN Diamond tüm Türkiye'de ve dünyada mağazalar zinciri kurmaya başladı. 25 yılda, 1000 mağazaya ulaşma hedefiyle yola çıkan ZEN Diamond, yıllardır pırlantalı mücevher sektöründe, üretim alanında edindiği deneyimi artık kendi adıyla açılacak mağazalarda yaşatıyor. ZEN Diamond Rusya ile başlattığı yurtdışı mağazalaşma sürecini Kıbrıs, Belçika, Romanya ve Kazakistan ile devam ettirdi. Azerbaycan da öncelikli hedeflerden bir tanesi. Yurt dışı mağazalaşma süreci New York, Barselona, Madrid, Londra, Dubai, Bahreyn, Sofya, Frankfurt, Berlin, Mekke, Lefkoşa, Bakü ve Milano’da devam edecek.

The founding of ZEN Diamond outstands the family culture which is kept alive today and its roots go back to the 1890’s. ZEN Diamond brand is created by Emil Güzeliş, third generation delegate of the family. Today it has a reputation outside Turkey by its offices established in Istanbul, New York, Antwerp, Dubai, Moscow and St. Petersburg. ZEN Diamond makes production at its own factories with its own special designers. It has the biggest production capacity of Europe producing its 300,000 units of jewellery annually. It rank first in it sector by its exports in 2005, 2006 and 2007. It aims to protect its location on the next period. ZEN Diamond products are sold over 3000 jewellery shops around the world and also there are 780 units of ZEN Diamond Corners. ZEN Diamond stores are opening... ZEN Diamond shines everywhere... ZEN Diamond started to open chain of stores in Turkey and around the world. Hitting the road with the target of opening 1000 stores in 25 years, ZEN Diamond now perpetuates its experience, which was gained in production area and brilliant jewellery sector for many years, at stores that will carry its own name. Starting in Russia, ZEN Diamond continued its establishment process abroad with Cyprus, Belgium, Romania and Kazakhistan. Azerbaijan is also one of the priority targets. The establishment process abroad will continue with New York, Barcelona, Madrid, London, Dubai, Bahrein, Sofia, Frankfurt, Berlin, Mecca, Nicosia, Baku and Milan.

Emil Güzeliş / ZEN PIRLANTA Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
Emre Ergani / BLACKK Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
35
Emre Ergani / BLACKK
Emre Ergani / BLACKK

Reklam sektörünün ünlü isimlerinden Alinur Velidedeoğlu ve pek çok popüler mekana imza atan işletmeci Emre Ergani ortaklaşa yarattıkları mekan gecce hayatında çoktan imparatorluğunu ilan etmiş bir mekan.. 2006 yılında Ortaköy'deki Tampa'nın içinde açılan Blackk'in isim babası Emre Ergani olmuş. İsim düşündükleri bir gün "hayatını siyahlarla yaşayan bir insan" dediği arkadaşı Alinur'a bakmış ve "Buldum. Black (siyah) olsun" demiş. 18 yıldır ağırlıklı olarak siyah giyen Velidedeoğlu da hemen onay vermiş. Black'e bir "k" daha ekleme fikri ise Bennu Gerede'den gelmiş. Böylece bu ismi dünya çapında tescil ettirmişler. "Blackk'te beklenmedik şeyler oluyor” diyen Emre Ergani ‘Olmaya da devam edecek.. Bir gecce burada Amerikalı dans grubuyla karşılaşabilirsiniz. Ertesi gecce ise şov yapan balerine rastlayabilirsiniz" diyor. Burası hayatın içindeki küçük mutlulukları size tattırmak üzere planlandı. Sürprizlerle dolu bir kulüp yani." Diyor.. Ergani Blackk’i şöyle tanımlıyor: ‘Burası yaşam zevki olan, klasik eğlenceden uzaklaşmak isteyenlerin tercihi.. Biz bu klubü açarken Türkiye'ye biraz New York'u, biraz Amsterdam'ı, biraz Londra'yı getirmek istedik. O yüzden buraya sadece gecce kulübü demek mekanın ruhuna haksızlık olur. Geccenizi tek kapıda geçireceğiniz bir mekan" Açıldığı günden bu yana ‘favori’ eğlence mekanlarından biri olan Blackk, kalitesi, eğlence anlayışı ve seçkinliğiyle gecce hayatının en önemli marka elçilerinden biri..

Alinur Velidedeoğlu, one of the famous names in the advertisement sector and Emre Ergani, an administrator who puts his signature to many popular places; together created a place which already declared that it is the empire of the night life. Emre Ergani named Blackk, which was established inside Tapma in Ortaköy in 2006. One day while they were thinking about the name, Mr. Ergani looked at his friend Alinur whom he calls as “the person living his life in blacks”, and says “I found it, Let’s call it Black.” Wearing dominantly black clothes for 18 years Mr. Velidedeoğlu approved right away. Adding another “k” to Black was Bennu Gerede’s idea. So they registered this name globally. ‘Unexpected things happen in Blackk.’ says Emre Ergani, ‘And it will continue to happen. One night you can find an American dance group here, the next night a ballerina with her show. This place was planned for you to taste the little felicities in life. A club full of surprises.’ Mr. Ergani describes it as: ‘Here is preferred by the ones who have taste of life and who want to get away from entertainment. While establishing this club, we wanted to bring a little New York, a bit of Amsterdam and some London to Turkey. This is why it is not fair to call this place just a night club. It is a place that you spend the whole night.’ Being one of the favourite entertainment places since the day it was opened, Blackk is an important brand delegate of the night life with its quality, entertainment concept and superiority.

36
Emre Ertürk / EMRE NY
Emre Ertürk / EMRE NY

Ertürk'ün, 1996 yılında Vakkorama mağazaları için özel tasarladığı Emre Ertürk imzalı tablo baskılı t-shirtler, bayan çanta, kemer ve anahtarlıklardan oluşan "Emre Ertürk Collection" ile ilk seri üretim macerası başladı. Emre Ertürk 1997 yılında film eğitimi almak üzere ilk defa New York’a geldi. 1999 yılında başvurduğu "Olağanüstü Sanatçı" kategorisindeki Green Card’a iki ay gibi kısa bir sürede hak kazandı. Ayni yıl New York'a yerleşmeye karar veren Ertürk bugüne kadar ilgilendiği bütün sanat dallarındaki birikimini ve eğitim bilgilerini bir araya getirerek hayalini kurduğu markasını kurmak üzere çalışmalarına başladı. Amerikan şirketlerinden çanta ve ayakkabı tasarımı yapma tekliflerini değerlendiren Ertürk 2000 yılında resmen EMRE NEW YORK markasını kurdu. Markanın ilk çalışması New Yorklu unlu bir sosyetik için özel yapılan köpek çantasıydı. 2000'li yıllarda başlayan ve halen dünyadaki akımların başında gelen süs köpeği besleme ve aksesuar trendinde NISCH market yakalayıp, dünyadaki ilk lüks kopek taşıma çantalarını tasarlayan Ertürk uluslararasi moda marketlerdeki yerini böylece aldı. Vogue dergisinden NY Post’a , Fox News’dan BBC News'e kadar bir çok yabancı basın EMRE NEW YORK'u Gucci ve Louis Vuitton'la kıyasladı. EMRE NEW YORK koleksiyonu kadın çanta, kemer, ayakkabı, Gym çantası, bebek çantası, şapka, eldiven, köpek çantaları, köpek kazakları ve tüm moda aksesuarları çerçevesinde devam ediyor.. EMRE NEW YORK'un başarı grafiği onun ünlü Hollywood yıldızı müşterileriyle her geçen gün daha da yükseliyor.. EMRE NEW YORK'un ünlü müşterilerinden bazıları Susan Sarandon, Milla Jovovich, Robert De Niro, Glenn Close, Britney Spears olarak sıralanabilir.

Emre Ertürk’s first mass production adventure started in 1996 with his “Emre Ertürk Collection” consisting of Emre Ertürk signed paintings imprinted T-shirt designs, women bags, belts and key rings. Emre Ertürk came to New York for the first time in 1997 for his cinema education. He acquired a Green Card only in two months after he had applied for the “Extraordinary Artist” category. He moved to New York the same year and brought all of his background on art branches he was interested in and his education together to create a label. While evaluating offers from American companies to design bags and shoes, Ertürk officially founded his label EMRE NEW YORK in 2000. The first design of the label was a dog bag for celebrities from New York. In the beginning of the 2000’s fancy dogs and luxury items have become popular. Ertürk found his NISCH market by designing dog bags catching the trend and entered the world fashion market by being the first designer in the world to design a luxury dog bag. EMRE NEW YORK was compared with Gucci and Louis Vuitton by the foreign press from the Vogue magazine to the New York Post; from Fox News to BBC News. EMRE NEW YORK’s designs now consist of women bags, belts, shoes, gym bags, baby hats, hats, gloves, dog bags, dog sweaters and all fashion accessories. EMRE NEW YORK’s success is growing ever greater with his famous clients from Hollywood. Some of EMRE NEW YORK’s famous clients are Susan Sarandon, Milla Jovovich, Robert De Niro, Glenn Close and Britney Spears.

Emre Ertürk / EMRE NY Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
Enis Güler / SEVİLEN ŞARAPLARI Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
37
Enis Güler / SEVİLEN ŞARAPLARI
Enis Güler / SEVİLEN ŞARAPLARI

Markamız, son 15 yıldır 70 yıllık sahip olduğumuz bilgi ve geleneklerin yeni çalışmalar ile harmanlanması sonucu yarattığımız bir karakter ve kişiliktir. Şarap kendi özünde sevgiyi, detayları ve sofistikasyonu barındırmaktadır. Ayrıcalıklı ve kendine has bir ürün olması en önemli özelliğidir markamızın. Şarabın kendi sofistikasyonu ve derinliği - kişiliği onu marka yapabilmektedir. Bizler, 3 Michelin starlı restaurant şefleri gibi biraz yaratmayı seven ve lezzet dünyasında yaşayan insanlarız, biz şarabı içmiyoruz tadıyoruz, ürettiğimiz ürün ruhunuza hitap etmeli keyif almalısınız, daha önce tatmadığınız ve tattığınızda unutamayacağınız bir lezzet vermeli. Urünümüz her zaman budur ve markamız her geçen gün güçlenmektedir.’

Our brand is a character, an identity we have been creating for the 15 years by combining a knowledge of seventy years and traditions together and blending them with the new work. Wine includes love, details and sophistication in its core. Our products’ most important feature is being privileged and unique to its own. The sophistication and profoundness – personality of the wine makes it a brand. We are people who live in the world of flavour and who love creating a little, just like 3 Michelin star awarded restaurant cooks; we do not drink the wine, we taste it; the product you produce should address to your soul, you have to enjoy it, it should give you a taste you never tasted before and you cannot forget. This is always our product and our brand gets stronger every day.

38
Erdem Kıramer / ERDEM KIRAMER
Erdem Kıramer / ERDEM KIRAMER

1968 yılında Nişantaşı’nda ilk salonunu açan Erdem Kıramer Türk kuaförüne hep en iyi örnekleri sunarak günümüzde Türkiye’de bir marka haline geldi.. Mesleki çalışmalarını yurtiçi ve yurtdışında sürdüren Kıramer yeni salonlar açtı ve zincirler oluşturdu. Erdem Kıramer kendi salonlarının yanı sıra dünyanın değişen akımlarını ve sistemlerini Paris merkezli olan Dessange Paris’i de Türkiye’ye getirerek kendi müşterilerine sundu. 1998 yılında Akatlar Mayadrom’da açtığı Dessange Paris’in ikinci şubesini 2004 yılında Göztepe’de faaliyete geçirdi. Erdem Kıramer ve Dessange Paris’in yanı sıra 2003 yılında L’oreal ile ortak hayata geçirilen EKİP by Erdem Kıramer salonları projesi daha uygun fiyat politikasyıla Erdem Kıramer’in kalitesinin birleştiği salonlar olarak ortaya çıktı.. ERDEM KIRAMER ayrıca gazete, dergi ve tv çekimlerinde, moda defilelerinde ve benzeri etkinliklerde ekibiyle birlikte dünyadaki saç modasını yansıtarak ne kadar bilinir bir marka olduğunu kanıtlamaya devam ediyor..

Opening his first saloon in 1968 in Nişantaşı, Erdem Kıramer always set the best example to Turkish hair dressers and today became a brand in Turkey. Continuing his business at home and abroad, Kıramer opened up new saloons and became a chain. Besides his own saloons, Erdem Kıramer introduced international trends and systems to his customers by bringing Dessange Paris, centred in Paris, to Turkey. Opening the first Dessange Paris in Akatlar Mayadrom in 1998, he launched the second branch in Göztepe in 2004. Besides Erdem Kıramer and Dessange Paris, in 2003 EKİP by Erdem Kıramer saloons were opened as a result of a project in cooperation with L’oreal with the policy of bringing Erdem Kıramer quality together with affordable prices. ERDEM KIRAMER also proves his brand recognition in taking place in newspapers, magazines, tv shoots, fashion shows and other similar activities with his team reflecting the world hair fashion.

Erdem Kıramer / ERDEM KIRAMER Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
Ergin Tanca / ERGİN TANCA Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
39
Ergin Tanca / ERGİN TANCA
Ergin Tanca / ERGİN TANCA

‘İlk basta pazarı iyi analiz ettim. Aynı zamanda rekabet içinde olduğum firmaları tanımaya ve onların zayıf ve güçlü yanlarını, kendi zayıf ve güçlü yanlarımla mukayese ettim. Böylece markalaşırken çizeceğim yolun ana hatlarını belirlemiş oldum.Sattığım ürünleri piyasaya tanıtırken şahsi fikirlerimi, hayat tarzımı ve kişiliğimi ön plana koydum. Stratejiler üretip rakiplerimden gerek verdiğim servis gerekse kalite açısından daha iyi olduğumu reklam ve promosyonlarla duyurdum. Stratejik ve planlı pazarlama ve reklam kampanyaları yaparak markamı, markalaştırdım.. Pazardaki değişimleri ve rakiplerimi yakından takip ederek kendimi günün koşullarına adapte ediyorum. Ekonomimizde yaşanan çalkantılara rağmen, markamın sunmuş olduğu kaliteyi her geçen gün daha fazla arttırmaya çalışıyorum.’

In the beginning, I made a thorough analysis of the market. At the same time, trying to get to know the companies I rivalled with, I compared their weakness and strengthes with mine. Thus, I defined the main lines of the way I was to walk on becoming a brand. When introducing the products to the market, my priorities were my ideas, my life style and my personality. Generating strategies, I announced that I was better in giving service and quality compared to my competitors by advertising and promoting. I made my brand a brand by strategic and planned marketing and by advertisement campaigns. I closely study the changes in the market and my competitors and adopt myself to the conditions of the day. Despite the volatilities in our economy, I try to improve the quality of my brand every passing day.

40
Erol Kaynar / SORTIE
Erol Kaynar / SORTIE

‘10 sene piyano dersi aldım, nefesli sazlarla uğraştım ama ya kabiliyetsizdim ya da çok haylaz; öğrenemedim bir türlü...’ Bu sözler başta Sortie olmak üzere birçok ünlü işletmenin sahibi Erol Kaynar’a ait. Küçük yaşlarda içinde yeşeren müzik aşkı onu ünlü bir müzisyen yapamamış ama şimdi ‘duayen’ olarak kabul edildiği eğlence sektörüne girmesinin de en önemli nedeni olmuş. ‘Üniversite yıllarındayken eniştem ve onun ortak olduğu şirket, Galata Kulesi’ni restore etti ve işletmesini aldı. Bana da orada iş teklif ettiler. Galata Kulesi’nde açtıkları restoranın her bölümünde çalıştım; depoculuk, kasiyerlik, DJ’lik yaptım. Daha sonra yöneticiliğini yapmaya başladım. Aslında biraz tesadüfen girdim bu işe.’ ‘Okul bittikten sonra işletmeciliği bırakıp turizm sektörüne geçmiştim. Halı, bakır gibi turistik eşyaları yurtdışına pazarlıyordum. 80 öncesi dönemde sağ-sol çatışmalarının yoğunlaşması turizm sektörünü sekteye uğratmıştı. Ben de o dönem Danimarka’ya yerleşip şirket kurdum. Türkiye’den aldığım malları bütün Kuzey Avrupa ülkelerine dağıtmaya başladım. Türkiye’yi özleyince 4 yıl sonra kesin dönüş yaptım. Ama işletmecilik ağır bastı sanırım, tekrar eğlence sektörüne döndüm. İlk olarak Fondü restoranı açtım. Çok özel bir restorandı, çok tutuldu; bir aylık kapalı rezervasyonla çalışıyorduk. İstanbul’un elit kesiminin de uğrak yeri olmuştu. Daha sonra otellerin yiyecek, içecek işletmeciliğini yaptım. Türkiye’deki en büyük yazlık diskoteği ben açtım.’ Ardından hepimizin bildiği o meşhur gecce klubünü açtı Kaynar.. Fransızca’da ‘çıkış’ anlamına gelen ‘Sortie’ açıldığı ilk günden eğlence hayatına damgasını vuracağını kanıtlar gibiydi.. Kimseyi de yanıltmadı.. Ne de olsa Erol Kaynar imzalı her yer kısa sürede marka olmayı başardı.. Bu işin sırrını Erol Kaynar şöyle açıklıyor: ‘Öncelikle işletmeyi açtığım lokasyonda bulunan insanların ne beklediğini iyi anlamaya çalışıyorum. Bir de yurtdışında trendi takip ediyorum. Türkiye’deki insanlar yeniliğe çok açık. Ben kendimi ölçü olarak alırım, bir mekâna girersem nasıl bir kahve, nasıl bir servis istiyorum, önce onu düşünürüm. Ve beni mutlu olan şeyleri uygulamaya geçiririm. Başarısız olup kapattığımız işletme hemen hemen hiç yoktur. Başarı ayrıntıda gizlidir, ben de ayrıntıyı iyi kullanıyorum.’

‘I took lessons for playing the piano for 10 years and tried wind instruments but I was either too untalented or too scamp. I couldn’t learn..” These words belong to Erol Kaynar who is the owner of many establishments including Sortie. His love for music at early ages didn’t make him a musician but caused him to enter the entertainment sector where he is accepted as a ‘veteran’. ‘During my university education, my brother in law and the company he had partnership has restored Galata Tower and took its administration. They offered me a job there. I worked at every department of the restaurant that they opened in Galata Tower; I was a storekeeper, counter clerk, dj, etc… Later on I became the manager. In fact I entered this business rather coincidentally.’ ‘After I finished the university, I quit managing and started to work in tourism sector. I was marketing touristic staff like carpet, copper abroad. Before the 1980’s, tourism sector came to a halt because of politic collisions. At that time I moved to Denmark and founded a company. I started dealing out the goods that I bought from Turkey to North European countries. After years I returned back when I realized I missed Turkey. But this time administration was dominant I guess, and I was back at the entertainment sector. First I opened Fondü Restaurant. It was a special one; it became so popular that we made reservations for the next month. It was the favourite place of the Istanbul’s high society. Then I made the food and beverage administrations for hotels. I established the biggest summer disco in Turkey.’ Later on, Mr. Kaynar founded that famous night club that we all know. ‘Sortie’ which meant ‘exit’ in French was proving to put its signature to the entertainment life since the day it was opened. No one was wrong. Since all places carrying Erol Kaynar’s signature became a brand in a short time. Erol Kaynar tells the secret of his success as; “First, I try to realize what people expect at the location where I established my enterprise. I also follow the trends abroad. People in Turkey are receptive to innovations. I take myself as an example; I try to think what kind of a coffee I’d want or what kind of a service I’d expect when I go to a place. Then I apply the things that would make me happy. There is almost no enterprise that we failed and shut down. The secret is hidden in the details, and I use the details very good.’

Erol Kaynar / SORTIE Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
Ertekin Dinçay / CAFÉ ERTEKİN Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
41
Ertekin Dinçay / CAFÉ ERTEKİN
Ertekin Dinçay / CAFÉ ERTEKİN

Ertekin Dinçay, 1992 yılında Ortaköy’de çok yakın arkadaşı olan HINCAL ULUÇ’un yoğun istegi üzerine CAFE DES THEATRES’I açtı.. Fransa’da yaşadıgı dönemdeki o meşhur evinde verdiği partileri artık bu küçük cafede vermeye başladı. Çok kısa zamanda ERTEKİN BEY’in de tanınan biri olması vesilesiyle cafenin içi ve dışı insanlarla doldu taştı. Kısa zamanda o kadar başarılı oldu ki, ‘Ertekin’ismi de marka haline geldi.. Kendine özgü verdiği partilerle CAFE DES THEATRES sosyetenin bir anda uğradığı gözde mekanlardan biri oldu. Önünden ne zaman geçerseniz geçin devamlı meşhur birini görebilirsiniz. 2009 yılında da kalitesinden ve kimliğinden hiçbirşey kaybetmeyen Café des Theatres’in Anadalu yakasındaki mekanı ise şöyle doğdu: Anadolu yakasında da bir mekan yaratmak isteyen ERTEKIN BEY’e yakın dostu RAHMİ KOÇ Kalamış Marina bünyesinde güzel bir alan sağladı ve böylece Ertekin, 2. mekanı ERTEKİN BAR’ı da açmış oldu.. 6 senedir sadece yazları hizmet veren 150 kişilik mekan muhteşem dekorasyonu, servisi, DJ performansı, müziğiyle bir anda Anadolu yakasında sayılı mekanların arasına katıldı. Son iki senedir hem yazlık hem de kışlık olarak hizmet veren mekan geccelere renk katmaya devam ediyor.

In 1992 Ertekin Dinçay opened Café des Theatres in Ortaköy after his close friend Hıncal Uluç’s insisting request. He started giving parties at this little café, like the ones he did at his famous house in France where he lived for a while. At a very short time, people started to brim over inside and outside the café since Mr. Dinçay was a public character. He became so popular in a very short time that, the name ‘Ertekin’ turned into a brand. With its peculiar parties Café des Theatres became one of the popular places that the high society visited. Whenever you pass by, you can see a celebrity inside. Café des Theatres, which did not loose anything from its quality or identity in 2009 also, has a place in the Anatolian side and its story of birth is like this: Rahmi Koç arranged a beautiful space at Kalamış Marina for his close friend Mr Dinçay, who wanted to create a new place on the Anatolian coast; and by this way Ertekin opened his second place called Ertekin Bar. The place housing 150 people and giving service only in the summer for 6 years suddenly became one of the respectable places in the Anatolian coast with its gorgeous decoration, service, dj performance and music. The place is suitable for use both in summer and winter for the last two years, and it continues to bring colour to nights.

42
Faruk Saraç / FARUK SARAÇ
Faruk Saraç / FARUK SARAÇ

18 yılda küçük bir butikten, İtalya'nın bile konuştuğu bir marka yaratan Faruk Saraç, Urfalı erkeklerin arasından çıkıp Türk sosyetesinin erkeklerini giydirdi, birçok ilke imza attı Faruk Saraç, Urfa'dan İstanbul'a üniversite eğitimi almak üzere yola çıktığında neler yapacağını hiç planlamamıştı. Ama tesadüflerle dolu hayatı ve çok inandığı iyi kaderi onu, bugün dünyanın moda başkentlerinden biri olan İtalya'dan teklif almaya kadar getirdi. ‘Ben biraz kaderci bir insanımdır. İyisi ve kötüsüyle rastlantının hayatımızda yeri vardır. Moda işine ilk girişim ise amcamın oğlunun yanına gidip gelmelerim ile başladı. Osmanbey'de bir kumaşçı dükkanı vardı. Yanına gittiğimde bana kumaşları tanıtırdı. Nu Pera'da birisinden alacağı vardı ve bu alacağa karşılık bu kişinin Nu Pera Çarşısı'ndaki dükkanına beni ortak etti. 1982 yılında ise ortaklıktan ayrılarak tek başıma Butik Faruk'u açtım. O tarihlerde butikçilik bizde hiç bilinmezdi. Önceleri dışarıdan getirdiğimiz malları satıyorduk.. Sonra 1986'da kendi mağazamı açtım. İtalya'da herkes adını soyadını mağazasına taşıyordu. Ben de bundan esinlenerek Faruk Saraç'ı kendi el yazı karakterime çok güzel oturtarak kullanmaya başladım. 1986 yılında bir gün bir anne ile oğul mağazamdan içeri girdiler. Kadın oğluna mezuniyet kıyafeti alacaktı. Ancak almadan gittiler. Ertesi gün geldi ve "Gençler marka sever ama siz marka olmasanız da kupunuz ve kumaşınız çok güzel" dedi. Ben de Faruk Saraç'ı bir marka yapmaya karar verdim. 24 saatin 18 saatini işiyle yaşayan biriyimdir. Bu kadar çok çalışınca başarılı olmamak mümkün değil. İşimi, namusum diyecek kadar da seviyorum. Bu da bana marka olma mükafatını veriyor..’

In 18 years Faruk Saraç created a brand from a small boutique to one even Italy acknowledges. Coming from the rural city Şanlıurfa he dressed the men of high society and broke new ground. Faruk Saraç had not yet planned his career when he came to Istanbul for his university education. But coincidences and his good destiny, as he believes, made him a label that receives offers from the world’s fashion center Italy. “I believe in destiny. Either good or bad, coincidences play an important role in our lives. I took interest in fashion during my visits to my cousin. He sold fabrics in Osmanbey. He spoke about fabrics during my visits. He gave me a share of a shop in Nu Pera Çarşı that he got in exchange for a debt. I left the partnership in 1982 and opened “Butik Faruk”. Back in those days nobody knew about boutique shops around here. Initially, I sold imported goods. In 1986 I opened my own shop. In Italy, people named their shops after their own last names. Influenced by this idea, I started to use Faruk Saraç in my own handwriting. One day in 1986 a mother and her son came to my shop to buy a suit for a graduation ceremony. They left without shopping. The following day the mother came again and said “Young people like to wear famous labels but although you not a label, your coupe and fabrics are very good.” Then I decided to make Faruk Saruç a label. I live with my work 18 hours a day. It’s impossible not to succeed when you work this hard. I love my work to such a degree, that I can call it my honour and thus I am rewarded by being a label.

Faruk Saraç / FARUK SARAÇ Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
Fatih Kıral / KRAL MOBİLYA Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
43
Fatih Kıral / KRAL MOBİLYA
Fatih Kıral / KRAL MOBİLYA

‘Çocukluğumdan beri mobilya sektörünün içinde olduğumdan, bilgi ve birikimlerimi kendi zevkimle birleştirerek ve en önemlisi çok çalışarak oluşturdum markamı. Markanızı kendi ad-soyadınızı kullanarak yaratmanız bir risktir. Ancak bunu da göze alarak adımı koydum markama. Bunun yanında marka olabilmeniz için gerekli kriterleri sağlamanız gerekiyor. Yaptığımız iş estetiğe dayalı yaşam mekânları yaratmak. Bu noktada kalite ve konfordan taviz vermediğiniz gibi, satış öncesi ve sonrası müşteri memnuniyetini de maksimumda tutmanız gerekiyor. Bunu sağladık. Markanızı korumanız için yukarıda belirttiğim hususlardan asla vazgeçmemeniz, kendinizi sürekli yenilemeniz, günün trendlerine uymanız ve konsept yaratmanız gerekiyor. Tüm bunlar için çok çalışıyoruz.’

‘I’ve been in the furniture industry since my childhood, that’s why I created my brand by joining my experiences and my taste, but especially by working hard. It is a risk to create your brand with your own name-surname. But I put my name to my brand by taking this risk. Furthermore you need to supply the necessary criterias to become a brand. Our job is to create life spaces based on aesthetics. At this point, we keep the customer satisfaction at the maximum level before and after sales, without compromising quality and comfort. We achieved that. In order to protect our brand; we should never give up the subjects mentioned above and we need to update ourselves continuously, adjust today’s trends and create a concept. We work very hard for all these.’

44
Ferit Şahenk / DOĞUŞ HOLDİNG
Ferit Şahenk / DOĞUŞ HOLDİNG

Girişimciliği, daima geleceğe yatırım yapmasıyla iş dünyasında özel bir yeri olan, insanın sermayeden daha önemli olduğuna inanan, Doğuş Grubu'nun ebedi başkanı Ayhan Şahenk’in felsefelerinden hiç ayrılmadan yolunu çizdi ve başarı grafiğini yükseltti.. Kulaklarından şu öğütler hiç eksik olmadı ve her marka yaratım sürecinde ‘bir tecrübe’ olarak faydalandı.. “Yolumu, yönümü hiç değiştirmedim. Ufkumu, hedeflerimi genişlettim. Kişiler ne yapmak ve ne olmak istediklerine ne kadar erken karar verip olgunlaşırlarsa, düşünmeye zaman ayırarak, iyi ve çok yönlü düşünmeyi öğrenir, yaşam felsefelerini doğrular ve gerçekler üzerine geliştirirlerse işlerinde başarı oranı ve bırakacakları eserlerde aynı oranda artar” “Önerim, yaptıklarınızla yetinmeyin, hiçbir konuda moralinizi bozmayın. Sorunlarla uğraşmayı zevkli hobiler, yarışmalar haline getirin ve asla yapmak istediklerinizden yapmayı kafanıza yerleştirdiklerinizden vazgeçmeyin.” “Mantık ve düşünce sınavını kazanan her tasarımınız zaman ölçeğinde bir gün mutlaka gerçekleşecektir.” “Ülkenize ve halkınıza yararlı olmanın, görevini yapmış olmanın vereceği huzur ve kıvanç, enerji potansiyelinizi yeniden ateşleyecek ve sizi amaçlarınız doğrultusunda yönlendirecektir.”

Following the philosophy of Ayhan Şahenk, who had a special place among the business circles for his entrepreneurship, investing in the future and who believed that people are more important than capital, Ferit Şahenk drew his path and raised the success graphics up. These advices were always in his ears, and every brand benefitted from them as “an experience” in its investment phase. “I never changed my way, my direction. I broadened my horizons, my targets. The sooner one decides what he wants to do, what he wants to be and gets matured, spares time to think, learns how to think sound and diversified, authenticates his philosophy of life and develops it on facts, the better his success in business and the works he leaves behind will be.” “My advice is that, do not settle for what you have done, do not feel down about anything. Turn problems into enjoyable hobbies or contests and never give up what you want to do or what you have in mind to do.” “Every design that passes the tests of logic and thought, will definitely become real one day, in the scale of time.” “The peace and elation of having served and be useful for your country and your people, will fire your energy potential again and will divert you to your aims.”

Ferit Şahenk / DOĞUŞ HOLDİNG Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
Fethi Ağralı / YKM Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
45
Fethi Ağralı / YKM
Fethi Ağralı / YKM

‘1950 yılında kurulan YKM, Sultanhamam’da Nuri Güven tarafından açılan ilk mağaza ile Türkiye’de çok katlı mağazacılığın temelini attı. YKM kurulduğundan bu yana her geçen gün büyüdü; Istanbul, Ankara, Izmir gibi büyük şehirlerde mağazalar açarak zamanla genişlemeyi sürdürdü. YKM’nin öyküsü, tek bir mağazadan Türkiye’nin ilk ve en büyük mağazalar zincirine uzanan, pek çok ilke tanıklık eden bir başarı öyküsü. Bu başarının ardında, yönetim kadrosundan, çalışanına kadar, koşulsuz müşteri mutluluğunu hedefleyen ve ilerlemeye yönelik özverili bir çalışma var. YKM, kurulduğu tarihten itibaren müşteri memnuniyetini ve alışverişi bir keyfe dönüştürmeyi hedefledi. Türkiye ile birlikte kendini sürekli yenileyerek ve yurtdışı trendlerini takip ederek çok katlı mağaza anlayışını ortaya çıkaran ilk marka oldu. YKM'nin misyonu öncü ve yaratıcı felsefesi ve koşulsuz müşteri memnuniyeti ilkesiyle ürün, hizmet ve markalarda farklılaşmak, alışverişi eğlenceye dönüştürmek ve "ilk"'lerini sürdürmek yoluyla sektördeki liderliğini devam ettirmek, verimlilik ve karlılığını arttırarak müşterilerine, hissedarlarına ve çalışanlarına değer yaratmaktır. YKM’nin hedefi, değişen alışveriş dinamikleri doğrultusunda, müşterilerinin beklentilerine ve ihtiyaçlarına en uygun ürün ve hizmetleri, doğru zamanda sunmaktır.’

YKM which is founded in 1905 created a infrastructure for multi-level stores in Turkey as Nuri Güven opened the first store in Sultanhamam. YKM grew bigger everyday since its opening; it kept expanding by opening new stores in big cities like Istanbul, Ankara and İzmir. The story of YKM is a story of success, which tells how a single store turned into Turkey’s first and biggest chain of stores by witnessing the “firsts” for Turkey. There is a self-sacrificing work of everyone from management to employees which aims unconditioned customer happiness and progression behind this success. YKM has aimed customer satisfaciton and to turn shopping into a pleasure from the start. It became the first brand to introduce the concept of multi-level store by renewing itself together with Turkey and following international trends. YKM’s missions are distinguishing itself with its products, services and brands with pioneer and creative philosophy and unconditioned customer satisfaction principle; turning shopping into pleasure; continuing its leadership in the sector by continuing to break records and creating values to its customers, shareholders and employees by increasing its productivity and profitability. YKM’s goal is to present products and services which meet best to the expectations and needs of customers at the right time within the framework of changing shopping dynamics.

46
Galip Yorgancıoğlu / MEY
Galip Yorgancıoğlu / MEY

‘Mey, kendisi bir marka olmakla birlikte bir çok markayı altında barındırıyor. Mey, Tekel’in Alkollü İçkiler bölümün özelleşmesi ile yaratılan kurumsal bir marka. Özelleştirme sonrasında, Tekel’den gelen güçlü markaları kucaklayabilecek, yeni yaratacağımız markaların da önünü açabilecek, Türkiye’de olduğu kadar Dünya’da da iddialı olabilecek, yepyeni, genç bir kurumsal markaya ihtiyaç duyduk. Yepyeni, genç bir ekip kurduk. Yeni bir yönetim felsefesi oluşturduk. Bu yeni ekip ve felsefeyi markaya dönüştürdük. Mey’i böyle yarattık. İkinci aşamada ise Yeni Rakı, Tekirdağ, Binboğa gibi varolan markaları güçlendirdik. Bir anlamda hayata döndürdük. Aynı zamanda da Lokka, Mest, Hare gibi yeni markalar yarattık. Bu markaları toplamı da Mey’in omurgasını oluşturdu. Markamızın öncelikle, çalıştığımız sektörü temsil etmesi, çok geniş bir ürün gamını altında toplayabilmesi, güveni temsil etmesi, geleneği yaşatırken aynı zamanda çağdaş olması ve tüketiciyle konuşabilmesi gibi temel özelliklere sahip olması gerekiyordu. Yukarıda saydığımız kriterler ışığında marka ismi, görselleri ve değerleri yaratıldı. Markanın marka olması ise zaman içinde tüketici ile olan iletişimi ve yakınlığı ile gerçekleşti. Üstün kaliteli, güvenilir ürünler sunması, öncü ve yenilikçi olması, kriz zamanlarında tüketicinin yanında olması, toplumun çıkarları için fedakarlıktan kaçınmaması Mey’i asıl marka yapan faktörlerdir. Markalarımızı yasal olarak tescillerle koruyoruz. Bunun ötesinde markamızı kendimizi, ürünlerimizi ve tüketici iletişimimizi güçlendirerek koruyoruz. Özünde bir marka tüketicinin aklındaki bir izdüşümdür. Bunu güçlendirerek, iyi izlenim ve tecrübeler yaratarak tüketici sadakatimizi artırıyoruz. Böyle olunca da tüketicinin markası oluyorsunuz ve size sahip çıkıyorlar. Bizce bir markayı en iyi koruma yöntemi budur.’ ‘Mey, kendisi bir marka olmakla birlikte bir çok markayı altında barındırıyor. Mey, Tekel’in Alkollü İçkiler bölümün özelleşmesi ile yaratılan kurumsal bir marka. Özelleştirme sonrasında, Tekel’den gelen güçlü markaları kucaklayabilecek, yeni yaratacağımız markaların

Although Mey is a brand in itself, it also carries many brands under its umbrella. Mey is the corporate brand created by the privatisation of Tekel’s Alcoholic Beverages department. After the privatisation, we needed a sparkling new, young corporate brand, that would lead the way for other brands we would create, and one that could be assertive in Turkey as well as around the world. We formed a new team. We created a new management philosophy. We turned this new team and the philosophy into a brand. That is how we created Mey. In the second phase, we strengthened the existing brands Yeni Rakı, Tekirdağ and Binboğa. In a way we brought them back to life. At the same time, we created new brands like Lokka, Mest and Hare. The total of these brands formed the spine of Mey. Our brand in the first place had to have basic features such as representing its sector, carrying a very wide range of products, representing confidence, keeping the traditions alive and at the same time be contemporary and be able to talk to with the consumers. The name, design and values of the brand were created under the light of the above mentioned criteria. The brand became a brand with building communication and intimacy with the consumer. The factors that made Mey what it is are its high quality, supply reliable products, its leadership and pioneership, taking place with the consumer at times of crisis, sacrificing for the benefit of the community. Our brands are under protection by their registrations. Beyond that, we protect our brand, our products and our communications with the consumer by reinforcing them. Down to its basic, a brand is a projection in the consumer’s mind. We increase consumer loyalty by reinforcing this, by creating good impressions and experiences on the customer. In this way, you become the consumer’s brand and they hold on to you. We think this is the best method to maintain a brand.

Galip Yorgancıoğlu / MEY Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
Gökçe Atuk / TIFFANY DAMAS Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
47
Gökçe Atuk / TIFFANY DAMAS
Gökçe Atuk / TIFFANY DAMAS

TÜRKİYE Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD) eski Başkanı Bülent Atuk, Dubaili mücevher perakende şirketi Damas’la ortaklığa giderek mücevher sektörüne girdi. Ceylan Tekstil’den ayrılan ve bu şirketteki hisselerini ailesine devreden Atuk, bu işinde oğlu Gökçe Atuk’la çalışıyor. Dünyada 450 mağazası olan Damas, Türkiye’de özellikle gençleri hedef alarak 2011 yılına kadar 25 mağaza açmayı hedefliyor. Gökçe Atuk, Türkiye’de markalı mücevherin yerleşmesi için çalışacaklarını ve sektörün önünün açık olduğunu anlatarak, Damas’ın Türkiye’de perakende mücevher sektörüne girmek istediğini ve kendileriyle bu amaçla irtibata geçtiğini kaydetti. Atuk, müşteri segmentasyonuna giderek orta ve üst gelir yanında gençlere yönelik de mağaza açacaklarını kaydederek, "Bugüne kadar mücevher firmaları gençleri hep ihmal etti. Gençleri hedef almadılar. Bu da büyüdüklerinde gençleri sektörden uzak tutuyor, bu nedenle bu sektörde marka sadakati yok. Hiçbir ülkede gençler hedeflenmiyor. Dünyadaki başarımızı da buna borçluyuz.’ Dedi..

Bülent Atuk, the former president of Turkish Clothing Manufacturers Association, entered the jewellery sector by establishing a partnership with the retail company Damas from Dubai. Mr. Atuk who left Ceylan Textile and passed his shares over to his family, now works with his son Gökçe Atuk in this business. Having 450 stores around the world, Damas plans to open 25 stores until 2011 aiming at young people. Gökçe Atuk says that they will work to settle branded jewellery in Turkey and the sector has an open view; Damas wanted to enter the retail jewellery sector in Turkey and contacted them. Mr. Atuk continued his words telling that they will make customer segmentation and open stores for young people as well as people with mid and high level income. And he finally said; “The jewellery companies neglected young people until now. They did not aim at young people at all. And this kept young people away from the sector as they grew up, this is why there is no brand loyalty. They do not aim at young people in any country. We owe our success to this.”

48
Güler Sabancı / GÜLOR ŞARAP
Güler Sabancı / GÜLOR ŞARAP

Bir aile yemeğinde Güler Sabancı "şarap yapabilir miyiz" diye dayısı Orhan Türker’e danıştı.. Bu fikir Türker tarafında da çok enteresan bulundu ve hobi olarak yapılmasına karar verildi.. İlk araştırmalarda bütün Trakya gezildi uygun iklim ve toprak arandı gezilen yerlerden topraklar alınarak analizleri yaptırıldı ve İtalya'daki Ancona Üniversitesi bağcılık ve şarapçılık uzmanları profesörlerle görüşüldü ve bunlar Türkiye'ye davet edildi. Bugün Şarköy'den Mürefte yönüne doğru 4. km’de ve denizden 2 km uzaklıkta hafif deniz meyilli Güney rüzgarları alan bugünkü bağlar tespit edildi ve bu bağlarda Fransa’ dan Cabernet Sauvignon, Merlot, Sauvignon Blanc; İtalyadan: Sangıovese, Montepulcıano aşılı fideler ithal edildi ve ekildi bu fideler bir çiçek gibi bakılarak yetiştirildi diğer taraftan mahali üzüm yetiştiricilerden: Cinsault, Semillon üzümleri satın alındı ve o tadına doyulmaz güzellikteki şaraplar üretilmeye başlandı.. Dünyadan uzman kişilerle görüşüldü ve ortak çalışmalara imza atıldı.. Ve zaman geçtikte tadına doyulmaz güzellikteki bu şarap markası kendini bir marka olarak tüm ülkeye duyurdu..

During a meal with their family, Güler Sabancı asked her uncle Orhan Türker: “Can we produce wine?” Türker took interest in this idea and decided to do it as a hobby. During the first research the European side of Turkey was travelled; the climate and soil was checked; samples were gathered to be analyzed and viniculture professors from Ancona University, Italy were contacted and invited to Turkey. The vineyards reaching from Şarköy to 4 km. towards Mürefte and 2 km. from the coast with a slight slope open to southern winds were found and Cabernet Sauvignon, Merlot, Sauvignon Blanc seedlings imported from France; Sangiovese, Montepulciano seedlings imported from Italy and Cinsault, Semillon seedlings were bought from local producers and the production of these delicious wines began. Worldwide experts were consulted and joint projects were realized. And shortly the label of these delicious wines made a name across the whole country.

Güler Sabancı / GÜLOR ŞARAP Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
Haluk Ulusoy / ULUSOY Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
49
Haluk Ulusoy / ULUSOY
Haluk Ulusoy / ULUSOY

Haluk Ulusoy / ULUSOY Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun üzerinden çok zaman geçmemiş ve ülke hala yoklukla mücadele içerisinde. Yıllar süren savaşların yaraları sarılmaya çalışılıyor. Karadeniz'in çalışkan, zeki ve girişimci halkı, verimli fakat sarp topraklarda, fındık, mısır, narenciye yetiştirerek, balıkçılık yaparak, el tezgahlarında Rizebezi ve peştemal dokuyarak ayakta kalmaya çalışıyor. Ne var ki, yol ve araç yokluğu, Türkiye'nin her bölgesinde olduğu gibi, onların da belini bükmüş. Dışarıyla tek bağlantıları, sahil şeridindeki yerleşim bölgelerine uğrayan yolcu ve yük gemileri ve gemilerin karayla bağlantısını sağlayan takalar. Tüm bu zor şartlara bir de doğal felaketler eklenince, yaşam iyiden iyiye zorlaşıyor Karadeniz halkı için. Aşırı yağışlar Of ile Çaykara sınırındaki Solaklı Deresi'ni taşırınca, iki belde arasında ulaşım zorluğu yaşanıyor. Ta ki, Hacı Mehmet Bahattin Ulusoy, tüm yaşantısını ve üç kuşak ailenin kaderini belirleyecek çözümü üretinceye kadar. Zeki ve girişimci kişiliğiyle baba Ulusoy, iki belde arasında ulaşımı sağlayan basit bir sal yaparak, yıllar sonra kara, hava ve deniz ulaşımı, turizm, otomotiv, tekstil sektörlerindeki atılımlarıyla dev bir holding'e dönüşecek olan şirketler grubunun ilk adımını atıyor. 1937 yılında Hacı Mehmet Bahattin Ulusoy, 37 model Opel marka otobüsle Of - Trabzon arasında yöresel yolcu ve yük taşımacılığıyla devam eder serüvenine. Ve ilk şirket kurulur; Ulusoy Otobüs İşletmesi Şirketi. Bu ilk şirketle birlikte, Ulusoy İşletmesi'nin ilkesi de belirlenir: “HER ŞEY ZAMANINDA.” Yıllar yılları kovalar ve baba Hacı Mehmet Bahattin Ulusoy, işleri bütünüyle çocuklarına bırakır. Genç Ulusoylar için yeni atılım dönemi başlar. Bu yıllarda Yılmaz Ulusoy Trabzon'da iş hayatına atılır. Ali Osman Ulusoy ve Saffet Ulusoy Trabzon'nda kalırken, M. Ali Ulusoy ve Yılmaz Ulusoy Samsun'a, Sefer Ulusoy Ankara'ya, Cemal Ulusoy ise İstanbul'a yerleşerek Ulusoy için büyük atılım dönemini başlatırlar. Yük ve yolcu taşımacılığının yanı sıra inşaat ve müteahhitlik alanında da önemli gelişmeler kaydedilir. Ama asıl atılım turizm ile yapılır. 1970’li yıllarda Ulusoy Turizm ve Seyahat A.Ş.'nin kurulmasıyla Ulusoylar, Türkiye'nin sahip olduğu turizm potansiyelini değerlendirmeye yönelir. Üç yıl sonra, Ulusoy Transport Company kurulur. Uluslararası TIR taşımacılığı alanında büyük atılım dönemi başlar. Kısa sürede Ulusoy, Türkiye'nin taşımacılık alanında önemli kuruluşları arasına girer. Hızlı ve istikrarlı gelişim süreci içerisinde, yolcu ve yük taşımacılığından, dev bir holding'e uzanan ilk adım atılır. Ulusoy, kara, hava ve deniz taşımacılığı alanlarında uluslararası entegre taşımacılık yapan, saygın, güçlü ve güvenilir büyük bir kurum kimliği kazanır.

There was not much time past after the establishing of the Republic of Turkey, and the country was still in a struggle against poverty. The effects of a long war were still visible. Hardworking, smart and initiative people of the Black Sea Region were trying to survive by farming hazelnut, corn, citrus on a prosperous but steep land, by fishing and by weaving Rize cloth and loincloth; but the life was harder because of lack of roads and vehicles like in the rest of Turkey. The only connection with outside world was the ships which were stopping by settlements on the shore and by “taka”s, a small local type of boats which were connecting the ships with the shore. Topping the already hard conditions with natural disasters, the life was very hard for people of the Black Sea Region. When an extreme rain caused floods at Solaklı stream, which is located at the border of Çaykara and Of, transportation between these two towns become difficult until Hacı Mehmet Bahattin Ulusoy came up with the solution that determined the faith of 3 generations. With his smart and initiative personality, father Ulusoy built a simple boat for transportation between two towns and by that, he took the first step of a group of companies, which was to grow into a giant holding with progresses in ground, air and sea transport, tourism, automobile and textile. In 1937, Hacı Mehmet Bahattin Ulusoy continued his adventures of passenger and goods transportion with his 1937 Opel bus between Of and Trabzon. And the first company is set up: Ulusoy Bus Management Company. With this company, the motto of Ulusoy Management is determined: “EVERYTHING ON TIME” After long years, Hacı Mehmet Bahattin Ulusoy leaves all the business to his children. A new era of progress begins for young members of Ulusoy family. In those years Yılmaz Ulusoy starts business in Trabzon. While Ali Osman Ulusoy and Saffet Ulusoy stay in Trabzon, M. Ali Ulusoy and Yılmaz Ulusoy go to Samsun, Sefer Ulusoy goes to Ankara, Cemal Ulusoy settles in Istanbul and together they start a big progress for Ulusoy. Along with the passenger and goods transportation, they make important developments in construction areas, but the main progress is made in tourism. The Ulusoys start using Turkey’s tourism potential when Ulusoy Tourism and Travel A.Ş. is founded in 1970’s. Three years later, Ulusoy Transport Company is established. An era of a big advance at international TIR transporting begins. In a short time, Ulusoy becomes one of the most important transportation institutions of Turkey. Within a fast and stabilized process of development, the first step of growing into a giant holding from a transportation company is taken. Ulusoy becomes a respected, strong and trusted company which does integrated international ground, air and sea transport.

50
Hüsamettin Beyazıt / JACK DANIELS
Hüsamettin Beyazıt / JACK DANIELS

Jack Danıels Türkiye Genel Müdürü Hüsamettin Beyazıt, ‘Jack’ın doğuşunu anlatıyor’ ‘Lynchburg köyünde doğup büyüyen Jack Daniel, ilk viskisini 1830'da henüz 16 yaşındayken yapmış. Kendi imalatı bu viskiyi kolunun altına koyup, 1904 St. Louis Dünya Fuarı'nda 100'üncü gösterisine çıkmış ve altın madalya ile dönmüş. O tarihten bu yana Jack Daniel's bir dünya markası. Bu köyde viski üretimi için gerekli her şey var. Önce viskinin hammaddesi arpa, mısır, çavdar karışımı; dev salonlarda mayalanarak 140 derece alkole dönüşüyor. Lynchburg'da yetişen ve çok özel bir yöntemle yakılan ağaçlar un ufak küle dönüşmüyor, küçük çakıl taşları gibi kömür parçacıkları haline geliyor. Damıtım aşamasında 140 derecelik alkol, 3 metre yüksekliğinde muazzam silindirlere doldurulmuş kömür parçacıklarına damlalar halinde püskürtülüyor. Alkol, bu 3 metre yüksekliğindeki kömürden 10 gün boyunca damla damla sızarak hem kokusundan hem de maya ve tahıl lezzetinden arınıyor. Pırıl pırıl, şeffaf bir görüntü kazanıyor. Tavlanıyor. Bu süreç sonrasında elde edilen sıvı, su ile karıştırılarak alkol derecesi düşürülüyor. Su çok önemli. Jack Daniel's Whiskey'lerde ilk günden beri hep aynı suyu kullanılıyor. Tesislerin yaslandığı dağın dibinde zemini su dolu Cave Spring (İlkbahar Mağarası) var. "Lime Stone" cinsi taştan, bir-iki santim kalınlığında binlerce tabakadan oluşan dağları hayal edin. Onlarca kaynak suyu, binlerce kademe taşın aralıklarından süzülerek mağara zemininde birikiyor. Bu doğa harikası sonucu şerbet gibi lezzetli bir su oluşuyor. Suyun lezzeti kadar önemli olan diğer özelliği de, demir oranının "sıfır" olması... Demir, viskinin düşmanıymış. Saf su görüntülü alkol oranı su ile düşürülen viskiler, iç yüzeyleri özenle yakılmış özel meşe fıçılara konuyor. Rengini, aromasını bu meşe fıçılarda beklerken alıyor. Fıçılar uçsuz bucaksız depolarda dinlenmeye bırakılıyor ve zamanı geldiğinde şişelerin sevkiyatı başlıyor.’

Chairman of Jack Daniels Turkey tells us “How Jack was born?” Born in the village of Lynchburg, Jack Daniels made his firt whiskey in 1830 when he was 16. He took his own whiskey with him and headed to the St. Louis World Fair in 1904 for his 100th show and won the gold medal. From that day on Jack Daniels is a worldwide known label. Everything necessary to produce whiskey was in that village. First whiskey’s raw material barley, corn and rye are fermented in giant pools and becomes 140 degree alcohol. Trees grown in Lynchburg are burned with a special method to turn them into small pieces of charcoal instead of ash. During the distillation process 140 degree alcohol is sprayed down into 3 high cylinders filled with charcoal pieces. Alcohol is filtered through the charcoal and the fermentation and grain smell is purified. It becomes a clear liquid. The liquid is heated and mixed with water to reduce the alcohol percentage. The quality of water is very important. Since the first day of production the same water has been used to produce Jack Daniels. The facility is close to a cave spring full of water. The water accumulates at the bottom of the cave being filtered through thousands of layers of limestone, 1-2 centimeters thick. Thus the nature produces a delicious sweet tasting water. Along with its taste, another important factor is that the water contains no iron at all. They say iron is an enemy for whiskey. Crystal clear alcohol is diluted with water and stored in oak barrels, with a specially burned interior surface. Whiskey gets its color and aroma in these barrels. The barrels are left in huge depots to rest and when the time comes the bottles are delivered.

Hüsamettin Beyazıt / JACK DANIELS Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
İbrahim Kefeli / İBRAHİM KEFELİ Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
51
İbrahim Kefeli / İBRAHİM KEFELİ
İbrahim Kefeli / İBRAHİM KEFELİ

‘Markamı yaratırken öncelikle markanın ne demek olduğunu kavramaya çalıştım. Marka başlıca yüksek standart, güncellik, kalite sorumluluğu, belirlenen çizgiden sapmamak, yenilikler yaratabilmek ve fiyat tutarlılığı demektir. Daha sonra yapılabilenin en iyisini yapmak ve modayı yaratarak kabul ettirebilmek için büyük bir özveriyle ve sabırla yoluma devam ettim. Dünyadaki markaların serüvenlerini incelerken hepsinin çok ince ve uzun bir yoldan geçtiklerini gördüm. Ben de onları izledim. 80’li yılların başında Türkiye yoklar ülkesiydi. Sadece bir firmanın ürettiği toplu iğneleri kullanırdık. Kromajları düşük standartta olduğu için bu iğneler zamanla oksitlenir ve katlı duran gömlekler rafta beklerken defolu duruma gelirdi. Aslında alıcı da bunu böyle kabul ederdi. Ben ise toplu iğneyi yüksek adette toptan alır ve o firmada ikinci kez kromaj yaptırırdım. Sonra test ederdim. Test şekli ise şöyle idi: Bir miktar toplu iğneyi kumaş parçasına saplayıp Unkapanı’ndaki surların altındaki liman deposuna koyup 6 ay bekletirdim. Bu 6 ayın sonunda aldığımda problem yoksa kullanırdım. Bu hikaye ile detaylarla ilgili hassasiyetimi umarım anlatabilmişimdir. Benim için birincisi detaycılık ikincisi ise prensipler çok önemlidir. Piyasada görülmemiş bir kaliteyi ve yenilikçiliği ortaya koyarsanız, doğru stratejiler uygularsanız, yukarıda anlatmaya çalıştığım gibi birçok hassasiyeti gösterirseniz, bunların üstüne bir de yetenekliyseniz yolunuz açılır. Marka yaratmak çok zor bir iştir ancak konuşmak daha da zordur. Marka sancağa çekilmiş bir bayrak gibidir, her taraftan sert rüzgarlara maruz kalır. Bu yüzden ilkelere sahip çıkıp, zik-zak yapmamak lazım. Eğer fiyat istikrarınız yoksa, sıkıştığınızda yüksek oranlı indirimlere girerseniz bitersiniz. Marka yarattığını satar.’

‘While creating my brand, I tried to comprehend the meaning of brand. Brand mainly means high standarts, up to dateness, quality responsibility, no diversion from the specified line, to bring innovation and maintaining price consistency. After that, I continued my way with a big self-sacrifice and patience in order to create fashion and find acceptance the best possible. As I examined the adventures of brands all over the world, I saw that they all passed a very thin and long way. So, I followed them. In the beginning of the 80’s, Turkey was a country of lackness. We could only use the pins that one firm produced. Since the chromium-platings of these pins were at low-standart, they oxidized in time, and the folded shirts on the shelfves stained. Matter of fact, the purchaser accepted this as it was. I bought the pins in bulk amounts and had them plated a second layer of chromium at the very same firm. Then I tested them. The test was like that: I pinned a few of them ona piece of cloth, and stored the cloth in the seaport warehouse below Unkapanı city walls and waited for 6 months. At the end of this 6 months, I would use those pins if there was no problem. I hope I was able to tell my sensitivity about details with this story. For me, first the attention to details, and secondly principles are very important. If you bring up a unique quality and innovation to the market, if you apply the right strategies, if you show a lot of sensitiveness like I tried to tell above, in addition to these if you are talented, then you will have your way through. To create a brand is a hard work, but to speak is even harder. A brand is like a flag up on the pole, it is exposed to stiff breezes all around. For this reason, you should hold on to your principles and you should not zig zag. If you do not have price stability, you will be worn out after making discounts at high level at times of difficulty. The brand sells what it creates.’

52
İlhan Gülay / GÜLAYLAR ALTIN
İlhan Gülay / GÜLAYLAR ALTIN

‘1928 yılında başlayan yolculuğumuz, tam 80 yıldır hiç durmadan ve her geçen gün gelişerek devam ediyor. Gülaylar Group olarak, başta temel sektörümüz olan kuyumculukta tam entegre bir yapılanma ile faaliyet alanlarımızı genişletip, daha sonra turizm, inşaat ve gayrimenkul geliştirme sektörlerine de yatırımlar yaparak geldiğimiz nokta mutluluk verici. Gülaylar Group olarak kat ettiğimiz yola baktığımızda da gurur verici bir tablo çıkıyor karşımıza. Bu çatı altında çalışan her bireyin azmi ve emeğiyle bugünlere kadar gelen grubumuz geçmişten geleceğe uzanan bir köprü aslında. Geçmişin birikimleri ve geleceğin teknolojilerini birleştirerek doğru bir yolda, sağlam adımlar atarak insana, kaliteye, yeniliğe ve verimliliğe odaklı yönetim stratejimiz ile Türkiye’nin ilk 500 sanayi kuruluşu arasında 123. sırada yer almayı başardık. Türkiye genelinde 5000’in üzerinde kuyumcuya yaptığımız toptan satışımız, 22 perakende mağazamız ile 80 yıllık tecrübemizden en iyi şekilde yararlanarak geleceğe güvenle bakıyor ve “sürekli daha iyisini yapma” anlayışımız ile bir dünya markası olma yolunda hızla ilerliyoruz. Bugün geldiğimiz noktada, ülke sınırlarını aşan markalarımız dünyanın 55 ülkesine ihrac ediliyor.Türkiye'nin dünyaya açılan bir yüzü olarak; hiçbir zaman kaliteden ödün vermeden, teknoloji ve yeniliği hep ön planda tutarak çalışmayı ilke edindik. Önemine içtenlikle inandığımız AR-GE yatırımlarımız, kaliteden ödün vermeyen politikamız ve müşteri odaklı yaklaşımlarımız ile girişimde bulunduğumuz her sektörde hem iş ortaklarımızı, hem nihayi tüketiciyi memnun etmek anlayışı ile çalışıyor, böylece sadece Türkiye’de değil, Dünya’da da aranan ve tercih edilen markalar arasında anılıyoruz. Bugünlere kadar gelen ve gelecekte de devam edecek bu yolculukta bize eşlik eden tüm çalışanlarımıza, ortaklarımıza ve müşterilerimize teşekkürü bir borç biliyor, gelecekte başarılarla dolu güzel günleri paylaşmaya devam edeceğimize yürekten inanıyorum.

‘The journey we started in 1928, continues for 80 years endlessly and growing every day. As Gülaylar Group, the point we are at makes us happy because we expanded our activity areas with a full integrated structuring especially at our basic sector jewellery, and then we made investments on tourism, construction and real estate development sectors,too. As Gülaylar Group, when we look back to the way we covered, we feel proud. Like a bridge standing from the past to the future, in fact our group came to these days with the ambition and labour of every individual who worked under this roof. We managed to rank the 123rd among Turkey’s first 500 industry foundings with our managing strategy that is focused on human, quality, innovation and productivity by taking strong steps on the right way joining the knowledge of the past and technologies of the future. Selling by wholesale to more than 5000 jewellery shops all over Turkey, with our 22 retail stores and benefitting from our experience of 80 years; we look to the future with sure touch and we move on the way to be a world brand with the understanding “always do better”. The point we stand now, brands that cross our country’s frontiers are exported to 55 countries of the world. As a face of Turkey pending the world; we took it as a principle to work without compromising from quality, keeping technology and innovation forefront. With our R&D (research & development) investments which we faithfully believe in their importance, our policy without compromising from quality and our customer-focused approaches; we work hard to please both our business partners and the final consumer at all sectors that we attempted; by this way we are talked of among brands that are preferred not only in Turkey but also around the world. We thank all our employees, partners and customers that accompanied us through this journey until now and that continues in the future; and I believe deep inside that in the future we will continue to share beautiful days full of success.’

İlhan Gülay / GÜLAYLAR ALTIN Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
İsmail Acar / İSMAİL ACAR Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
53
İsmail Acar / İSMAİL ACAR
İsmail Acar / İSMAİL ACAR

‘Uzun yılların emeği ve çalışmaları neticesinde ortaya çıkan bir sonuç ile markamı yarattım. Doğru olduğuna inandığım değerlerden asla feragat etmemek gerektiğine dikkat ettim,aynı zamanda yaşadığımız çağı ve çevremi çok iyi gözlemledim. Özgün ve farklı sembolleri yaratarak ve bunu insanlara kabul ettirerek marka oldum. İlk günkü kadar yenilikçi ve deneysel çalışma yapmaktan vazgeçmeyerek markamı korumaya devam ettim..’

I created my brand as a result of hard labour and effort after long years. I took care not to compromise from values which I thought were right, I also observed the era we live in and my surroundings. I became a brand by creating unique and different symbols and made people accept them. I did not give up composing innovative and experimental works just like the first day of my business and continued to maintain my brand.

54
İsmail Erdoğan / HİSAR
İsmail Erdoğan / HİSAR

Konyalı Erdoğan Ailesi'nin 35 yıl önce el feneri üretmek için kurduğu Hisar, bugün çatal, bıçak, kaşıklarıyla hem dünya sofralarında yerini alıyor, hem de uluslararası devlerle işbirliği kapılarını aralıyor.. Hisar’ın bir dünya markası olması için çalışmalarına devam eden Hisar Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Erdoğan, Hisar’ın doğuş öyküsünü bakın nasıl anlatıyor: ‘Dedemin babası, Konya Doğanhisar İlçesi'nden. Şirket adını buradan alıyor. Babam, 1959'da İstanbul'a gelmiş ve hırdavatçılık yapmış. Daha sonra amcam da İstanbul'a gelmiş. O yıllarda Çin malı el fenerleri büyük talep görüyormuş. 1965'de pilli el feneri üretimine başlamış. Ancak piyasayı çok ucuz kaçak el fenerleri doldurmuş. Ailem umutsuzluğa kapılmış ve kurulu tesis varken üretime devam etmenin yollarını aramış. İşte o anda da çatal, bıçak, kaşık üretimi akıllarına gelmiş. Gerekli ekipman yatırımını yapıp, 1968'de Hisar'ı üretime geçirmişler.’ ‘Hisar olarak sadece Türkiye ile yetinmiyoruz’ diyen Erdoğan, ‘Uluslararası bir marka olmak istiyoruz. Yabancı bir ortaklıkla da bunu gerçekleştirebiliriz. Yabancı ortaklıklara da sıcak bakıyoruz. 40'ın üzerinde ülkeye ihracatımız var. Üretimin yüzde 15'ini ihraç ediyoruz, amacımız bu oranı yüzde 50'ye çıkarmak. En iyi pazarlarımız Almanya, Birleşik Arap Emirlikleri, Yunanistan, Türk Cumhuriyetleri. Hedef ülkelerimiz ise Avrupa ülkeleri ve Rusya. Kendi markamızla ihracatı tercih ediyoruz. Ancak fason imalat da yapıyoruz. Önümüzdeki 5 yıl içinde uluslararası marka olmak istiyoruz.’ diyor..

Hisar; which was established by Erdoğan family from Konya 35 years ago to produce pocket lamp, today takes place at tables around the world with its forks, knives and spoons and at the same time opens the gates for collaboration with the international giants. Hisar’ chairman of the Board İsmail Erdoğan, who continues to work for Hisar to be a world brand, tells the story of its establishment like this: ‘My grandfather’s father was from Doğanhisar district of Konya. This is where the company gets its name. My father came to Istanbul in 1959 and worked as a hardware-seller. Later on my uncle came to Istanbul, as well. At the time Chinese pocket lamps were very high on demand. In 1965 production of pocket lamp with batteries had started. But the market was full of cheap contraband pocket lamps. My family got desperate and searched for a way to continue production while there was an established facility. And suddenly the idea of producing fork, knife and spoon came to their minds. They made the investment for the required equipment and started the production of Hisar in 1968.’ ‘As Hisar, we are not just settled for Turkey.’ says Mr. Erdoğan and continues, ‘We want to be an international brand. We can accomplish that with a foreign partner. We also lean towards foreign partnerships. We export to more than 40 countries. We export 15 % of the production, our target is to raise this ratio to 50 %. Our best markets are Germany, the United Arabian Emirates, Greece, Turkic Republics. European countries and Russia are the target countries. We prefer to export with our own brand. But we also make contract manufacturing. We want to be an international brand in the next 5 years.’

İsmail Erdoğan / HİSAR Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
Kaya Demirer / TOPAZ Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
55
Kaya Demirer / TOPAZ
Kaya Demirer / TOPAZ

2007 yılının Kasım ayında açılan Topaz Restaurant’ın isim seçimi hayli vakit aldı. İsmi seçerken her dilde okunuşu ve anlamı aynı olan bir isim bulmak için günlerce araştırma yaptık. Bunun da nedeni ismin herhangi bir ülkeyi (mutfağını) çağrıştırmasını istemedik, biz bir Akdeniz mutfağı sunan restaurant olmayı planlıyorsak ismimizin de tüm Akdeniz ülkelerine eşit mesafede olması gerektiğini düşündük. Sonuç olarak rahatlama etkisi yaratan ve mücevher niteliği bulunan kıymetli ve nadide bir taş olan Topaz isminde karar kıldık… İngilizce, İspanyolca, Fransızca, Türkçe ve hatta Yunanca’da bile aynı anlama geliyor ve okunuşu da aynı. Sloganımız, ya da yeni tabiri ile “mottomuz” bir Amerikalı yazarın makalesinde kullandığı üzere “The jewel of İstanbul – Istanbul’ un Cevheri” Topaz’ın menüsünü tasarlarken sahip olduğumuz eşsiz manzara belirleyici rol oynadı. Bu eşsiz manzara eşliğinde menümüzü, Akdeniz mutfağının yeni ve modern yüzünü yansıtan lezzetlerinin yanı sıra, Osmanlı mutfağının unutulmaz lezzetlerini de dahil ederek oluşturduk. Biz, ülkemizi ziyaret eden yabancı misafirleri de hedeflediğimiz için bu manzaraya Osmanlı mutfağını da eklemenin çok doğru olacağını düşündük ve bugün, oldukça isabetli bir karar verdiğimizi görüyoruz. Menümüz, hem yerli hem yabancı konuklara hitap ettiği ve gerek klasik Türk lezzetlerini gerekse yenilikçi ve modern Akdeniz lezzetlerini barındırdığı için, kısa sürede İstanbul’un en tercih edilir mekanları arasına girmemizi sağladı. Yerli konuklarımız modern, yabancı konuklarımız ise daha çok Osmanlı mutfağını tercih ediyor… Tüm bunlara eşlik etmesi açısından oldukça zengin bir şarap kavı yaratmış bulunuyoruz. 2008 yılında Gusto dergisi tarafından şehrin en iyi şarap dostu (wine friendly) mekanı seçilmiş olmak da ayrı bir gurur kaynağımız. Topaz’ın menüsünde yeni ve eski dünya şaraplarından oluşan toplam 135 çeşit şarap bulunmakta ve bunların 35 adedi kadeh ya da 30 cl lik karaflarda misafirlere sunulmaktadır. Mahzenimizde ise oldukça nadir bulunabilen şaraplarımızın bir kısmını misafirlerimizin beğenisine sunarken bir kısmını da dinlendirmekte, içimleri için doğru zamanları yakalamak adına saklamaktayız. Tüm şarap operasyonumuz işinin ehli Fransız Sommelierimiz tarafından yürütülmektedir. İyi yemeğin zor, iyi servisin ise daha zor olduğu bir sektörde boy gösterirken hedeflerimizi uzun vadeli ve kalıcı olmak adına tespit ediyor, çalışmalarımızı ve eğitimlerimizi bu uğurda gerçekleştiriyoruz. Bir yıllık bir geçmişimizin olmasına rağmen, Time Out İstanbul tarafından aldığımız “En İyi Servis Ödülü“ ile güçlendirdiğimiz motivasyonumuzla yolumuza devam ediyoruz…

Choosing the name for Topaz restaurant, which was opened in November 2007, took a long time. When choosing the name, we made researches for days to find a name that has the same pronunciation and meaning at all languages. Because we didn’t want the name to remind any country (its cuisine) , we thought that our name can be at equal distance to all Mediterranean countries if we were a restaurant serving Mediterranean cuisine. As a result we agreed on the name Topaz which has a comforting impact, and also meaning a jewellery characteristic, precious, rare stone. It has the same meaning and also the pronunciation in English, Spanish, French, Turkish and even Greek. Our slogan, or in new terms our “motto” is, as an American writer used in his article “The jewel of Istanbul”. While designing the menu of Topaz, the unique view we have played a determining role. Along with the unique view, we created our menu with tastes reflecting the new and modern side of the Mediterranean cuisine including the unforgettable tastes from the Ottoman cuisine. As we aimed at the foreign guests visiting our country, we thought adding the Ottoman cuisine to this view could be right, and today we see that we made a very appropriate decision. Since our menu addresses to both native and foreign guests; also consists of classical Turkish tastes and innovative, modern Mediterranean tastes, this helped us to become one of the most preferable places in a short time. Our native guests prefer modern cuisine, while the foreign guests prefer the Ottoman cuisine. In order to accompany all these, we created a rich wine cellar. We are very proud to be chosen ‘the city’s best wine friendly place’ by the Gusto magazine in 2008. There are total 135 kinds of wine in the menu of Topaz consisting of new and old world wines, and 35 units of these are served to the guests in wine glass or 30 cl carafes. While we serve some of our rare wines to our guests, we let some wines rest in order to catch their right time for drinking. All our wine operation is managed by our qualified French Sommelier. Showing up in a sector where good meal is hard but good service is harder, we determine our targets to be long-term and permanent, and so we perform our work and trainings for this sake. Even having a past of just one year, we continue our way with the strengthened motivation of “best service prize” given us by Time Out Istanbul magazine…

56
Kürşat Tüzmen / TURQUALITY
Kürşat Tüzmen / TURQUALITY

TURQUALITY® Projesi, Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen’in müsteşarlığı döneminde, devletin Türk markalarına destek vermesi gerekliliği fikrinden hareketle ortaya çıktı. Kürşad Tüzmen, TURQUALITY® logosunu bizzat kendi tasarladı.Projenin hukuki alt yapısını oluşturulmak üzere, 28 Ağustos 2003 tarihinde Para-Kredi ve Koordinasyon Kurulu’nun 2003/3 sayılı “Türk Ürünlerinin Yurt Dışında Markalaşması ve Türk Malı İmajının Oluşturulmasına ilişkin Tebliğ”i yürürlüğe girdi. Projeyle ilgili teknik çalışmaları yapmak üzere TURQUALITY® Çalışma Grubu ve TURQUALITY® Sekretaryası kuruldu. Çalışma Grubu tarafından projeyle ilgili olarak izlenecek strateji belirlendi. Proje 2004 yılında tekstil ve hazır giyim sektöründen 15 firmayı kapsamında bulunduran bir pilot proje olarak hayata geçti. Bir “kalite garantörü ve gelişim katalizörü” olması planlanan TURQUALITY® Projesinin altyapısının geliştirilmesi ve kapsamdaki firmaların akreditasyon çalışmalarının yapılması için, tekstil ve hazır giyim sektörünün en bilinen yönetim danışmanlığı firmalarından Werner International ile anlaşıldı. TURQUALITY®’nin geldiği noktanın değerlendirilmesi ve projenin stratejisinin gözden geçirilmesi amacıyla Werner International’in organize ettiği bir Stratejik Yönlendirme Komitesi oluşturuldu. Haziran 2005 ve Temmuz 2005’te 2 toplantı yapan Komite’nin çalışmaları sonucunda TURQUALITY® Projesi’nin yapısı ve stratejisi şekillendirildi. Sn. Bakanımız Kürşad Tüzmen’e Jack Trout tarafından sunumu yapılan raporda, Projesi’nin artık pilot proje aşamasını geride bırakarak tüm sektörlere açılması gerektiği vurgulandı, Komite çalışmaları sonucu oluşturulan hedef ve stratejilerle ilgili bilgi verildi. Bu çalışma sonucunda belirlenen 33 TURQUALITY® firması, 13 Aralık 2006’da yapılan lansmanla kamuoyuna duyuruldu. Yine TURQUALITY® Projesi’nin know-how desteği vizyonu paralelinde düzenlenen “Vizyon Seminerleri”nin ilki Mayıs 2006’da Jack Trout’un konuşmacı olarak katılımıyla yapıldı. Don Peppers’ın konuşmacı olarak katıldığı 2. Vizyon Semineri 7 Şubat 2007’de düzenlendi. Destek kapsamındaki firmalara yönelik düzenlenen Vizyon Seminerlerinin yılda 2 veya 3 adet olacak şekilde devam etmesi planlanmaktadır.

The project TURQUALITY® emerged from the idea of that the Turkish brands shoud be supported by the state when H.E. Kürşad Tüzmen, the state minister was working as an undersecretary. Kürşad Tüzmen designed the logo of TURQUALITY® himself. “The Notification to Help Turkish Products Becoming International Brands and Creating an Image of Turkish Goods” came into force by Money-Credit and Coordination Board on August, 28 2003 to form the legal infrastructure of the project. TURQUALITY® Working Group and TURQUALITY® Secretariat were founded to make technical progress for the project. The strategy of the project was determined by the Working Group. The project realisation started with 15 ready wear and textile companies in 2004 as a pilot project. TURQUALITY® project is planned as a guarantor of quality and catalyst of improvement, therefore in order to improve the infrastructure of the project and the accreditation of the companies within the context, a contract was signed with Werner Internetional, the most famous managing consultancy company for the ready wear and textile sector. A Strategy Guidance Committee is organized by Werner International to judge the point reached by TURQUALITY® and to revise the strategy of the project. After two meetings held in June and July 2005, the structure and strategy of TURQUALITY® project was shaped. In the report presented by Jack Trout to our Minister Kürşad Tüzmen, it was emphasized that the Project was now beyond being a pilot project, that it should be open for all sectors of business, and information on the strategies and targets shaped by the work the Committee had done was delivered. As a result of the work, the 33 companies of TURQUALITY® were announced to public on December 13, 2006. Again Jack Trout was the speaker of the “Vision Seminars” first held in May 2006, parallel to the TURQUALITY Project’s vision of giving know-how support. The second Vision Seminar was organized in February, 7 2006 where Don Peppers was the keynote speaker. Theses vision seminars are planned to be held twice or three times on a yearly basis.

Kürşat Tüzmen / TURQUALITY Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
Levent Büyükuğur / İSTANBUL DOORS Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
57
Levent Büyükuğur / İSTANBUL DOORS
Levent Büyükuğur / İSTANBUL DOORS

‘Bu sektöre ilk adımım 1993 yılında da Etiler’de bulunan ve İstanbul’daki ilk İtalyan restoranı olma özelliği taşıyan Da Mario Restaurant’ı açmamla oldu. Hizmet sektörünün önemli iki ayağı olan restoran ve otel işletmeciliği her zaman özel ilgi alanım içindeydi. Bu konularla ilgili kitaplar araştırır, okur ve sık sık yurtdışı seyahatleri yapardım ki bu bugün de sürüyor. Daha sonra 24 yaşımda iken kendimi Da Mario Restaurant’ı açmam ile sektörün içinde buldum. Da Mario’yu, 1997 yılında Beşiktaş’ta bulunan, lezzet ve şıklığın simgesi Vogue Restaurant & Bar izledi. İstanbul Doors Restaurant Group olarak, 1997’de’ı, bir gece kulübü klasiği Havana’yı, 2001 yılında eğlence severlerin buluşma noktası Anjelique’i, 2003 yılında Uzakdoğu restoranı Wan-na’yı, özel partilerin mekanı Private Room’u, 2004 Eylül ayında Kanlıca’da bulunan Ahmet Rasim Paşa Yalısı’nı A’jia Restaurant & Bar ve A’jia Otel olarak kalite, eğlence ve lezzet arayanların hizmetine sunduk. 2005 Eylül ayında gruba dahil olan Kitchenette markası, brasserie tarzında bir konsept ile misafirlerine farklı bir kapı daha araladı. İstanbul Doors Restaurant Group olarak, en son 2008 Şubat ayında, Londra ve Hong Kong’tan sonra dünyadaki 3. Zuma Restaurant’ı Ortaköy’de açarak İstanbullularla buluşturduk. 12 Farklı markamızla 17 lokasyonda müşterilerimize hizmet veriyoruz. İstanbul Doors Restaurant Group, tüm işletmelerinde müşteri memnuniyetini en iyi şekilde sağlamakta; vizyonundaki güçlü marka konseptini misafirlerinin beklentilerini karşılamak ve beğenilerini kazanmak amacı ile avantaja dönüştürmekte, her biri birer klasik haline gelen mekanlarıyla dünya standartlarında hizmet vermeye devam ediyor. İstanbul Doors Group, bünyesinde özel parti ve büyük çaplı organizasyonların yapılması için kurmuş olduğumuz İSTANBUL DOORS ORGANIZATION’ın geliştirdiği projeler ile ünlü grup ve DJ’leri müzik severler ile gerek kendi mekanlarında gerekse İstanbul’un tarihi mekanlarında buluşturuyor. İsmine uygun olarak, yeni kapılar ve yeni konseptleri misafirlerine sunan İstanbul Doors Restaurant Group, sergilediği sağlıklı büyüme politikalarıyla bugün 8’i işletme ( 7 restoran markası ve 1 otel ) olmak üzere yarattığı 12 markası ile lider konumunda. 24 Eylül 2008’de yapılan ortaklık anlaşmamız sonucunda, Lehman Brothers Merchant Banking tarafından yönetilen fonların sahip olduğu International Restaurants Group S.a.r.l., DOORS HOLDİNG A.Ş.’nin %38,5 hissesini satın aldı.

‘My first step in this sector was in 1993 when I opened Da Mario Restaurant in Etiler, which was the first Italian restaurant in Istanbul. I was always interested in restaurant and hotel administration which are the two main steps of the service sector. I searched for books about these subjects and travelled abroad all the time, which I still do today. And when I was 24 years old I found myself in the sector after I established Da Mario Restaurant. In 1997 the symbol of taste and elegance Vogue Restaurant in Beşiktaş came after Da Mario. As Istanbul Doors Restaurant Group; we put a night club classic “Havana” in 1997 into service for quality, fun and taste searchers, and “Anjelique” the meeting point of entertainment lovers in 2001, in 2003 far-eastern restaurant Wan-na, the place for special parties Private Room, in September 2004 Ahmet Rasim Paşa Waterside House as A’jia Restaurant & Bar and A’jia Hotel. In September 2005 Kitchenette brand was included in the group and opened a new door for our guests with a brasserie-style concept. As Istanbul Doors Restaurant Group, finally in February 2008 we got the people living in Istanbul together with the 3rd Zuma Restaurant in the world which was opened in Ortaköy after London and Hong Kong. We give service at 17 locations with our 12 different brands. Istanbul Doors Restaurant Group fulfills the customer satisfaction in the best way at all its establishments; strong brand concepts in its vision turn into advantage to meet the expectations of its guests and to get their appreciation, continues to give services at world standarts with its places that became a classic each. ISTANBUL DOORS ORGANIZATION, which was established by Istanbul Doors Group to make special parties and large-scale organizations, develops projects and gets the music lovers together with famous bands and dj’s at its own places or at Istanbul’s historical places. Showing new doors and concepts to its guests just like its name, Istanbul Doors Restaurant Group reached the top today displaying healthy growing policies with its 12 brands, which are created by us and 8 of them are establishments (7 restaurant brand and 1 hotel). After the partnership agreement in September, 24 2008 International Restaurants Group S.a.r.l. which owns the funds operated by Lehman Brothers Merchant Banking, bought 38,5 % shares of DOORS HOLDING INC.

58
Levent Çebi / AYYILDIZ
Levent Çebi / AYYILDIZ

Ayyıldız’ın temelleri 1958 yılında kurulan Türkiye’nin ilk iç giyim ve mayo entegre üretim kompleksiyle atılmış.. Geçen zaman içinde markalaşma süreci devam etmiş. Ürünlerde trend belirleyici modaya yön veren tarzı olan modeller kullanılmış, kalite anlayışı yeni teknikler ve materyaller ile daha ileri seviyelere taşınmış. Öte yandan da kurumsallaşma süreci devam etmiş. Eş zamanlı devam eden süreçler Ayyıldız’ın kendine has marka bilincini oluşturmuş. Levent Çebi için markayı marka yapan unsur; ‘o ürünü satın alan kullanıcılar’ O nedenle müşterilerine hep en iyiyi sunmaya çalışmış Çebi.. Kataloglarından koleksiyonuna, giydirilen mankenden web sitesine kadar her şeyle bire bir ilgilenmiş ve yenilikçi olmayı her zaman ilke edinmiş.. Dünyadaki yeni trend marka yönetimini üstlenen pazarlama yöneticileri gibi, markaların hukuki haklarını korumak, sahtecilik ve taklitçilik konusunda araştırmalar yapmak için kurum bünyesinde 'marka koruma müdürü' adıyla yeni pozisyonlar oluşturulmuş Ayyıldız markasının ‘korumasını’ sağlamış ve onu her daim bir yıldız gibi parlatmayı başarmış..

Ayyıldız was founded by the establishing Turkey’s first underwear and swimsuit integrated production complex in 1958. Branding process continued as time passed by. Models that set the fashion trends were used in the products, and so a movement to further levels came with the quality concept, new technics and materials. On the other side, institutionalization process was continued. Synchronised processes formed Ayyıldız’s unique brand mindset. In Levent Çebi’s opinion; what makes the brand a “brand” is the ‘users that purchase the product’. That is why Mr. Çebi always tried to serve the best to his customers. He was personally involved in everything; from the catalogues to collections, from dressing the models to the web site, and he took it as a principle to be innovative. Just like the marketing managers who execute managinh world’s new trends in branding, a new position called “brand protection manager” was created in the corporate to protect the brands’ legal rights, make investigations on counterfeting, by this way Ayyıldız brand was protected and it shined like a star at any given moment.

Levent Çebi / AYYILDIZ Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
Mehmet Koçarslan / REINA Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
59
Mehmet Koçarslan / REINA
Mehmet Koçarslan / REINA

‘Tunceliliyim. Çemişkezekli. Şavak aşireti mensubu babam Türkiye’nin en büyük peynir tüccarlarındandı. Bildiğimiz tulum peyniri. Bizi alıp İstanbul’a getirmeye karar veriyor. Amacı bizi Tunceli’den koparmak, "kurtarmak" diyelim. Zaten Elazığ’a getirmiş önce Tunceli’deki köyden. 1967’de de İstanbul. Önce Esentepe. İşleri biraz daha iyiye gidince de Etiler.’ diyerek başlıyor Mehmet Koçarslan hikayesine.. Eğlence sektörüne girmesini ise şu şekilde anlatıyor: ‘1980 senesinden sonra ben de artık yavaş yavaş Etiler’de gezmeye başlamıştım. Her gezen, dolaşan insanın ilgisi oluyor bu sektöre. Adam gündüz fabrikasında yüzlerce insan çalıştırıyor, acayip bir üretim yapıyor, gece buralara gezmeye geliyor, bir bakıyor kalabalık, mahşer, "Vay be, bunlar burada para basıyor" oluyor. Bende de öyle oldu herhalde.’ Daha sonra 2000 yılında Boğaz’ın kraliçesi olacak mekanı açıyor Koçarsan.. Adını da kızının isteğiyle Reina koyuyor.. ‘İnsanlar buraya geldiklerinde kendilerini evlerinde hissedecekler düşüncesiyle açmıştık Reina’yı; öyle de oldu’ diyor ve ekliyor ‘Arkadaşlarımız mesela arayıp kızının ya da oğlunun geleceğini söylüyor, göz kulak olmamızı istiyorlar. Bizim için buraya gelenlerin hepsi arkadaşlarımızın oğulları, kızları. O yüzden herkese aynı mesafeda yaklaşıyoruz..’ Aradan geçen 8 yıl boyunca Reina`nın artık kendini ispat ettiğini, markasıyla ve hizmetiyle kendine bir yer edindiğini anlatırken, `Reina`nın başarısını artık farklı alanda da göstermek istiyoruz` dedi. Bugüne kadar Cecilia Sarkozy`den Uma Thurman`a, Kevin Costner`dan Paris Hilton`a kadar dünyaca ünlü pek çok ismi, pek çok CEO ve yöneticiyi ağırlayan Reina`nın, artık İstanbul`a gelen her yabancının `gidilecek yerler` listesinde yer aldığını söyleyen Koçarslan, şöyle konuştu: `Reina artık lokasyonu ile, hizmetiyle, kalitesiyle ve eğlencesiyle biliniyor. Reina eğlence merkezi olmasının ötesinde, yabancı devlet başkanlarının dünya meselelerini tartıştığı, işadamlarının uluslararası anlaşmalara imza attığı, Türkiye`ye gelen dünya starlarının mutlaka uğradığı bir adres. Cemiyet hayatı için bir buluşma noktası olan Reina, iş hayatı icin yüz milyarlarca dolarlık anlaşmaların imzalandığı, yabancı yatırımcıları etkilemek için iş adamlarımızın tercih ettiği bir merkez.`

‘I am from Tunceli, Çemişkezek. My father, a member of Şavak tribe, was one of Turkey’s biggest cheese dealers. The cheese encased in a skin that we all know. He decided to take us to İstanbul. His aim was to save us from Tunceli. He brought us to Elazığ from the village in Tunceli, and in 1967 to İstanbul. First to Esentepe, and then to Etiler when the business got better.’ Mehmet Koçarslan tells his story like this. And he continues to tell how he entered the entertainment sector as: ‘After 1980, I started to tour around Etiler. People who tour and look around have interest in this sector. The guy employs hundreds of people in his factory at day time, makes an amazing production, at night he comes here to tour, sees a huge crowd like Armageddon and thinks “Oh my God, they make lots of money”. I might have thought the same thing.’ Mr. Koçarslan later established the place to be the queen of Bosphorus in 2000. He names it Reina after his daughter’s request. ‘We opened Reina with the wish that people could feel themselves at home when they came here, and it happened that way.’ And he adds ‘For example our friends call us, say that their children are coming and want us to keep an eye on their children. For us, whoever comes here are our friends’ sons and daughters. That’s why we show the same concern for everyone.’ Within the past 8 years Reina proved itself with its brand and service, Mr. Koçarslan tells that ‘We want to show the success of Reina at a different area.’ Hosting many famous names around the world, from Cecilia Sarkozy to Uma Thurman, from Kevin Costner to Paris Hilton, many CEO’s and managers; Reina takes place at the “places to go” list of each guest coming to İstanbul. Mr. Koçarslan says: ‘Reina is now known with its location, service, quality and entertainment. Beyond being the centre of entertainment, Reina is the address where foreign presidents argue the problems of the world, businessmen sign international agreements, world stars visiting Turkey certainly stop by. A meeting point for the high society, Reina is the place where hundred billion dollars of agreements are signed in the business circles, also a centre that our businessmen prefer to impress foreign investors with.’

60
Mehmet Tuna / ŞAMDAN
Mehmet Tuna / ŞAMDAN

Etiler Şamdan, açılışının üzerinden yirmi yıl geçmesine rağmen İstanbul'un gece yaşantısında bir klasik olma özelliğini hala sürdürüyor. Mehmet Tuna, ''Şamdan'ı Şamdan yapan müşterilerinin değerli fikirleridir. Buraya gelen herkes sınırsız servis görür. Belki de bu yüzden hala revaçtayız. Bundan otuz sene önce gençlik yıllarında Şamdan'a gelen müşterilerin bugün çocukları da burada eğlenmeye geliyor" diyor. Şamdan, saati, günü, ayı ve yaşı olmayan bir mekan. Burada uzun süre göremediğiniz arkadaşlarınızı görebiliyorsunuz. Burası bir buluşma noktası. Dilerse bir insan burada sekiz saatini geçirebilir; yemek yiyip dansa çıkabilir; yemeğini dışarda yiyip dansa gelebilir. Şamdan'ın 30 yıldır vazgeçilmez olmasının en büyük nedeni, burada evlenildi, burada tanışıldı, aşklar yaşandı, çocukların doğum günleri burada yapıldı. Kuşkusuz bütün müşterilerin Şamdan'da güzel bir anısı vardır: Dans edişi, sarhoş oluşu, aşık oluşu, ve güzel tebessümler... Mehmet Tuna "Şamdan moda değil, bir klasiktir. Müziğiyle, servisiyle, yemeğiyle, personeli ile, klasik çizgiyi sürdürmekte iddalıyız. Şamdan'da köklü değişiklikler yapamayız. Korkuyoruz; düşünüyoruz acaba bir şey değiştirsek müşteriye karşı yanlış yapmış olur muyuz diye. Çünkü, her taraf bir anı, bir hatıra, burada bazı insanlara mal olmuş yemekler, içkiler var. 30 yıldır aynı masada oturan insanlar var, bunları yok etme hakkımızın olmadığının bilincindeyiz." diyor. Şamdan kendi kendine yaratılmış bir yerdir. Burada gençliklerini yaşayan insanların bugün çocukları ve hatta torunları aynı çizgiyi devam ettiriyorlar. Bugün Şamdan'ın müşterileri çocuklarına Şamdan'cılığı aşılıyor, Şamdan'a sahip çıkıyor ve yaşatıyorlar. 30. yılında da Şamdan'da mumların ve insanların aşkı kıpır kıpır titreşiyor...

Etiler Şamdan, continues to have the peculiarity of being a classic at Istanbul night life, even 20 years have passed since it was established. Mehmet Tuna says, ''Our customers’ valuable opinions formed what Şamdan is today. Anyone who comes here will have unlimited service. Maybe that is why we are still on high demand. 30 years ago, our customers used to come here at when they were young, now their children come here to have fun.” Şamdan is a place without hour, day, month and age. You can meet your friends that you haven not seen for a long time. Here is a meeting point. A person can spend eight hours if he wishes; you can eat and go out to dance or you can eat somewhere else and come here to dance. The most important reason that Şamdan is indispensable for 30 years is; people got married here, met here, fell in love here and their children celebrated birthdays here. Definitely all customers have a nice memory in Şamdan: Dancing, getting drunk, falling in love and beautiful smiles… Mehmet Tuna "Şamdan is not a fashion, it is a classic. We are assertive to continue the classic line with the music, service, food and staff. We cannot make radical changes at Şamdan. We are scared of that, changing something might be wrong for our customers. Because all around is a rememberance, a memory, there are some meals and drinks that are involved with some people. There are people who sit at the same table for 30 years. We have the conscious that we do not have a right to destroy all these.” Şamdan is a place that created itself. The children of people who spent their youth here, even their grandchildren hold the same line. Today Şamdan’s customers plant their children the idea of Şamdan, claim it and make it alive. At its 30th year candles and love of people still tremble at Şamdan…

Mehmet Tuna / ŞAMDAN Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
Mete Akar / METE AKAR Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
61
Mete Akar / METE AKAR
Mete Akar / METE AKAR

‘ELLE bundan 1978 senesinde, yüzünü batıya dönmeye başlayan, çalışma hayatında aktif olarak rol alan, özgürleşen ve artık kendisine eskisinden daha çok güvenen Türk kadınlarını dünya modasıyla buluşturan bir marka fikriyle doğdu. Türkiye’de daha önce hiç üretilmeyen avangard kadın ayakkabıları, akıl almaz genişlikte bir koleksiyon haline getirilerek, Gedikpaşa’da küçük bir atölyede üretilmeye başlandı. İlk defa Nişantaşı Mağazası’nda sergilenen bu modeller büyük beğeni kazandılar ve ELLE kısa zamanda modern giyinmekten hoşlananların adresi haline geldi. Günümüzde, hala model zenginliği ve niteliği konusunda öncü markalardan olan ELLE, Hadımköy'deki fabrikasında üretim kapasitesini her gün artırmakta; ürünlerini yurt içi ve yurt dışındaki perakende satış noktalarında tüketicilerinin beğenisine sunmaktadır.’

ELLE was born in 1978 to create a label to introduce the world fashion to women, who are adopting a western life style, beginning to take an active role in working life, who were becoming freer and confident. A huge collection of avant-garde shoes which have not been produced in Turkey before was prepared and manufactured in a small workshop in Gedikpaşa. These shoes were admired greatly when they were put on display for the first time at the shop in Nişantaşı and thus ELLE quickly became a center for those who wanted to dress modern. Today as a leader label with a large variety of models and high quality ELLE is increasing its production capacity everyday at their factory in Hadımköy and is presenting their products to customers at local and international retail shops.

62
Metin Fadıllıoğlu / ULUS 29
Metin Fadıllıoğlu / ULUS 29

Türkiye yiyecek, içecek ve eğlence sektörüne çok uzun zamandır yön veren ender kişilerden biri olan Metin Fadıllıoğlu’nun adını ilk kez duyurduğu batı Klüp zamanından bugüne neredeyse 40 yıl geçti.. Bu sure içinde Metin Fadıllıoğlu’nun elini sürüp de parlatmadığı ve marka yapmadığı mekan olmadı.. Hepsi gecce eğlence hayatının tarihine altın bir isim olarak yazdırıldı.. Ama bu markaların içinde en özeli ve farklısı hiç kuşkusuz Ulus 29.. Metin Fadıllıoğlu imzasını taşıyan tüm mekanlar gibi hem bir İstanbul klasiği hem de her daim en moda olmayı başaran Ulus 29, Aralık 1993’ten bu yana kalite ve hizmette kusursuzluk anlayışıyla hizmet verdi.. Her zaman dünyanın ve Türkiye’nin en önemli simalarını ağırlayan Ulus 29, bu yönüyle ve tabii ki kusursuzluğuyla her zaman uluslararası bir marka olarak yerini korudu..

Metin Fadıllıoğlu, who is one of the rare names leading Turkey’s food, drink and entertainment sector for a long time, first became famous at Batı Club almost 40 years ago. Through that time there was no place that did not shine or become a brand if he was involved in it. All these places were written with gold letters to the history of entertainment life. Between all the brands, Ulus 29 is the most special and different one with no doubt. Like all the places carrying Metin Fadıllıoğlu’s signature, Ulus 29; which is both an Istanbul classic and a trendy place at all times, gives service with the understanding of quality and perfection since December 1993. Entertaining the most important faces from the world and Turkey, Ulus 29 always protects its place as an international brand with this point and its perfection, of course.

Metin Fadıllıoğlu / ULUS 29 Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
Murat Vargı / TURKCELL Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
63
Murat Vargı / TURKCELL
Murat Vargı / TURKCELL

‘Türkiye'de GSM temelli mobil iletişim, Şubat 1994'te Turkcell'in hizmete girmesiyle başladı. 27 Nisan 1998'de T.C. Ulaştırma Bakanlığı ile 25 yıllık GSM lisans anlaşması imzalayan Turkcell, abonelerine sunduğu mobil ses ve veri iletişimine dayalı hizmetlerin çeşitliliğini, kalitesini ve buna bağlı olarak abone sayısını da artırarak gelişimini sürdürdü.. Turkcell kurulduğu günden bu yana 30 Eylül 2008 itibarıyla, lisans bedeli hariç olmak üzere sadece Türkiye'de 7,7 milyar Amerikan Doları yatırım yaptı..30 Eylül 2008 itibarıyla 36,3 milyon aboneye sahip Turkcell sadece Türkiye'nin lider operatörü olmakla kalmayıp, Avrupa'nın da abone bazında en büyük üç GSM operatöründen biri olma başarısına ulaştı.. Hisseleri 11 Temmuz 2000'de İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) ve New York Stock Exchange'de (NYSE) eşzamanlı olarak işlem görmeye başlayan Turkcell, NYSE'ye kote olan ilk ve tek Türk şirketi unvanını kazandı.. Turkcell'in aynı zamanda yurtdışında da yatırımları bulunmaktadır. Turkcell'in Fintur aracılığıyla sahip olduğu Azerbaycan, Kazakistan, Gürcistan ve Moldova'daki iştirakleri 30 Eylül 2008 itibarıyla 12,4 milyon aboneye, Kuzey Kıbrıs'taki iştiraki 300 bin aboneye ulaşmıştır. Turkcell'in Ukrayna'da çoğunluk hissesine sahip olduğu Astelit şirketi life:) markası ile Şubat 2005'de GSM hizmetleri vermeye başlamıştır. life:) 30 Eylül 2008 itibarıyla 10,7 milyon aboneye sahiptir ve kesinlikle bir dünya markasıdır..’

‘GSM based mobile communication started in Turkey in February 1994 when Turkcell was put into operation. Signing a 25 year GSM license contract with the Ministry of Transportation of the Republic of Turkey on 27th April, 1998 Turkcell kept on improving the range and quality of services based on mobile voice and data communication and hence grew larger by increasing the number of subscribers. As of September 30, 2008 the investment Turkcell has made only in Turkey is US 7,7 billion excluding the license fees. Having 36,3 millions subscribers as of September 30, 2008 Turkcell is not only the leading GSM operator in Turkey, but also one of the 3 biggest GSM operators in Europe based on number of subscribers. Hisseleri 11 Temmuz 2000'de İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) ve New York Stock Exchange'de (NYSE) eşzamanlı olarak işlem görmeye başlayan Turkcell, NYSE'ye kote olan ilk ve tek Türk şirketi unvanını kazandı.. Introducing its shares on July 11, 2000 simultaneously in the Istanbul Stock Exchange (IMKB) and the New York Stock Exchange (NYSE), Turkcell bears the title to be the. first and only company registered in NYSE. Turkcell also has international investments. Turkcell’s partnerships in Azerbaijan, Kazakhistan, Georgia and Moldovia via Fintur have 12.4 millions subscribers, and its affiliation in Northern Cyprus has 300.000 subscribers as of September 30, 2008. Astelit, the Ukranian company with majority of its shares belonging to Turkcell, has started giving GSM services under the brand of life:). As of September, 30 2008, life:) has 10,7 billions subscribers, and is definitely a worldwide brand.’

64
Mustafa Kefeli / BİSSE
Mustafa Kefeli / BİSSE

‘30 yıl önce, kaliteden asla ödün vermeyerek büyümek, daima kendini geliştirmek ve bir marka olmak ilkeleriyle yola çıkan BİSSE bu ilkelerine “İLK”leriyle ulaşmıştır. “Kaliteden asla ödün vermemek” ve “marka olmak” günümüzde ulaşılması kolay kavramlarmış gibi gösterilmekte ve içerdiği değeri kaybetmeye başlamaktadır. Oysa BİSSE bu değerlere sahip olabilmek için birçok “İLK”e imza atmıştır. “İhraç edilen ilk Türk markası”, “dünyadaki önemli fuarlarda, dünyaca ünlü markalarla birlikte yer alan ilk Türk markası”, “yurtdışında toptan mağaza ve butikler açan ilk Türk markası” ve “yabancı basında yer alan ilk Türk markası” BİSSE olmuştur. Günümüzde BİSSE ürün yelpazesini genişletirken, bugüne kadar temel olarak aldığı “KALİTE - MODA - RAHATLIK” üçlemesinden asla vazgeçmemektedir. BİSSE, gömlek üretimi ve sunumundaki kalite, öncülük ve başarısını artık takım elbiseden ayakkabıya kadar erkek giyiminin her alanında sergilemektedir. Kuşkusuz bu başarının arkasında ekip yaratma ve yetiştirme çabalarıyla ortaya çıkan çağdaş üretim ve çağdaş mağazacılık bulunmaktadır. BİSSE, marka olmanın sorumluluğu ve sürekli geliştirdiği hedeflerine ulaşma isteği ile dünya trendleri ve İtalyan stilini kendine özgü çizgisiyle birleştirerek “BİSSE modası”nı yaratmaktadır.’

Hitting the road with principles like growing without compromising from the quality, always developing itself and to be a brand 30 years ago, Bisse reached its principles with its primals. “Not compromising from the quality” and “becoming a brand” are shown like reachable and easy concepts at the present day and their meanings started to lose their values. However Bisse put his signature with many primals to possess these values. Bisse has been “First exported Turkish brand” , “first Turkish brand that took place at important fairs around the world with world-famous brands” , “first Turkish brand that opened wholesale stores and boutiques” and “first Turkish brand that took place at foreign press”. At the present day while it continues to expand its product range, Bisse never gives up “Quality – Fashion – Comfort” trio which are the basic principles up to now. Bisse now display its quality, leadership and success at all the areas of menswear from suit to shoes just like it did on shirt production and presentation. Modern production and modern storekeeping, which comes out with the efforts of creating a team and training, lies behind this success. With the responsibility of being a brand and the will to reach its developing targets, Bisse combines the world trends and Italian style with its own peculiar line, and so “Bisse fashion” is created.

Mustafa Kefeli / BİSSE Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
Mustafa Taviloğlu / MUDO Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
65
Mustafa Taviloğlu / MUDO
Mustafa Taviloğlu / MUDO

1964 yılında iki genç girişimci, Mustafa Taviloğlu ve Doğan Gürün tarafından Fitaş Pasajı’nda kiralanan 12 m²’lik bir dükkanda, hediyelik eşya, plak ve renk renk boyanıp satılan fanilarla başlayan Mudo, bugün dünya markası olma yolunda emin adımlarla ilerleyen bir mağazacılık anlayışını doğurmuştur. Gürün’ün ortaklıktan ayrılmasının ardından Taviloğlu önderliğinde, bir çok yeniliği ülkemize getiren Mudo, 1967 yılında ilk baskılı t-shirt satışını yaparak, Türkiye’de faniladan t-shirt kavramına geçişin de öncüsü olmuştur. 1968’li yıllarda Paris’te bulunan Taviloğlu, oradaki gençliği gözlemlerken, gençlerin kendine özgü farklı bir giyim tarzı olduğunu fark etmiş ve Mudo’nun kendine has çizgileri ilk buradan esinlenerek ortaya çıkmıştır. O güne dek Türkiye’de gençliğe yönelik tek bir giyim firmasının olmadığı gerçeğinden yola çıkan Taviloğlu, bu fırsatı doğru zamanda yakalayarak, genç ve spor giyimin ilk ve tek öncüsü olmuştur. Ve bu öncülük hala da Taviloğlu farkıyla devam etmektedir..

Mudo, which was started by , Mustafa Taviloğlu and Doğan Gürün in 1964 as these two young entrepreneurs were selling gifts, records, and vests dyed in different colours in a 12 m² store on Fitaş Alley, gave birth to a concept of stores developing into being a worldwide brand. After Gürün’s resignition from partnership, Mudo brought many innovations to Turkey under the leadership of Taviloğlu, it also was the leader in passing from vest to t-shirt by selling the first printed t-shirt. Visiting Paris in 1968, Taviloğlu observed that the young people have their own different style of dressing up and Mudo’s own line was created inspired by this style. Comprehending that there was no clothing company producing for young people in Turkey in those days , Taviloğlu took the opportunity at the right time and became the pioneer of young and sportswear clothing. This pioneership still continues with the difference that Tavioğlu makes.

66
Muzaffer Çaha / MUZAFFER ÇAHA
Muzaffer Çaha / MUZAFFER ÇAHA

‘Kendime hedef seçerek, dalında en yüksek seviyeye gelmiş, karizmatik, vizyon sahibi, özel kişiliklere özellik katarak, farklı eserler sunmayı ilke edinerek yarattım markamı.. Her zaman kaliteye, iş ahlakına, disipline, mükemmeliyetçilik ilkesine ve sadakatimle farklılık yaratmaya dikkat ettim. “Özelliğin farklılıkta olduğunu” vurgulayarak, dalında en iyisi olmayı ispatlayarak, mesleğine saygılı ve şefkatli olarak markamı geliştirdim.. Kaliteden ödün vermeyerek, ufkumu daima yenileyerek, yapıtlarımla insanları mutlu edebilmek için çok çok çalışarak, dinç ve aktif kalarak markamı korudum ve şimdi en büyük isteğim çocuklarımın yaşadıklarımdan ders alarak özelliği farkındadır sloganına sadık kalmaları..’

‘I created my brand by chosing a target for myself, making up a principle of presenting different works by adding characteristic to special personalities, who came to the highest level at their branches, charismatic, and having vision. I always cared for quality, business ethics, discipline, perfection principle and tried to create difference with my loyalty. I developed my brand by mentioning “speciality is at dissimilarity”, proving to be the best at its branch, having respect to my job and being compassionate. I protected my brand without comprimising quality, renovating my vision, working so hard to make people happy with my works; now all I desire is that my children learns from my experiences and stay loyal to the “speciality is at dissimilarity” slogan.’

Muzaffer Çaha / MUZAFFER ÇAHA Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
Nadir Yelkenci / BELVEDERE Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
67
Nadir Yelkenci / BELVEDERE
Nadir Yelkenci / BELVEDERE

Nadir Yelkenci, 34 yıldır alkollü içki ithalatı yapıyor. Bu işin duayeni. Türkiye’de Scotch Viski Birliği Liyakat ödülü sahibi 4 kişiden biri. Fransız içki devi Belvedere ile ortak olan Yelkenci, bu grubu Türkiye’de yatırım yapmaya ikna etti.. Peki bu işe nasıl girişti.. İşte kısa hikayesi: ‘1988 yılında Johnnie Walker Grubu ’Bizim bir sürü markamız var, birleştirip birine vermek istiyoruz’ dedi. Ben bir arkadaşımla işe talip oldum. Gordon’s Gin, Black Label gibi markalar vardı. Türkiye’de rekorlar kırılan yıllar yaşadık. 1993 yılında 6.5 milyon şişe Johnnie Walker satıldı. O dönemlerde satışların çoğu Duty Free’lerde yapılıyordu. Tekel vardı. Tekel ithalatı yeterli olmuyordu. Çok etken var. Biz esamesi yokken Absolut Votka’yı satmaya 100 kasayla başladık. ’Serum şişesinde İsveç votkası satılır mı?’ dedi arkadaşlarım. 3 yılda 40 bin kasaya geldi satışlar. Rakamlar büyüyünce marka, ’Kendim geleyim’ dedi. Johnnie Walker’la ayrıldık. Chivas Regal Grubu’yla bir anlaşma yaptım. Onlar da sonra Pernod diye bir şirkete satıldı. O sırada Türkiye’de Allied Domecq kuruluyordu, onların kuruluşunu yaptım. Sonra onları da Pernod aldı. 2008’de Belvedere Grubu’yla ortak olduk ve Belvedere’yi Türkiye’de yatırıma ikna ettim ve işte bugünlere kadar geldik’

Nadir Yelkenci has been importing alcoholic beverages for 34 years. He is one of the masters and one of the 4 people awarded with the Scotch Whiskey Association Competence Award. A partner with the French company Belvedere, Yelkenci convinced the company to make investments in Turkey. How did this happen? This is the short story: In 1988 the Johnnie Walker Group said “We have many brands, we want to join them togehter and put someone in charge of them” I volunteered with one of my friends. There were labels like Gordon’s Gin and Black Label. We saw that records were broken. In 1993 6.5 million bottles of Johnnie Walker were sold. Most of the sales were done in Duty Free Shops in those days. There was Tekel. The imported amount by Tekel was not enough. There were many factors. When nobody knew about Absolut Votka, we started to sell 100 cases. “How can you sell Swedish vodka in a serum bottle?” said my friends. We reached 40.000 cases of sales in 3 years. When the numbers got larger, the label wanted to enter the market itself. So we separated our ways. Then we signed a contract with the Chivas Regal group. Later they were sold to a company called Pernod. At that time Allied Domecq was being founded in Turkey, I founded them. Pernod bought Allied Domecq, too. In 2008 we became partners with Belvedere and I convinced Belvedere to make investments in Turkey. And here we are today.

68
Neslihan Işık / BMS
Neslihan Işık / BMS

‘BMS, 20 senedir Herman Miller, Tecno ve Poltrona Frau gibi ünlü mobilya markalarının Türkiye konumlandırmasını yapan firmadır. BMS isim olarak arka planda dursa da temsil ettiği markaların Türkiye pazarındaki yerinin sessiz mimarıdır. Türkiye’de birçok başarılı projenin hayata geçmesini sağlayan IŞIK İnşaat’ın kurucusu Suat IŞIK tarafından devir alındıktan sonra BMS, yurt dışı markalarla ilişkilerini güçlendirmiş ve onların marka standartlarının ülkemizdeki adresi olmuştur. Bir markayı oluşturmak ya da lansmanını yapmak arasında efor olarak bir fark yok. İkisinde de pazarı iyi tanımak, markayı doğru konumlandırmak, sunduğu özelliklerle doğru orantılı olarak tanıtımını yapmak gerekiyor. Bir Amerikan klasiği olan Herman Miller markası ülkemizde yıllardır ödüllü koltuğu Aeron ile büyük başarı elde etmiştir. Amerika’da CSI dizisi, Bruce Wills’in Armageddon, Tom Cruise’un Minority Report filmi ve Garfield gibi sayısız film ve dizide yer alan Aeron koltuk ülkemizde de yıllardır çeşitli haber kanalları tarafından kullanılıyor. Ergonomik çalışma mekânları yaratan ve ürün araştırma geliştirmedeki başarısı ile tanınan Herman Miller’ın ikonik marka değerini izleyicisi ile buluşturmak zor olmadı. Diğer markalardan tasarım dili ve anlayışı ile ayrılan markanın Türkiye’de profesyonel ve son kullanıcı olarak ciddi bir hayran kitlesi var. 2006 sonunda Poltrona Frau’nun kapılarını açarken markanın ve ürünün temsil ettiği değerlere çok önem verdik. Mükemmel el işçiliği ve üstün deri kalitesi üzerinde durduk ve Türkiye’de oturmuş, Poltrona Frau’nun İtalya’da beraber çalıştığı markalar olan Ferrari ve Maserati ile birlikte özdeşleştirerek izleyici kitlesinin markayı daha hızlı tanımasına yardımcı olduk. Poltrona Frau markasının Türkiye lansmanından beri aynı firma grubundan Alias, Gufram ve Thonet markalarının lansmanını 2008’de gerçekleştirdik. Temsilcisi olduğumuz firmalara kattığımız marka değeri ise BMS’nin hizmet anlayışı ve hem müşterilerimize hem de çalıştığımız firmalara karşı duyduğumuz sorumluluk anlayışı. Bu anlayışa hem yurt içinden hem de yurt dışındaki firmalardan pozitif yorumlar alıyoruz, bu da işimizi doğru yaptığımıza bir işaret. Sahne arkasındaki konumumuzu profesyonelce yaptığımız sürece sahne ışıkları çok daha güçlü parlayacak. Ben ikinci nesil olarak firmamızla gurur duyuyorum. Üçüncü nesilden söz etmek erken olsa da bu firmanın Türkiye’nin dışarı açılan kapılarından biri olmaya uzun yıllar devam edeceğine inanıyorum.’

BMS is the company that has been doing the positioning for worldwide famous furniture Herman Miller, Tecno ve Poltrona Frau companies for 20 years. Despite BMS’s position in the background, it is the silent founder of the companies it represents. After being bought by Suat IŞIK the founder of IŞIK İNŞAAT, which has realized many successful projects in Turkey, BMS improved their contacts with international labels and has become the address of their label standards. There is not a difference in putting the effort between creating a label or MARKETING one. In both cases you have to know the market well, position the label correctly and market it according to its own qualities. The label Herman Miller, an American classic, has achieved success in our country with its award winning chair Aeron. The Aeron chair which has appeared in the American show CSI, Bruce Willis’ Armageddon, Tom Cruise’s Minority Report and Garfield has been used in our country by news channels for years. It has not been difficult to bring Herman Miller, which is known for its ability to create ergonomic workspaces and success in research and development and people who value iconic labels. The label which distinguishes itself with its design perspective and philosophy has gathered a large fan group consisting both from professionals and consumers. We paid great attention to label’s values when we opened Poltona Frau in 2006. We emphasized the perfect hand working and the quality of the leather and drew attention to labels such as Ferrari and Maserati with which Poltona Frau had worked in Italy to help the consumers grasp the label quicker. After the launching of Poltona Frau in Turkey we also launched Alias, Gufram and Thonet from the same group of companies. The responsibility we carry for the companies we work with and for our customers and our service concept is what we add to these labels as BMS. We receive approvals of our service concept from local and international companies and this shows that we are doing our job well. As long as we serve well behind the stage, the lights on the stage will shine much brighter. As the second generation I am proud of our company. Although it is early to talk about the third generation, I believe that this company will continue to be a bridge between Turkey and the world.

Neslihan Işık / BMS Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
Nur Yerlitaş / NUR YERLİTAŞ Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
69
Nur Yerlitaş / NUR YERLİTAŞ
Nur Yerlitaş / NUR YERLİTAŞ

Ben çocukluğumdan beri giyinmeyi çok seviyorum. Babam ayakkabı hastasıydı. Annem de çok güzel giyinen bir kadındı. Haliyle ben de süse püse çok önem verdim.. Anemin makyaj malzemeleriyle yüzümü boyayan, onun kıyafetlerini giyen bir çocuktum.. Daha o yıllarda ben artistleri merak ederdim, hatta kuzenlerimle her çarşamba, artistleri görmek için gazinoya giderdik. İçimin bir tarafı hep artistliğe, şarkıcılığa özenirdi.. Hatta herkes sesinin çok güzel olduğunu söylerdi.. Hatta Nükhet Duru, ‘Eğer Nur Yerlitaş sahneye çıksaydı hepimizin tozunu attırırdı’ derdi ama aile korkusundan bu isteği içinde ukde olarak kaldı.. Ama o yine de cıvıl cıvıl.. ‘kımset modacılıktaymış’ diyor ve anlatıyor: ‘Çok yerde çalıştım. Valiz ticareti yaptım. Eskiden butikçiliğin adı valiz ticaretiydi. Yurtdışından getirdiğin eşyalar ev ya da butiklerde satılıyordu. Sonra hazır giyime geçtim, çünkü dostlarım beni çok teşvik ettiler.. Ben hep kandırılacağımdan korkuyordum. Çünkü hesap, kitap da bilmem. Beni kız kardeşim yönetir. Çok savruğumdur. Bir sabah uyandım, atölye tuttum, makineler aldım ve başladım! Ben bu merdivenleri çıkarken çok hırpalandım. Çok üzüldüm, çok çırpındım ama ismimi bir marka yapmayı başardım.. O kadar çektim ama şimdi beni moda dünyasının kraliçesi yaptılar! Çevremdekiler bana "Kraliçe," dediler. ‘

I loved to dress since I was a child. My father worshipped his shoes. My mother dressed very well. So naturally I was inclined to liking to dress well. I used to put on my mother’s toiletries and wear her clothes. I used wonder about actresses and singers at that age and I even went with my cousin to clubs to see them every Wednesday. A part of me wanted to be an actress or a singer. Everybody said that I had a beautiful voice. Nükhet Duru once said “If Nur Yerlitaş sang, we would all be out of business.” But she feared that her family might not approve and this passion of hers was kept buried. But still she is very lively. “My destiny laid in designing” she says. “I worked at many places. I did shuttle trade. That was what boutique shops were called in those days. The clothes you brought from abroad would be sold at your home or at your shop. Then I switched to ready wear clothing, because my friends encouraged me to do so. I was afraid that I might be conned, because I’m not good at Maths. My younger sister manages me. I’m a bit open handed. I woke up one day, hired a workshop, bought machinery and just started to work. I spent a lot of effort until I became what I am today. I was demoralized often and worked very hard but I succeeded in making my name a label. I suffered a lot but now they announce me as the queen of the fashion world. People around me called me a “Queen”.

70
Orhan Bademli / MOS
Orhan Bademli / MOS

‘1990 yılında mesleğimizi üç ortak olarak devam ettirmeye karar verdiğimiz meslektaşlarım Muammer Yaprakgül, Sedat Kamaz ve ben Orhan Bademli baş harflerimizden oluşan MOS’ u kurduk. Bu üç ismin entegrasyonu; bilgi, beceri ve tecrübe ile sektördeki farklılığımızı ortaya koyarak markalaşma yolundaki ilk temellerimizi atmamızı sağladı. Farklılığımız hızla büyümemizi sağladı. Kuaförlük sektöründeki değişimin ve gelişimin içerisinde, globalleşen dünyada ürün ve hizmetler geliştikçe, teknoloji ilerledikçe tüketiciler daha da bilinçlendi. Artık karşımıza ne istediğini bilen kadın profilleri ortaya çıkar hale geldi. Kadınların bir ürün ya da hizmet alırken sadece almayı değil, gün geçtikçe iletişiminde önem kazandığını görmeye başladık. Müşteri profillerinde, kuaförü ile arasında oluşan duygusal bağ ve iletişim önceliklerinin arasına girmeye başladı.Kadınlar iyi hissetmek istiyorlardı. Ve bunun yanında servis kalitesinin ve iyi hizmetin önemini bize de hissettiriyorlardı. Böylece iletişim ile ilgili süreç başlamıştı. Bilim, teknoloji ve sanat etkileşimi anlayışı ile çalışmalar yapılıyor bu çalışmaların sonuçlarını analizler ile yorumlayıp, uygulama aşamasına geçiliyordu. Markamızı yaratırken, onu oluşturan ilkeleri yaptığımız işle özdeşleştirmek ve yaşam biçimi haline getirmek en önemli kriterdi. Yaptığımız işin diğer mesleklerden farklı bir meslek olduğunu her zaman söyledim. Biz berberler imalatı müşterilerin başında yapıyor ve çalıştığımız iş arkadaşlarımızla sürekli üretiyoruz. Örneğin renklendirme, kesim, topuz gibi daha bir çok sanatsal servisi konusunda uzman ekiplerimiz ile sunmaktayız. Diğer taraftan MOS markasını yaratırken, sinerjisini oluşturan marka adı altında çalışanlarına eğitim alıp, eğitim veriyoruz. Eğitimleri gruplar halinde gerçekleştiriyoruz.Kesim grubu, Topuz grubu vb…. Sanatsal servis eğitimlerini ihtiyaç biçimlerimize göre formüle edip, ilgili olan gruplara gerekli eğitim seminerlerini veriyoruz.’

On deciding to continue our jobs as three partners, my colleagues, Muammer Yaprakgül, Sedat Kamaz and I, Orhan Bademli, established MOS using the first letters of our names. Integrating the three names together, with know-how, skill and experience setting our difference in the sector, we implanted the first foundation of becoming a brand. Setting the difference helped us to grow. As the products, services and technologies developed in the globalizing world, the consumers became more aware in the changing and developing hairdressing sector. Now we were face to face with women profile who knew what she wanted. We observed that communication became more and more important when women purchased products and services. In the customer profiles, the emotional connection and communication with the hair dresser became one of the priorities. Women wanted to feel good. And besides, we sensed that they valued high quality service. And thus began the phase of communication. With an understanding of interacting science, technology and art, studies were made, with the result of these studies analysis were interpreted and then the application phase was commenced. When creating our brand, the most important criteria was to identify the principles of the brand with the work we did and make it a life style. I always said that the job we do is different from other jobs. We, the hair dressers, do our jobs on the customer’s head and continuously produce with our colleagues. For example, experts in their fields give the services such as hair dying, cutting and making buns and many other artistic services. On the other hand, when creating the brand MOS, we give and take trainings for the workers under the brand from which the synergy is generated. The trainings are made in groups. Cutting group, hair bun group, etc… We formulise the artistic service trainings according to needs and give the related seminars to the groups.

Orhan Bademli / MOS Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
Osman Boyner / ALTINYILDIZ Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
71
Osman Boyner / ALTINYILDIZ
Osman Boyner / ALTINYILDIZ

‘Altınyıldız benim ilk işim ve ilk markamdı. 1952 yılında kuruldu Altınyıldız fabrikası. Tekstil sanayicisi olan bir ailenin kızı ile evliliğim bu işi kurmamda etken oldu. Genç yaşta büyük sorumluklar aldım ve Türk Tekstil Sanayii’ne modern bir anlayış getirdiğime inanıyorum. Beymen ise Altınyıldız’da edindiğimiz tecrübenin ve yeniliklere açık vizyon sahibi bir ekip olmamızın meyvesiydi. Türkiye’de henüz terzi kültürü sürerken hazır giyimin dünyada yükselen trend olduğunu fark ettik ve araştırmalara başladık. Acele etmedik ve çok iyi hazırlandık. Hiçbir işe öylesine girmedik, hep yeniliğe, farklılığa, liderliğe oynadık. Beymen’in yaratılış sürecinde önce Avrupa ülkelerinde ciddi araştırmalar yapıldı, İtalya’da Corsini firması ile işbirliği yaptık, üretim ekibi 6 ay İtalya’da eğitim gördü, 2000 adet deneme takım üretildi, tüm bunlardan sonra ancak arzu ettiğimiz kalitede ürün ve servisi sağlayabileceğimize inandığımızda ilk mağazamızı açtık. Bugün güçlü markaların uyguladığı pazarlama bileşenlerini biz 55 yıl önce uyguluyorduk. İlk önceliğimiz kaliteli ürün oldu her zaman. Bıkmadan usanmadan farklı olmanın, yeniliklerin peşinde olduk. Eli Acıman’ın ajansı ile çalışarak pek çok reklam kampanyasına imza attık. Türkiye’nin ilk reklamverenlerinden olduk. Altınyıldız daha o yıllarda müşteri ilişkilerinin önemine inanmış ve uygulamaları ile piyasada farklılaşmıştı. Toptancı firmalar defolu bir kumaşın piyasadan tümüyle toplatılmasına ilk defa Altınyıldız sayesinde şahit oldu. Altınyıldız ile çalışmak bir ayrıcalıktı. Marka değerlerimizi koruyarak, güven ve kaliteden ödün vermeyerek, müşterimize sağladığımız faydayı sürekli kılarak, işimizi sevgiyle yaparak markalaştık. Benim için güven her zaman temel unsur olmuştur. Bu şirkette çalışanlar çalıştıkları kuruma güven duyarlar. Bu kurum için ise çalışanı her zaman en değerli yatırım olmuştur. Markanız için büyük bütçeler harcayabilirsiniz, iletişimi doğru yaptığınızda hedeflediğiniz imajı verebilirsiniz ama en başarılı markalar gücünü arkasındaki kuruma duyulan güven ile sağlarlar. Yarattığınız marka imajının arkasında kalitesini sürekli kılabilmiş, çalışanı işine yüreğini koymuş bir güvenilir kurum varsa markanız korunur.’

Beymen was the product of our experience at Altınyıldız and being an open minded team. While tailoring culture was still dominant in Turkey, we noticed that ready wear clothing was an uptrend around the world and so we started a research. We did not hurry and we prepared ourselves well. We were always open minded, innovative and wanted to be a leader in the industry; we never settled for less. During Beymen’s founding process we did extensive researches in European countries. We cooperated with the Italian company Corsini and our production team took a 6 month course in Italy. We made a trial production of 2000 pieces of suits and once we believed that we have obtained the quality and service we desired, we opened our first shop. Trust has been the most important factor for me. Our employees trust the company they are working for. Our employees have always been our most important investments. You can make big investments, you can obtain the image you desire if you can communicate well but the most successful labels attain their power with the trust to the company. Your label will succeed if you can provide a permanent quality and if your employees are devoted to their work.

72
Rahmi Koç / KOÇ HOLDİNG
Rahmi Koç / KOÇ HOLDİNG

Vehbi Koç, 1938 yılında Koç Ticaret Anonim Şirketi'ni kurar. Bu şirket, zamanla Koç Topluluğu'nu meydana getiren girişimlerin temeli ve gelişme merkezi olur. Koç Ticaret aynı zamanda, çalışanlarını kâra ortak eden ilk Türk şirketi olarak bilinir. 1960'lı yıllarda uluslararası şirketlerle ortaklık ve işbirliği yaparak veya teknik yardım alınarak çeşitli sanayi tesisleri kurulur. Gerçekleştirilen atılımlarla beraber, Koç Topluluğu'nun iş alanları önemli ölçüde genişler: Topluluk, artık zirai aletlerden mensucata, çeşitli büro malzemesinden ısıtma teçhizatına, radyo ve televizyon alıcılarından buzdolabı, çamaşır makinesi ve elektrik süpürgesi gibi ev aletlerine, ocak, fırın, cam yünü, kazan, radyatör ve likit petrol gazından, otomobil, ticari vasıta ve motosiklet üretimine ve otomotiv yan sanayii kuruluşlarına; gıda sanayiinden zincir mağazalarına, turizm, finans ve sigortacılık hizmetlerine kadar yaygın bir alanda çalışmaktadır. Hızlı büyüme ve gelişme, uygun bir örgütlemeyi ve daha yoğun kurumsallaşmayı gerektirir. Sevk ve idare ile organizasyon konusunda Türk ve yabancı uzmanların titiz çalışmaları sonucunda 1963'te Koç Holding A.Ş. kurulur. Vehbi Koç, Holding'in Yönetim Kurulu Başkanı olur. Kurumsallaşmaya inanan Vehbi Koç, 1984 yılında Koç Holding İdare Meclisi Başkanlığı'nı oğlu Rahmi Koç'a devreder. Koç Topluluğu yeni bin yıla globalleşen yeni bir vizyonla girer: Teknoloji ve marka gücünü artırarak, yaptığı her işte liderlik iddiasını sürdürmek, rekabet gücü olan işlerde yoğunlaşmak, yurt dışı satışlarını artırmak ve her yıl sağlıklı büyüyerek dünyanın sayılı şirketleri arasında yer almak şirketin ana hedeflerini oluşturur.. Rahmi M. Koç, Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini 4 Nisan 2003 tarihinde oğlu Mustafa V. Koç'a devreder. Bu görev değişikliğiyle, Koç Ailesi'nin üçüncü nesli bayrağı devralır.Rahmi M. Koç, halen Koç Holding Şeref Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyeliği görevlerini sürdürmektedir.

Vehbi Koç founds the Koç Ticaret Anonim Şirketi in 1938. This company will become the core of the Koç Corporate. The Koç Group is known to the first Turkish company to give shares of profit to their employees. In 1960’s co-operated with international companies or received technical assistance and built various industrial facilities. With new investments, The Koç Group broadened its business fields: from agricultural tools to textile, from office supplies to heating materials, from radio and television receivers to refrigerators, washing machines, hoovers, cookers, ovens, glass wool, boilers, radiators, liquid petroleum, gas, cars, commercial vehicles, motorcycles to automobile spare parts; from food industry to market chains, tourism, finance and assurance companies, the Group worked in many fields. Rapid growth and development requires a suitable and consistent organization. Koç Holding A.Ş. was founded by foreign and Turkish administration experts in 1963. Vehbi Koç became the the chairman of the board. Vehbi Koç, who believed in the importance of organization, handed over the chairman position of the Koç Holding Administrative Committee to his son Rahmi Koç in 1984. The Koç Group entered the new millennium with a global vision: The main goals of the company were to increase their technological background and the power of their label, being the leader in every field they were active in, concentrating on competitive fields and by increasing their international sales and obtaining a healthy annual growth becoming one the best companies around the world. Rahmi M. Koç handed over the chairman position of the board to his son Mustafa V. Koç on April 4, 2003. With this change, the third generation took role in the administration of the company. Rahmi M. Koç is still the Honorary President and a member of the Board.

Rahmi Koç / KOÇ HOLDİNG Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
Rasim Özkanca / BORSA Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
73
Rasim Özkanca / BORSA
Rasim Özkanca / BORSA

Dünya gurmelerinin uğrak noktası Borsa Lokantalar zincirinin sahibi Rasim Özkanca için yemek bir sanat. Ressamın renklerle oynadığı gibi yemeklerle oynayan Özkanca, ‘yemeğin kaderi tamemen sizin ellerinizde’ diyor. Yapılan her yemeği bizzat lezzet testinden geçiren Rasim Özkanca’nın başarısı dünya tarafından tescillenmiş durumda. Dünya ona o kadar güveniyor ki, NATO Zirvesi sırasında yapılan yemekleri korumalar önceden tatmadılar bile. Zirve’den aylar önce takibe alınan Özkanca ve ekibi bu zorlu görevi titizlikleri ve lezzet ustalıkları sayesinde atlatmıştı. Bush’u bile kendine hayran bırakan Rasim Özkanca, markasının doğuş hikayesini şöyle anlatıyor: ‘İlk Borsa Lokantası 1927 yılında İstanbul Bahçekapı’da kurulmuş ve adını o dönemde bulunduğu yerde faaliyet gösteren Zahide Borsası’ndan almış. 1983 yılında Sirkeci’ye taşınmış ve bir takım iç nedenlerle kapanmak üzereyken kardeşlerim Tahsin ve Ali Reşat Özkanca’yla birlikte satın aldık. Bu tarihten itibaren mevcut ‘a la carte’ restaurantlarının ve Amerikan tarzı beslenmenin yerine Osmanlı ve Türk mutfağının yemeklerini yaygınlaştırmak amacıyla İstanbul’un merkezi yerlerine şubelerimizi açtık. 1993 yılından itibaren Atatürk Kültür Merkezi’nde ve 1996 yılından itibaren de Lütfi kırdar Uluslar arası Kongre ve Sergi Sarayı’nda Borsa Catring olarak hizmet vermeye başladık. Son olarak da Adile Sultan Sarayı’nda açtık ve devam ediyoruz.’ Borsa Restaurantları’nın uluslararası alanda bu kadar tanınmasının ise tek bir nedeni var.. O da.. ‘Çalışma, aşırı araştırma, bir de restoran işletmesi gözüyle değil de tam bir işletmeci zihniyetiyle bakabilmek. Bunu da mükemmel yapmak için büyük çaba sarf ediyoruz. Sanırım bununla ilgili.’ diye özetliyor Rasim Özkanca..

For Rasim Özkanca, the owner of Borsa Restaurants chain which is the haunt for world gourmets, dining is an art. Just like an artist playing with the colours, Mr. Özkanca plays with food and says “The destiny of the food is completely in your hands.” Rasim Özkanca, who tastes every meal personally, has a success registered by the world. The world trusts him so much that, the meals were not even tasted by the guards during the NATO Summit. Mr. Özkanca and his team, whom were watched closely months before the Summit, overcame this difficult mission with their accuracy and taste mastership. Rasim Özkanca, who even got appreciation of Bush, tells the birth story of his brand: ‘The first Borsa Restaurant was founded in Istanbul Bahçekapı in 1927 and got his name from the Zahide Stock Market which was operating nearby at that time. It moved to Sirkeci in 1983; and while it was about to go out of business for some internal reasons, me and my brothers Tahsin and Ali Reşat Özkanca bought it. Since that date, instead of the present ‘a la carte’ restaurants and American style nutrition, we opened branches to the central places of Istanbul so that the meals of Ottoman and Turkish cuisine were spread. We started giving services as Borsa Catering at Atatürk Culture Center since 1993 and Lütfi Kırdar International Convention and Exhibition Center since 1996. Finally we opened one at Adile Sultan Palace and we go on. There is only one reason that Borsa Restaurants are recognized at international areas. And that is ‘working, excessive research, and also to be able to see as a complete administration mentality, not just as a restaurant business. We try so hard to make it perfect. I think it is about that” says Rasim Özkanca shortly…

74
Rutkay Çakırkaya / BALİZZA
Rutkay Çakırkaya / BALİZZA

Her şey bir hayalle başladı. Rutkay Çakırkaya tekstil sektöründe Rutkay markasıyla tanınıyordu.. Moskova’da yürürken kadınların onun ceketlerini giymesi büyük bir haz veriyordu.. Ama hayalleri farklıydı Rutkay Bey’in.. Abiyeyi çok seviyordu ve abiye ağırlıklı koleksiyonları olan bir markasının olmasını istiyordu. Ama kendine yeni bir isim bulması şarttı; Rutkay ismiyle devam edemezdi.. Gecelerce düşündü.. Ve bir gece Balizza ismini buldu. Bu Beliz isminin dünyanın her yerinde telaffuz edilebilecek bir versiyonuydu.. Bu ismi birkaç kez tekrarladı ve markası için ilk adımı atmış oldu.. Özel, kaliteli kumaşlar ve işlemelerde kullanılan aksesuarları ile tamamen asil ve kadınsı bir çizgi ile üretmeye başladı ve ‘Balizza’ dendiği zaman insanların aklında imaj yaratan bir markayı oluşturmuş oldu.. %100 kalite, orijinallik ve ruhu olan kıyafetler yaptı. Her ayrıntıyı takip etti. Giysilerin dışında mağazalarının lokasyonları ve dekorasyonlarıyla da ilgilendi.. Dünyadaki 45’e yakın franchising mağazasının lokasyonlarını tek tek görüp onayladı. Ve hala da üretmeye, farkı keşfetmeye devam ediyor.. Bir dünya markası da olsa kalitesinden ve ilkelerinden ödün vermeden bildiği yolda ilerlemekten vazgeçmiyor..

Everything started with a dream. Rutkay Çakırkaya was known with his ‘Rutkay’ brand in the textile sector. He was having great pleasure while walking in Moscow and seeing women wearing his jackets. But Mr. Çakırkaya’s dreams were different. He admired evening dresses a lot and wanted to have a brand for a collection of formed majorly of evening dresses.However, he needed to find a new brand name; he couldn’t go on with the name ‘Rutkay’. He thought for many nights. And one night he came up with the name ‘Balizza’. This name was a version of ‘Beliz’ which could be pronounced all around the world. He repeated this name a few times and this was his first step for his brand. He started producing a totally noble and feminine line with special and high quality fabrics and embroidered accessories; and thus he managed to create a brand which called and image to people’s minds when said Balizza. He made 100 % high quality, geniune clothes with a soul. He went after every detail. He was involved in the locations and decorations of the stores as well as the clothes. He visited and chose the locations for each and every franchise store around the world, numbering almost upto 45. He still continues to produce and to discover the different. Being a world brand now, he nevertheless does not give up from walking on his way without making any comprimises from his principles.

Rutkay Çakırkaya / BALİZZA Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
Sedat Zincirkıran / SARDUNYA Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
75
Sedat Zincirkıran / SARDUNYA
Sedat Zincirkıran / SARDUNYA

Hürriyet Gazetesi'nin ilk genel yayın müdürlerinden Necati Zincirkıran'ın oğlu. Ailesinde yemek-restoran işiyle ilgilenen kimse olmamasına rağmen Alman Lisesi'ni bitirdikten sonra, babasının yönlendirmesiyle 17 yaşında İngiltere'ye Food&Beverage okumaya gitti. Gündüz okula gidiyor gece çalışıyordu. Babası yönlendirmese de aynı kararı vereceğini söyleyen Zincirkıran askerlik nedeniyle dönmek zorunda kaldığı İngiltere'de otel ve lokantaların mutfaklarında yamaklıktan başlayarak çeşitli görevlerde bulundu. Dönmeden önce son olarak çalıştığı lokantanın sahibi aşçılık yapması şartıyla ona lokantanın yüzde elli hissesini teklif etti. Askerlikten sonra kendi yerinin sahibi oldu. 30 yıldır bu işte faaliyet gösteriyor. Bugün 2 bin 700 kişinin çalıştığı bir catering firmasının sahibi. Aynı zamanda kalitesinden ve lezzetinden ödün vermeyen Sardunya’nın da yaratıcısı.. Bu mesleğin dünyanın her yerinde geçen bir altın bilezik olduğunu söylüyor: ‘‘Bu öyle bir meslek ki iyi yaptığınız sürece her zaman her yerde para olarak dönüşü yüksektir.''

He is the son of one of the first chief editors of Hürriyet, Necati Zincirkıran. Although there has not been a member in the family who was interested in culinary arts before, he went to England to study Food&Beverage at the age of 17with his father’s consent after completing his highschool, Alman Lisesi. He studied during the day and worked at night. Admitting that he would choose the same career even if his father had not given his consent, Zincirkıran left England where he had worked starting as a scullion at restaurants and hotels to complete his military service. The owner of the last restaurant he had worked at offered him 50% of the reataurant’s share with the condition that he worked there as a chef. After completing his military service he opened his own restaurant and has been serving for 30 years. Today he owns a catering company and employs 2700 people. He is also the creator of the label Sardunya known for its quality and delicious foods. He states that with this job you could find a job anywhere around the world: “This is such a craft that you can earn a lot as long as you do your job well.”

76
Selçuk Tümay / CHIVAS REGAL
Selçuk Tümay / CHIVAS REGAL

‘Chivas Regal ilk defa 19.yüzyılda John ve James Chivas tarafından İskoçya Speyside bölgesinde yaratılmış, üretiminden kısa bir süre sonra Queen Victoria ve Avrupa’nın diğer asilleri arasında büyük ilgi görmüş ve aranan bir marka haline gelmiştir. Ancak Chivas Regal markasının Avrupa sınırlarını aşarak bir dünya markası haline gelmesi, 20.yy’ın başlarında, Chivas Brothers’ın Chivas 25 ile hızla gelişmekte olan Amerika’ya giriş yapması ile gerçekleşmiştir. Amerika’ya girişinin sadece 2. yılında Amerika’nın en çok konuşulan ithal tüketim ürünlerinden biri olan Chivas Regal markasının temelleri bu yıllara dayanmaktadır. 50’li ve 60’lı yıllarda Chivas Regal Amerika’da çok hızlı bir büyüme göstermiş, premium fiyatlandırması ve “Live Well” reklam kampanyası ile Yeni Dünya’nın en prestijli lüks tüketim ürünlerinde biri ve lüks yaşamı sembolize eden bir marka olmuştur. 70’li yıllarda Chivas Regal Amerika’da 700,000 olmak üzere tüm dünyada 1.200,000 kasa satışa ulaşmıştır. 1996 yılından önce Tekel vasıtası ile Türk tüketiciyle buluşan Chivas Regal, yüksek fiyatlandırmasına rağmen, yurt dışında yarattığı marka bilinirliği ile tüketicinin ilgisini çekmiştir. 1996 yılından sonra, viski ve şampanya ithalatının serbestleşmesi ve tüketici fiyatlarının aşağıya çekilmesiyle artan viski satışı ile beraber, Chivas Regal marka bilinirliğini arttırmak, marka imajını kuvvetlendirmek için Türkiye pazarına yatırım yapmaya başlamıştır. Chivas Regal, 2004 yılında “The Chivas Life” reklam kampanyası ile ‘arkadaşlar arasında paylaşılan özel anların viskisi’ olarak kendini konumlandımıştır. Dergi, gazete ve sinemalarda Türk tüketici ile buluşan “The Chivas Life” kampanyası ile beraber Chivas Regal, Türkiye’de Chivas Golf Cup, Chivas Sailing Cup gibi bir çok başarılı aktiviteye de imza atmıştır. Chivas Regal, hedef kitlesinin değişen tercihleri, değişmekte olan sosyo-kültürel yapı ile beraber 2008 Ekim ayında yepyeni bir reklam kampanyasının lansmanını yapmıştır: “Live with Chivalry” Bu reklam kampanyası ile asil, şerefli, dürüst şövalye ruhunu modernize ederek yeniden canlandıran Chivas Regal, temsil etmekten gurur duyduğu bir yaşam tarzını anlatıyor. Bugünün dünyasında yitirdiğimizi düşündüğümüz cesaret, onur, kardeşlik, dürüstlük gibi maskülen değerler üzerine kurulu bu yeni reklam kampanyası, Chivas Regal’i sadece bir viski markası değil, bir yaşam tarzının sembolü haline getiriyor. Centilmen, karizmatik, cömert, sofistike ve açık fikirli erkeklerin, aralarında paylaştıkları özel anların, lüksün ve eşsiz hazzın ifadesi olan Chivas Regal, “Chivalry” kampanyası ile bireysellik ve materyalizmin karşısına, arkadaşlık ve cömertlikle çıkıyor. Yaratılışından günümüze kadar, yurt içi ve yurt dışında yaptığı başarılı çalışmalar sayesinde, bugün hedef tüketici kitlesinin yoğun olarak tercih ettiği, marka bilinirliği yüksek ve marka imajı sağlam temeller üzerine oturan Chivas Regal, Pernod Ricard firması aracılığıyla premium bir viski markası olarak pazardaki payını ve tüketiciler üzerindeki marka etkisini hızla arttırmaya devam etmektedir.’

Chivas Regal was created in 19th century by John and James Chivas in Speyside, Scotland; a short while after the creation, the product grabbed Queen Victoria’s and other European nobles’ attention and it became a sought after brand. But Chivas Regal crossed the borders of Europe and became a worldwide brand when Chivas Brothers entered the fast growing American market with Chivas 25 in the beginning of the 20th century. As the most spoken imported consumer good in its second year of entering the American market, Chivas Regal’s roots go back to theses years. In 50’s and 60’s Chivas Regal grew very fast in America; it became a brand which is one of the most prestigious luxurious consumer product and symbolized a luxurious life with its premium pricing policy and “Live Well” commercial campaign. In 70’s, Chivas Regal sold 1,200,000 cases of products, 700,000 of them in America. Chivas Regal was presented to the Turkish consumers by Tekel before 1996, despite of its high price policy, the brand drew attention of the consumers with its international brand recognition. After 1996, as whisky and champagne importing became free and the consumer prices went down with the increase of whisky sales, Chivas Regal started investing in the Turkish market to improve the brand recognition of the brand and strengthen the image of the brand. Chivas Regal positioned itself as ‘the whisky of special moments shared by friends’ with its 2004 commercial campaign “The Chivas Life”. With the Chivas Life campaign which met with the Turkish customers in magazines, newpspapers and at cinemas, Chivas Regal organized many successful activities like Chivas Golf Cup and Chivas Sailing Cup. Taking the changes in the target consumers’ preferences and the changes in the socio-cultural structure Chivas Regal introduced a new brand advertisement campaign in October 2008: “Live with Chivalry” In this advertisement campaign Chivas Regal expresses a life style it is proud to represent: A rejuvenated, modernized noble, reputable and honest chivalry soul. This new advertisement campaign which is built on masculine values we think are forgotten like courage, honour, brotherhood and honesty, makes Chivas Regal not only a whisky brand, but also the symbol of a lifestyle. Chivas Regal, which is the expression of luxury, unmatched joy and special moments shared by gentlemen, charismatic, generous, sophisticated and open-minded men, opposes individualism and materialism with friendship and generosity. Owing to the successful work realised at home and abroad since the day of its creation to date, being a highly preferred product by its target consumers with a high brand recognition and brand image sitting on profound basis Chivas Regal continues to increase it market share and its brand impact on consumers as a Premium whisky brand via the Pernod Ricard company.

Selçuk Tümay / CHIVAS REGAL Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
Serdar Hotiç / HOTİÇ Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
77
Serdar Hotiç / HOTİÇ
Serdar Hotiç / HOTİÇ

1979 yılında Bağdat caddesi’nde açılan Hotiç mağazasıyla markalaşma süreci başladı.. Markanın tasarım çizgisi ve ‘Hotiç’ kültürü belirlendi ve koleksiyonlar üretilmeye başladı.. Marka yaratırken Serdar Hotiç’in felsefesi, ‘gerek mağazacılık gerek marka iletişimi olsun her şeyde bir bütünlük oluşturulmasıydı’ Bu nedenle marka kimliğinden, kurumsal bütünlükten ve değerlerden ödün verilmemeye çok dikkat edildi.. Serdar Hotiç bu süreci ‘Markalaşma sürecinde ayrıntıları gözden kaçırmadan, doğru noktalarda yer alarak ve tasarıma verdiğimiz önemle oluşturduğumuzu düşünüyorum.Markamız büyüdükçe kurumsal bütünlük ve kültürümüzü geliştirerek tüm çalışanlarımızla, ürünlerimizle, tasarımlarımızla ve marka yönetimimizle birlikte aynı çizgiden sapmadan markamızı koruyoruz.’ şeklinde anlatıyor ve çocuklarının Türkiye’nin en tanınmış Türk ayakkabı markasını uluslararası alana taşıyacaklarına inanıyor..

The branding process started when Hotiç store was opened at Bağdat Street in 1979. The brand’s design line and ‘Hotiç’ culture was determined and hence collections started to be produced. While creating the brand, Serdar Hotiç’s philosophy was ‘to form an integrity in everything, whether storekeeping or brand communication”. That is why he was very careful about not comprimising from the brand identitiy, the institutional integrity and values. Serdar Hotiç expresses this process as; ‘We did not miss any details during the branding process, I think that we took place at the right spots and we created giving importance to designing. As our brand grows, institutional integrity and our culture develop and we maintain our brand with all our employees, products, designs and brand management at the same line without diverting from it.’ And he believes that his children will carry Turkey’s most famous Turkish shoe brand to the international arena.

78
Serdar Bilgili / AKARETLER PROJESİ
Serdar Bilgili / AKARETLER PROJESİ

Beşiktaş'taki 70 binanın yan yana dizildiği, restorasyonu yılan hikâyesine dönen Akaretler Sıraevleri projesi işadamı Serdar Bilgili tarafından 75 milyon dolara tamamlandı. Akaretler Sıraevleri, Net Holding tarafından Vakıflar Genel Müdürlüğü'nden 49 yıllığına 'Yap-İşlet-Devret' modeliyle 1991 yılında kiralandı ve 1996'da restorasyona başlandı. Proje, Net Holding'in borçları nedeniyle Garanti Bankası'na 18 milyon dolara devredildi. Net Holding ve Garanti Bankası'nın yaptığı toplam harcama 25 milyon doları buldu. Garanti Bankası 2005 yılı sonunda projeyi elden çıkarmaya karar verdi. 2000-2004 yılları arasında Beşiktaş Kulübü'nün başkanlığını yapan Arsan Grubu'nun patronu Serdar Bilgili projeyi devraldı. Bilgili'nin devreye girmesiyle canlanan proje iki yılda bitme aşamasına geldi. Sıraevleri, içinde 'W İstanbul' adlı üst sınıf oteli, önde gelen markaların kiraladığı mağazaları ve rezidansların yer aldığı bir mahalleye dönüştü. Turizm ve tekstil sektöründe büyümeyi hedefleyen Bilgili, "19. yüzyıl Osmanlı mimarisinin en önemli anıtsal projesi olan Akaretler Sıraevler'in, tarihini ve kişiliğini koruyarak yeni bir kültürel doku yaratacak şekilde kentimize kazandırdık. Bu tür örneklerin çoğalmasının ülkemizde tarih bilincinin korunmasına ve gelecek kuşaklara sağlıklı bir şekilde aktarılmasına katkıda bulunacağına inanıyorum. Burada yaptığımız çalışmalar sadece Beşiktaş'ı canlandırmakla kalmayacak, İstanbul'un uluslararası bir marka ve çekim merkezi haline gelmesine katkı sağlayacak. Sadece bölgesel değil, kentsel dönüşüm paralelinde de ciddi bir değer yaratacak olan bu örnek projenin ülkemize hayırlı olmasını dilerim" diyor.. Ve projenin tüm detaylarını şöyle sıralıyor: • Projenin tamamı 55 bin metrekare. Büyüklükleri 40-210 metrekare olan toplam 80 adet çatı ve bahçe dubleksiyle birlikte tek katlı daireler ve stüdyolar da yer alıyor. • Akaretler projesi kapsamındaki mağazaların metrekare fiyatı 80-120 avro. • Kiracılar arasında 'Haremlique' ev tekstili ürünleri mağazasıyla Koç Grubu Başkanı Mustafa Koç'un eşi Caroline Koç da var. • Akaretler'in yıllık ciro beklentisinin 500 milyon doları bulabileceği söyleniyor. Ciro arttıkça hem Bilgili, hem Vakıflar Genel Müdürlüğü kazanacak. • Bilgili'nin öngörüsü tutarsa, Süleyman Seba Caddesi ile Şair Nedim Caddesi'nde mülk sahibi olanlar Akaretler sayesinde fiyat artışı yaşayabilirler. • ABD'li Starwood Grubu'nun lüks otel markası 'W', Avrupa'ya adımını ilk olarak Akaretler'den atma yolunu seçti. Oda fiyatları 200 avrodan başlayan ve nisanda açılacak otel, şimdiden rezervasyon almaya başladı. 270 yatak kapasiteli W İstanbul'da 135 oda bulunuyor. • Çok özel markaların yer alacağı mağazaların yanı sıra dünyanın en özel SPA zinciri olan Bliss de yerini alıyor. • Atatürk'ün annesi Zübeyde Hanım'ın yaşadığı bina ise Atatürk Müzesi olarak düzenlenecek.

The Akaretler Sıraevleri Project, consisting of 70 adjacent buildings in Beşiktaş, which have been in process for a long time was completed by Serdar Bilgili for 75 million dolars. Net Holding had rented Akaretler Sıraevleri for 49 years from General Directorate of Foundations in 1991 with a build-operate-transfer model and its restoration began in 1996. The project was transferred to Garanti Bank for 18 million dolars due to Net Holding’s debts. The amount spent on the project by Net Holding and Garanti Bank had become 25 million dolars. At the end of 2005, Garanti Bank decided to sell the project. The chairman of Arsan Group, Serdar Bilgili, who has been the president of Beşiktaş Football Club, undertook the project. The project picked up speed with Bilgili’s undertaking and progressed to a stage signaling that the project would be completed in two years. Sıraevleri, became a neighbourhood with “W Istanbul”, a high class hotel, shops rented by famous labels and residences. Bilgili who aims to develop in tourism and textile sector states: “We have introduced a new cultural layer to Istanbul maintaining the historic character of the neighbourhood, as the Akaretler Sıraevleri Project is a monumental project of the 19th century Ottoman architecture. Examples like this will lead to the conservation of our history and lead to an unadulterated transfer to next generations. The work we have done here will not only contribute to Beşiktaş, but will also help Istanbul to become an international label and a center of gravity I wish the best to come out of this project, which will not only prove itself in its regional, but also in the whole city.”... And he lists the details of the project. The project is 55.000 m2 in total. There are 80 flats ranging from 40 to 210 m2 with penthouses, ground floors, single room flats and studios. The rental prices of the shops of Akaretler Project are between 80-120 euro/m2. Among the renters there is Caroline Koç, whose husband is Mustafa Koç, the chairman of the Koç Group, with her shop “Haremlique”. 500 million dollars is expected as Akaretler’s annual revenue. As the revenue increases both Bilgili and Vakıflar Genel Müdürlüğü will profit. If Bilgili’s foresight proves true, then the prices of the real estate on Süleyman Seba Street and Şair Nedim Street will increase due to the Akaretler project. The American Starwood Group opted to enter Europe with their luxury hotel “W” in Istanbul. The most affordable rooms start from 200 Euros and the hotel has already begun to take reservations. The hotel has 135 rooms and can accommodate 270 guests. Among many famous brands world’s most special SPA chain Bliss will be serving clients at Akaretler, as well. The building where Atatürk’s mother resided will be reorganized as an Atatürk Museum.

Serdar Bilgili / AKARETLER PROJESİ Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
Sibel Kutman/ DOLUCA Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
79
Sibel Kutman/ DOLUCA
Sibel Kutman/ DOLUCA

Doluca... Türkiye'nin üzümleriyle ünlü Mürefte'deki en yüksek tepenin adı. İşte Doluca şaraplarına ismini veren bu tepenin eteklerinde yer alıyor bağlar. Türkiye'de faaliyetine devam eden en eski şirketlerden biri aynı zamanda Doluca Şarapları. Gelecek yıl 75. Yaşını kutlayacak. Nihat Kutman tarafından kurulan Doluca Şaraplarının varisi ise Sibel Kutman. Yaşı henüz yirmi bir iken yönetimdeki yerini aldı Kutman. Şu anda da şirketin pazarlama ve satış konusundaki tüm sorumlulukları ona ait. Dedesi Nihat Kutman Almanya'da 1926 yılında Geisenheim Şarapçılık Enstitüsü'nden mezun olduktan sonra başlar Doluca'nın hikayesi. İlk şarap Doluca etiketiyle 1940'da piyasaya sunulur. Oğul Ahmet Kutman yani Sibel Kutman'ın babası 1981 yılında şirketin başına geçer. Doluca Şarapları'nın 19 tane çeşidi var. Yılda 10 milyon şişe şarap üreten Doluca Şarapları'nın Mürefte'de şarap üretim fabrikasının yanı sıra 400-500 dönümlük bağları var. Antik, Moskado, Nevşah, Sarafin en tanınmış şarapları arasında. Yarı kan Porto Rikolu olan Sibel Kutman ise ABD'de işletme eğitimi ve şarap üzerine yüksek lisansını tamamladıktan sonra Türkiye'ye döner ve yönetimi paylaşır. ABD'de sadece iş dünyasına hazırlanmakla kalmaz Kutman. Tutkusu olan modern dans konusunda da eğitim alır. Hatta iki üç sene New York'ta kalıp dans eder. ‘Sanatı hiç yapmasaydım içimde kalırdı. Ama yapmış olmak o tatmini verdi. Dansçı olma ise bana yeterli gelmeyecekti. Çünkü ben lineer, mantıklı düşünen bir insanım. Bir de dansın ömrü çok kısa. Bitince ne yapacaksınız? Türkiye'de şarapla uğraşmak daha cazip geldi. Çünkü daha zor. Büyük zorlukları var ve siz bu iş için yeterli bilgi ve birikime sahipsiniz. Şimdi, hayatım bir yerde artık şarap. Yalnızca hobi olarak dansı sürdürüyorum.’ Diyor ve ekliyor: ‘Doğduğumdan beri zaten bu işin içindeyim. Soframızda her zaman şarap olmuştur; bağbozumu çocukluğumun en keyifli ve hareketli dönemleriydi. Bir de şarabı çok seviyorum. Şarap benim karşısında saygıyla eğildim bir ürün. Canlı bir varlık. Doğadan alıp, küçük müdahalelerde bulunarak yine doğal bir ürün yaratıyorsunuz. Bu işle ilgileneceğimi zaten biliyordum. Sağlam bir eğitiminiz varsa pazarlama, teknoloji, yönetim biçimleri konusunda çağa ayak uydurabiliyorsunuz. Genç yöneticilerin Türkiye'yi daha ileriye götürecek vizyon ve birikime sahip olduklarına inanıyorum. Tabii ki enerjimiz daha fazla deneyim kazandıkça da yenilikler katıyorsunuz. Bu sayede de size teslim edilen markayı daha da ilerilere taşımanız mümkün oluyor’

Doluca... The name of the highest hill on Mürefte famous for its grape vines. The vineyards lying below the hill is where Doluca wines take their name from. Doluca Wines is also one of the oldest companies to be active in Turkey. It will celebrate its 75th birthday next year. The heiress of the company founded by Nihat Kutman, is Sibel Kutman. She took part in the management of the company at the age 21. Today she is responsible for the company’s whole marketing and sales activities. The story of Doluca starts when her grandfather Nihat Kutman graduates from Geisenheim Wine Institute in Germany in 1926. The first bottle of wine was introduced to the market with the label Doluca in 1940. His son Ahmet Kutman, Sibel Kutman’s father took charge of the company in 1981. Doluca Wines have 19 varieties. Doluca, with an annual 10 million bottle production capacity per year, have a wine factory along with 0.4-0.5 km² vineyards in Mürefte. Antik, Moskado, Nevşah and Sarafin are among the popular wines. Half Porto-Rican Sibel Kutman studied management in the United States of America and completed her master’s degree in wine production and returned to Turkey to take part in the management. Kutman did not only prepare herself for the business world. She also studies her passion; modern dance, and even stays in New York to dance for 2-3 years. “If I did not dance I would definitely miss it. But I am satisfied now. Being a full time dancer would not satisfy me though. Because I am a linear, logical thinking person. And dancers have a short career. What are you going to do after? I preferred to focus my career on wine production in Turkey. Because it is much more difficult. It has great difficulties and you have the background and the knowledge. Now wine is my life. Dancing is a hobby for me now” She adds: “I’m in this business since I was born. We always had some wine at dinner. Grape harvesting has been the most exciting and entertaining thing when I was a child. And I love wine too. Wine is a product which I respectfully bow to. It’s a live product. You collect it from the nature and after a little processing; again you sell a natural product. I knew I would be interested in this job. If you have a proper education, you can adapt to the world on subjects like marketing, technology and management methods. I believe that young managers have the vision and background to make Turkey a better country. Of course we have more energy and as you gain experience you add innovations. This is how it’s possible to improve the label that has been handed to you.”

80
Sinan Kafadar / MİMAR
Sinan Kafadar / MİMAR

Türkiye’deki birçok tanınmış otelin iç ve dış mimarisinde imzası olan Sinan Kafadar, bu konuda uzmanlaşmasını tesadüf sayıyor. Four Seasons Sultanahmet, The Sofa Otel, Bodrum Kempinski, Ritz Carlton, Ankara Swiss Otel tasarladığı yerler arasında. Bu işe nasıl başladığını da şöyle anlatıyor: ‘İstanbul Teknik Üniversitesi’ndeki (İTÜ) mimarlık eğitiminden sonra 4 yıl farklı ülkelerde çalıştım. 91’de Metex Design Group’a ortak olduktan sonra, ilk projemiz Marmaris’teki Robinson Club Maris’ti. Turizm, otel mimarisi ve iç mimarisi tesadüfler neticesinde başladı ve sonrasında uzmanlık alanımız oldu. Ortağım Cavit Sarıoğlu’yla yaptığımız ilk projeden aldığımız olumlu referans mesleki kariyerimizi çizdi. Yeni ağırlık verdiğimiz konu ise alışveriş merkezleri. Vasıflı turizm projelerini kalifiye, eğitimli çalışanlara ihtiyaç duyması, istihdam için daha az yatırım gerektirmesi, ülke ekonomisine katkısı açısından önemsiyorum. Bu da çalıştığım projelerdeki motivasyonumu artırıyor.’ Sinan Kafadar’ın sırrı yaptığı işlerde her zaman rahatlığı ön plana çıkarması: ‘İnsanların tasarladığım mekânlarda kendini stres altında hissetmemesini istiyorum. "Ayağımı uzatsam acaba sehpanın kenarını çizer miyim, elimdeki kahveyi dökersem bu koltuğu perişan edebilir miyim?" diye düşünmemeliler. O nedenle bembeyaz bir lobi koltuğu yapmıyorum. Müşteri kadar işletmenin de rahat etmesi gerek. Etmiyorsa zaten zaman içerisinde sizin renk ve doku kararınızı değiştirebiliyor, iş sizin olmaktan çıkıyor. Odanın aydınlık seviyesinden çalan müziğe kadar müdahale ettiğim noktalar oluyor.’ Marka olmak ve başarılı olmakla ilgili de birkaç öğüdü var Sinan Kafadar’ın: ‘Mesleğin başlangıç dönemlerinde insanın kendine yatırım yapması gerekiyor. Eğer mesleğin başında yapmadıysanız, daha sonraki senelerde bir daha o imkânı yakalamanız güç oluyor. O yüzden genç mimar arkadaşlara, profesyonellere önerim mümkün olabildiğince donanımlarını yeterli seviyeye çıkarıp ondan sonra hayata başlamaları. İlla yurtdışına gitmeleri gerekmiyor, ama bağımsız çalışmayı hedefleseniz de donanımlı olduğunuzu hissetmeden kendi ofisinizi açarsanız, arada kaybolma ihtimaliniz fazla.’

Sinan Kafadar, who has worked on outer architecture and interior designs of many hotels remarks that his specializing in this field is a complete coincidence. Four Seasons Sultanahmet, The Sofa Hotel, Bodrum Kempinski, Ritz Carlton, Ankara Swiss Hotel are among his designs. He tells us how he started this adventure: After graduating from Istanbul Technical University, the Department of Architecture, I worked abroad in different countries for four years. I became an associate with Metex Design Group in 1991 and took our first project, Robinson Club Maris in Marmaris. Through a chain of coincidences tourism, hotel design and architecture, interior designs became our field of expertise. The good reference of our first project we prepared with my partner Cavit Sarıoğlu opened the way into this field. Our latest focus is on shopping malls. I pay attention to high quality tourism projects because they require qualified and trained personnel, less investment and they contribute to our country’s economy. And this motivates me even more at the projects I work on. Sinan Kafadar’s priority in his projects is comfort: “I don’t want people to feel stressed when they are in my designs. They shouldn’t worry if they’re going to scratch the coffee table when they stretch their feet or they shouldn’t worry about spilling their coffee and ruining the chair they are sitting on. That’s why I don’t use white couches in lobbies. The management should be relaxed as the customer. If they are not, in time they interfere with your colour and texture decisions and the project becomes someone else’s. Sometimes I interfere from the music played to the amount of lighting in the room.”

Sinan Kafadar / MİMAR Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
Sinan Öncel / TWIGY Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
81
Sinan Öncel / TWIGY
Sinan Öncel / TWIGY

Işıklar Askeri Lisesi`ni bitirdikten sonra tek hayali Hava Harp Okulu`na gidebilmekti. Uğraştı, ama gözleri bozuk olduğu için kabul edilmedi. O da ticarete atılmaya karar verdi. Pofuduk terlik ürettirip satmaya başladı. Terlik işinin çok renkli, çok keyifli olduğunu keşfetti. Şimdi askeri bir disiplinle kendi yarattığı Twigy markasıyla yüzlerce çeşit terlik satıyor. En çok da futbol kulüplerine terlik üretince dikkat çekmeye başladığını söyleyen işadamının futbol sevgisi, taraftar terliklerinin tasarımlarını kendisinin yapmasına neden olmuş. Reklamın önemini keşfeden Öncel, gerilla sistemi dediği az yatırımla çok kazanma taktiğini uyguluyor. Ortaokul sıralarındayken bir kuaförde çıraklık dönemim oldu. İnönü Stadı`nda su sattım. Üniversite yılları da ticaretle geçti. Sabah okula gidiyorduk. Hoca markayı, pazarlamayı anlatırdı. Öğleden sonra derste anlatılan konuların hayata uygulandığını görüyorduk. Marmara Üniversitesi İdari İlimler Fakültesi`nde okuyordum ve öğrencilerin yüzde 80`i çalışırdı. Okurken ithalat firmasında da çalıştım. Sizin askeri bir eğitim geçmişiniz var. Asker olacakken, nasıl terlikçi oluverdiniz? Işıklar Askeri Lisesi`ni bitirdikten sonra Hava Harp Okulu`na gitmeyi çok istiyordum. Ama gözlerim bozuk olduğu için kabul edilmemiştim. Ben de `madem asker olamadım, bari aldığım eğitimi hayata geçireyim` dedim. Pofuduk terlik ürettirip satmaya başladım. Bu arada, İpana fırsatı çıktı karşıma. İpana`nın bir yetkilisi aradı ve `2 adet boş İpana kutusu getiren 30 bin kişiye terlik vermek istiyoruz. Bize terlik üret` dedi. Asıl sıçramayı bununla yaptık. 1990`da İtalya`ya gittik. Bunun ardından Barbie ayakkabılarının distribütörlüğü geldi. 2000 yılında ise Twigy markası piyasadaydı. Asıl patlamamız 2003 yılında büyük reklam kampanyalarıyla oldu. Türkiye, 2002 yılında Dünya Kupası`nda üçüncü olunca herkesin konuştuğu bu konu ile ilgili biz de bir şeyler yapmaya karar verdik. Kulüpler için takım renklerinde terlikler yaptık. Bununla ben de bizzat ilgilendim. Hatta tasarımlarını yaptım. Ardından `Bu terlik tam benlik` kampanyamızı yaptık. Sonra Carre Otis`le çalıştık. Mor İnek ödülü geldi. Pazarlama dünyasından ödüller kazandık. Boğaz`da 7 yıldır tekne dolaştırıyoruz. `Twigy`lerimize Boğaz havası aldırıyoruz` diyoruz. Futbol sahasında terlik adamlar dolaştırıyoruz. Ciromuzun yüzde 15-25`ini reklama ayırıyoruz. Sokağa atacak paramız yok. Reklama harcadığımız paranın 5 katını almanın hesabını yapıyoruz. Bu da gerilla pazarlamasına örnek. Az kaynakla etkisi yüksek sonuç almaya çalışıyoruz.’

Sinan Öncel’s one and only dream was to study at the Air Force Cadet School after graduating from Işıklar Askeri Lisesi (Işıklar Military Highschool). He tried but was rejected because he had poor eye sight. So he decided to do business. He started by contract manufacturing slippers and selling them. He found out that the slipper business was fun and lively. Now he is selling hundreds of types of slippers under the label Twigy which he created with a military discipline. He states that his company drew attention when it started to manufacture slippers for football clubs. His passion for football led him to design the football slippers himself. Believing in the importance of marketing, Öncel uses what he calls the guerilla system meaning to gain a lot with little investment. I worked as a coiffeur apprentice during my teenager years. I sold water at İnönü Stadium. I did business during my university years, too. I attended lessons in the morning and my professor would explain labels and marketing. In the afternoon I experienced how they were applied in real life. I studied at Faculty of Administrative Sciences in Marmara University and 80% of the students worked. I also worked at an export company when I was student. You had a military education in your past. How did you become a slipper manufacturer, when you were going to be a soldier? I wanted to study at the Air Force Cadet School after graduating from Işıklar Askeri Lisesi (Işıklar Military Highschool), but I was rejected because of my poor eye sight. So I thought that I should evaluate my university education since I was not going to be a soldier. I started to contract-manufacture slippers. Then İpana offered me a deal. A manager from İpana called me and said “We want to give 30.000 slippers to people who bring two empty İpana boxes. Manufacture slippers for us” That was a major growth. We entered the Italian market in 1990. Then we signed a distribution contract for Barbie shoes. In 2000 the Twigy label was introduced to the market. Our major growth was in 2003 with big marketing campaigns. When Turkey ranked third in the World Cup we decided to do something, too about this popular issue. We manufactured slippers for football clubs in their colors. I personally took interest in it and even designed them myself.

82
Süleyman– Hasan Kosif / KOSİFLER
Süleyman– Hasan Kosif / KOSİFLER

‘Marka’ uzun yıllarda kazanılan bir itibardır. Marka olabilmek; süreç içerisinde kaliteye, karşılıklı güvene, iyi iletişime yapılan bilinçli ve sürekli bir yatırımı gerektirir. Günümüzde üründen ve üretimden çok daha fazla katma değeri olan olgunun ‘marka’ olduğu tartışılmaz bir gerçektir. Kosifler, 1945 yılında Tahtakale’de başladığı iş hayatında; dürüstlüğü ve ilkeli davranmayı ve en değerli varlığı olarak gördüğü müşterisine güven veren hizmet anlayışı ile markalaşma sürecini başlatmış ve 64 yıllık süreç içerisinde bu değerlerini korumayı başarmıştır. Ticaret ve hizmet sektöründe yer alan Kosifler, bu süreç içerisinde piyasadaki gelişmeleri zamanında saptamış, yenilikçi ve ileriyi gören tavrıyla, dünya çapında kalitesine ve markasına güven duyulan markaları müşterisine sunarak, gerek satış ve gerekse satış sonrasındaki kaliteli hizmet anlayışı ile ülkemizin tanınan ve güven duyulan birkaç markasından biri olmayı başarmıştır. 'Uzun yıllar istikrar içersinde devam eden ticari hayatında, “Kosifler” ismi sattığı ürünün markasıyla öylesine özdeşleşmiştir ki, bugün Türkiye'de BMW deyince Kosifler, Kosifler deyince BMW akla gelmektedir.’

“Brand” is a prestige which can be gained during long years. Being a brand needs consideration of quality, trust, a conscious and lasting invesment for good communication. Nowadays; “Brand” has more importance than product and production. Kosifler, started in Tahtakale in 1945 to its business life and has the principals of being trustworthy and fundamental. They started being a brand while seeing their customers as their most precious asset and while giving reliable service. Kosifler takes place in service and trade sector. During this period they determined the developments in the sector. They have an innovational and prescient view and they presented their worldwide brands to their customers besides their quality service before and after sale. So, they became one of the most important brands of Turkey. They continued their business life with a stability during long years. Kosifler has so much identified themselves with BMW in İstanbul so that when you say BMW you remember KOSİFLER and when you you say KOSİFLER you remember BMW.

Süleyman– Hasan Kosif / KOSİFLER Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
Siren Ertan / SİREN ERTAN Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
83
Siren Ertan / SİREN ERTAN
Siren Ertan / SİREN ERTAN

‘Çocukluğundan beri kendi kıyafetlerini tasarlayan, her zaman modayla ilgilenen bir çocuk oldum. Eğitimimi de bu istekle yaptım ama okulu pek sevemedim. Birçok iş yaptıktan sonra da öz işime döndüm. Haute-couture tasarımlarımla yaklaşık beş yıldır atölyemde Türkiye’nin her yerinde yüzlerce kadını giydiriyorum. Kendim mütevazı biri olabilirim ama işimde asla mütevazı değilim. Gittiğim her yerde, her kadın ‘bir gün mutlaka Siren Ertan İstanbul’dan bir elbise sahibi olmak istediğini söylüyor. Giydirdiğim her hanım ertesi sabah arayıp teşekkür ediyorlar, damatlar ‘karımı ne kadar güzel yapmışsınız’ diye ellerimi tutuyor. Tırnaklarımla kazıyarak, çok mutlu olduğum ve maddi-manevi tatmin olduğum bir işe sahip oldum, daha ne isteyeyim ki! Yurtdışından talepler de var, uğraşsam orada da çok başarılı olabilirim. Ama işim uğruna evliliğimin olumsuz etkilemesini ve Gökhan’a ait saatlerden çalmak istemiyorum. Ben ikimizin bu yoğun iş hayatlarında bari seyahatlerimizde ve tatillerimizde beraber olmamız gerektiğini düşünüyorum.’

“I have always designed my own dresses and was always interested in fashion since I was a child. I studied in this field but I did not like school much. After working in different fields, I chose my primary occupation. I have been dressing women all around Turkey for five years with my haute-couture designs. Personally, I am very modest, but it is not the same when it comes to business. Women I meet everywhere tell me that they want a Siren Ertan dress some day. Every woman I dress calls the next day to thank me and husbands shake my hands saying “You have made my wife so beautiful.” I started from scratch and owned a business that I am very happy with and which I fulfill myself spiritually and earn money. What else can I ask for! There is also demand from abroad and I would be very successful there, too if I put my mind to it. But I do not want my career to effect my marriage and steal quality time from Gökhan. I think that with our busy work schedules, we should spend time together during our business travels and vacations.”

84
Süleyman Orakçıoğlu / DAMAT-TWEEN
Süleyman Orakçıoğlu / DAMAT-TWEEN

20 yıl önce Osmanbey Samanyolu Sokak’ta 85 m2 bir alanda atıldı Damat’ın temelleri.. Ardından Tween, daha sonra da ADV markası yaratıldı.. O yılların şartlarına baktığımızda markalaşma son yıllarda olduğu kadar ön planda değildi elbet.. Ciddi anlamda bir cesaret örneği gösterilerek ve hedeflerden taviz verilmeden yavaş yavaş ama emin adımlarla markalaşma yoluna gidildi.. Markalara ait koleksiyonların her biri farklı yaş grubu, seçenek ve beklentilere göre spordan, trendy ve modern klasiğe kadar çok geniş bir ürün, dizayn ve renk yelpazesi çerçevesinde üretildi ve zamanla Damat daha klasik, ADV spor ve Tween de trendy bir marka olarak belleklerde yer etti.. Süleyman Orakçıoğlu için marka olabilmek sadece kaliteli mal üretmek ve şık tasarımlar yapmak anlamına gelmiyordu elbette.. Farkı ortaya koyabilmek için görsellik konusunda da gelişim şarttı; üstelik güçlü bir iletişim ağı ve reklam çalışmalarına da ihtiyaç vardı.. İşte Süleyman Orakçıoğlu yapılan tüm tasarımları bu önemli etkenlerle besledi ve ‘Damat-Tween’i ulusal bir marka haline dönüştürdü.. Kendi gibi kalarak da marka kalitesini arttırdı..

Damat was founded in an 85 m2 space in Osmanbey, Samanyolu Street 20 years ago. After that, Tween, and then ADV brands were created. Considering the circumstances at those years, branding certainly was not standing in the forefront as it is in the recent years. The way leading to branding has been taken with slow but certain steps, serious encouraging and without comprimising from the targets. Each collection that belongs to the brand has been produced according to different age group, option and expectation in a wide product, design and colour range from sports to trendy and modern classic; in time Damat got to be more classic, ADV was sports, and Tween was remembered as a trendy brand. According to Süleyman Orakçıoğlu, becoming a brand did not of course mean just to produce quality merchandise and making elite designs. To state your difference, development in visuality was essential; also there was need for a strong communication network and advertisments. Süleyman Orakçıoğlu fed all the designs with these important factors and turned ‘Damat-Tween’ into a national brand. It raised its brand quality by remaining as itself.

Süleyman Orakçıoğlu / DAMAT-TWEEN Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
Şebnem Çapa / CHEZ BO Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
85
Şebnem Çapa / CHEZ BO
Şebnem Çapa / CHEZ BO

Etnik kumaşlara modern bir form getirilerek oluşturulmuş bir marka olan Chez Bo Şebnem Çapa tarafından 2005 yılında yaratıldı.. `Chez-bo` (Şebo) markasıyla ürettiği ve sosyetiklerin sahip olmak için aylarca beklediği üstler, plaj kıyafetleri ve tuniklerden oluşan kreasyonlarını ilk kez bir sergiyle tanıtan Çapa, yakın arkadaşlarının kendisine mağza açması için ısrar ettiklerini ve artık bu ısrarlara dayanamarak Chez Bo isminde bir marka yarattığını belirtiyor.. ‘Bu işi fabrikasyona dönüştürme niyetim yok’ diyen Şebnem Çapa ‘Her birini tek tek sanki kendim giyecekmiş gibi özene bezene hazırlıyorum ve eğer seri üretime girerse işin büyüsünün kaçar’ diyor.. Başarısının sırrının da bu olduğunu anlatan Şebnem Çapa, kendine özgü tarzı ve yapılmayanı yapmasıyla kısa zamanda kendi alanındaki marka elçilerinden biri olduğunu da söylüyor,,

Chez Bo, which is a brand that is developed by bringing a modern form to ethnic fabrics, was created by Şebnem Çapa in 2005.. Mrs. Çapa has introduced her creations under the brand ‘Chez-bo’, which are made up of tops, beachwear and tunics that the high society waits for months to own. She says that she could not resist the insistence of her close friends to open a store and so she created a brand called Chez Bo. “I have no intentions of returning to this business into factory production” says Şebnem Çapa and adds; “I prepare each one as if I am going to wear it and if this becomes a mass production, its magic will be lost.” Şebnem Çapa tells that as the secret of her success, and she became one of the brand delegates in its field in a short time by her distinctive style and doing the undone.

86
Tansa Mermerci / TEDY
Tansa Mermerci / TEDY

Tansa, tasarımlarında iyileştirici, koruyucu, motive ve mutlu edici özellikleri olan kristalleri (amatist, fluorit, sitrin, malahit, kuvars, turkuaz, oniks, aytaşı, tiger's eye ve kalsidon) kullanıyor. Kristaller, Tansa'nın ellerinde yeniden hayata başlıyor... Gümüş ve Swarovskilerle birbirlerine kenetleniyor... İnce, rafine bir tasarım anlayışından süzülüp teninize dokunuyor. Her biri tıpkı sizin gibi eşsiz Tansa Tasarımları, evrendeki pozitif enerjiyi bedeninize getiriyor... Tedy Tansa Mermerci tarafından tasarlanmış el yapımı takıların temsilciliğine ve satışına odaklanmış bir şirket.. Kendine özgü tarzını yansıtan tasarımlarıyla fark yaratan Tansa Mermerci TEDY şirketini 2001 yılında İstanbul’da kurdu.. Tansa’nın nadir güzellikteki takılarında doğunun mistiğiyle batının modernliği bir araya geliyor.. Tasarım felsefesi ‘sade ama şık’ ‘giyilebilir takı’ yaratmak olan Tansa Mermerci, pozitif enerjisi ve ilham gücüyle eşi benzeri olmayan şaheserlere imzasını atarak marka olduğunu kanıtlıyor..

Tansa uses crystals (amatist, fluorit, citrin, malahit, quartz, turquoise, onyx, moon stone, tiger's eye and kalsidon) in her designs, which have features like healing, protecting, motivating and pleasing. The crystals start living again at Tansa’s hands. Silver and Swarovskis are firmly clasped together. It touches your skin filtered from a thin, refinery design perception. All Tansa designs are unique just like you, and they bring the positive energy of the earth to your body… Tedy is a company focused on the representation and sale of hand made jewellery designed by Tansa Mermerci and TEDY was founded in 2001 in Istanbul by Tansa Mermerci who creates difference with her peculiar style designs. Tansa’s jewelleries that have rare beauty, combines the mystic of the east and the modernity of the west. Mrs. Mermerci’s design philosophy is to create “plain but elegant” , “wearable jewellery” ; and with her positive energy and inspiration she creates unique masterpieces proving she is a brand…

Tansa Mermerci / TEDY Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
Teoman Hünal / THE NORTH SHIELD PUB Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
87
Teoman Hünal / THE NORTH SHIELD PUB
Teoman Hünal / THE NORTH SHIELD PUB

Bir aile şirketi olan Yat ve Otelcilik Ltd, 1990 yılında İstanbul Ataköy Marina’da, Teoman ve Lale Hünal’ın The North Shield adını verdikleri pubın açılmasıyla kuruldu. İsmini İngiltere’deki Newcastle limanının yanındaki küçük bir kasabadan alan pubın Türkiye’de 17 şubesi bulunmaktadır. Tipik bir İngiliz pubı olan The North Shield’in tüm dekorasyonunu, iç mimar olan Teoman Hünal geliştirmiştir. Şu anda yeni açılan şubelerde çalışmalarına kızı Seda Hünal ile birlikte devam etmektedir. 40’ ın üzerindeki malt viski çeşidi ile bu alanda bir rekora imza atan bar, aynı zamanda Ale tipi koyu renkli biraları ile de ünlü. İş çıkışı ise, şöminenin önündeki deri kanapelerde bir duble viskinin keyfini çıkarabilirsiniz. The North Shield Pub’ların müşterilerinin çoğunu yabancılar, gazeteciler, iş adamları, bankacılar ve reklamcılar oluşturmaktadır. İlk The North Shield Pub açıldığında, Türkiye’de kaliteli malt viski bulunmayışı ve Teoman Hünal’ın bu konuya olan özel ilgisi, İskoçya’nın önde gelen malt viski markalarından The Macallan ‘ın Türkiye temsilciliğinin alınmasını sağladı. Firma, Macallan ‘ın temsilciliğini 1991-1999 yıllları arasında tüm Türkiye çapında satış ve pazarlamasını yaparak devam ettirdi. The North Shield Pub’lar müşteriye sunduğu viski çeşitliliği ile ön plana çıkan mekanlar olduğu için, viski kültürünün Türkiye’de iyi bir yer edinmesinde ve farklı markaların tanınmasında çok önemli bir görev üstlenmiştir. Aynı zamanda İngiliz Ale birasını da Türkiye’ye tanıtan ve Scottish and Newcastle Breweries’in distribütörlüğü ile ithalatını yapmış işletmelerdir. Şirket sayesinde artık Newcastle Brown Ale, McEwans Export veya Theakston tanınmış bira markaları olmuştur. Şirket 2006 yılından beri tüm dünyada tanınmış Brooklyn Lager, Belhaven St. Andrews Ale, Abbot Ale, Aecht Schlenkerla Rauchbier, Duvel, Maredsous gibi biraların Türkiye mümessilliğini ve dağıtımını yapmaktadır. Gelen talepleri değerlendiren Şirket, 1996 yılından beri franchising vermektedir. Her geçen gün büyüyen North Shield ailesi şu anda Türkiye çapında 17 şubeye ulaşmıştır.

Yat ve Otelcilik Ltd., a family business, was founded in 1990 in Istanbul Ataköy Marina, when Teoman and Lale Hünal decided to open their pub called The Norths Shield. The name The North Shield comes from a small town next to Newcastle Harbour, England and the company has 17 branches in Turkey. The interior of The North Shield, a typical English pub, was designed by Teoman Hünal, who is an interior designer. He is continuing to work with his daughter Seda Hünal on the recently opened branches. Famous for having over 40 brands of whiskey, The North Shield is also well known for its dark coloured Ale’s. You can enjoy a glass of whiskey after work on the leather armchairs by the fireplace. Clients of The North Shield are mostly foreigners, journalists, businessmen, bankers and publicists. When The North Shields was first opened, Teoman Hünal could not find quality malt whiskey and due to his special interest in this subject, he became the representative of Turkey for Scotland’s famous whiskey Macallan. The company continued its representative position by organizing the sales and marketing across Turkey between 1991-1999. Because The North Shield has a made a reputation for their whiskey variety, it has played an important role in establishing the whiskey culture and introducing new brands to Turkey. The company has also introduced the English Ale’s via their distributorship of Scottish Newcastle Breweries. Through the company Newcastle Brown Ale, McEwans Export and Theakston have become popular brands. The company became representative and distributor of Brooklyn Lager, Belhaven St. Andrews Ale, Abbot Ale, Aecht Schlenkerla Rauchbier, Duvel, Maredsous beers in 2006. The company started franchising in 1996, following the demand they received. As a non-stop growing company, The North Shield has 17 branches in Turkey.

88
Turgut Toplusoy / ROMAN
Turgut Toplusoy / ROMAN

Roman, 1980 yılında Nişantaşı’nda bir butik olarak başladı serüvenine. Turgut Toplusoy’un Rumeli Caddesi’nde açtığı mağazası inanılmaz talep gördü ve ‘Roman’ markası yavaş yavaş tüm İstanbul’da duyuldu.. Ama henüz marka değildi.. Bunun için dünyadaki moda trendleri çok yakından takip edildi ve ürünleri birebir kopyalamak yerine tarz yaratmak hedeflendi.. En başından kesin ve değişmeyecek kriterler ortaya konuldu ve bunlardan taviz vermemek ilke olarak ilan edildi.. Bu ilkeler de ‘en iyi kumaş, en iyi dikiş ve en iyi tasarım’dı elbette.. Turgut Toplusoy, ‘Her kadın Roman’da kadınlığını doyasıya hissetsin istedi’ ve her kadın da kadınlığının keyfini Roman giyerek çıkardı.. Bununla da yetinilmedi elbet.. Değer verilen ve titizlikle meydana getirilen ürünler Roman’a yakışır mekanlarda tüketiciyle buluştu hep.. İlkeler hep belliydi Roman’da.. O yüzden roman isminin önünden başarı kelimesi hiçbir zaman eksik olmadı; tabii ki Turgut Toplusoy’un da.. Her sezon binbir çeşit yenilikle çıkabiliyorsa Roman karşınızda, her sezon sizi şaşırtabiliyorsa hala bunun arkasındaki başarıyı, tecrübeyi ve yaşanmışlıkları inkar etmemek lazım..

Roman started its adventure in 1980 as a boutique in Nişantaşı. The shop that Turgut Toplusoy opened in Rumeli Street had attracted much interest and the brand “Roman" started to be heard all around İstanbul, but it was not a brand, yet. For this reason, fashion trends were closely followed and instead of making exact copies, a style was aimed to created . From the beginning, strict and unchangeable criteria were set and the principle was announced as not comprimising from these criteria. These principles were of course ‘the best fabric, the best sewing and the best design’. Turgut Toplusoy wanted ‘every woman to feel her feminity to the full extend’ and every woman took pleasure in their feminity by wearing Roman. This was not enough, of course. Carefully and fastidiously made products always met with consumers at places befitting Roman. Principles were always definite at Roman. That’s why the word ‘success’ was never missing along with the name ‘Roman’, and of course Turgut Toplusoy, too. If Roman still comes to you with thousands of innovation and surprises you each season, you shouldn’t deny the success, the knowledge and the experience lying behind.

Turgut Toplusoy / ROMAN Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
Uğur Batur / UĞUR ANTİK Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
89
Uğur Batur / UĞUR ANTİK
Uğur Batur / UĞUR ANTİK

Uğur BATUR, bir hobi olarak başladığı antika koleksiyonculuğunu, 1990 yılında Çukurcuma’da açtığı antika dükkânıyla profesyonel olarak değerlendirmeye karar verdi. Kurumsal bir kimliğe bürünüp Uğur Antik adı altında şirketleşerek antika merakını gerçek bir tutkuya dönüştürdü. Uğur Antik Nişantaşı’nda bulunan merkez binasında, Bohemler, Opalinler, Bronz ve Tutya heykeller, Jardiniereler, porselenler, mobilyalar ve 2500 parçadan oluşan resim koleksiyonunu sergiliyor. 3 Haziran 2003 tarihinde ilk müzayedesini gerçekleştiren Uğur Antik, müşterilerine dekorasyon, restorasyon ve sanatsal danışmanlık konusunda’da hizmet veriyor. Bu arada belirtmek gerekir ki, toplumun her kesimindeki bireyleri, vakıflara yardıma teşvik etmeyi ilke edinen Uğur Antik, sadece vakıflara yardım etmek amacıyla kurulmuş bir müzayede firmasıdır.

Uğur Batur, initially an amateur collector, decided to become a professional antique dealer in 1990 and opened a shop in Çukurcuma. He turned interest in antiques into a real passion by opening a company under the name Uğur Antik. There are Opalines, Bronze and Zinc sculptures, Jardinieres, porcelains, furniture and a 2500 piece painting collection on display at the Uğur Antik Nişantaşı headoffice. Uğur Antik, which organized its first auction on the June 3, 2003, also offers consultancy to their clients on decoration, restoration and art. We should note that Uğur Antik is an auction company founded on the sole purpose to help charity foundations and has a made a principle of encouraging people from every segment to help charity foundations.

90
Umut Özkanca / MASA
Umut Özkanca / MASA

Borsa restoranlarının sahibi Rasim Özkanca'nın oğlu olan Umut Özkanca liseyi İsviçre'de American Scholl Lugano'da, ekonomi eğitimini de Bentley College Boston'da okudu. İngilizce, İtalyanca ve İspanyolca bilen Özkanca babasının hiçbir etkisi olmadan eğitimini aldığı ekonomiyi değil lokantacılığı seçti. New York'ta Franch Culinary Institute'yü birincilikle bitirdi: ‘‘14 yaşımdan beri mutfakta çalıştığım için aşçılık okumaya karar verdiğimde hiçbir arkadaşım tuhaf karşılamadı. Ama bu okul çok zormuş. Fiziksel olarak bu kadar zorlanacağımı tahmin etmiyordum. Derslerde saatlerce ayakta kalıyorsunuz.'' Özkanca Uluslararası Rötisörler Zinciri Derneği'nin de üyesi. İstanbul'a dönüşünde ise Loft Lokantası'nı açtı. Loft kalitesi ve eşsiz lezzetiyle her zaman adından övgüyle söz ettiren bir mekan olarak tarihe geçti ve kapandı.. Umut Özkanca asla boş durmadı ve İstinye Park7ın içinde Masa Restaurant’ı yarattı.. Babası şimdi en iyi müşterisi. Kariyer konusunda verdiği karardan çok memnun olduğunu söyleyen Özkanca, ‘‘bu öyle bir iş ki gidip Japonya'da bile yapabilirim. Getirisinden de çok memnunum. Amacım giderek daha büyük projelere imza atmak'' diyor.

Umut Özkanca, the son of the Borsa Restaurants’ owner Rasim Özkanca studied high school in Switzerland at American Scholl Lugano and completed his undergraduate study at Bentley College Boston in economics. As an English, Italian and Spanish speaker Özkanca chose to be in the restaurant business, instead of working as an economist for which he was trained for without any influence by his father. He completed the French Culinary Institute ranking first : “I have been working in the kitchens since I was 14 so none of my friends were surprised when I decided to study culinary arts. But this school was difficult. I could never imagine that it would be so physically consuming. You had to stand for hours during the lessons.” Özkanca is also a member of the international Chaine des Rotisseurs. He opened the Loft Restaurant after he returned to Istanbul. Loft made a name for its quality and delicious foods but was closed. Umut Özkanca did not waste time and opened the Masa Restaurant at Istinye Park. His father is his best customer now. Özkanca states that he is completely happy about his career choice: “This is such a job that I can go and do it even in Japan. I’m satisfied with my income, too. My goal is to realize bigger projects in time.”

Umut Özkanca / MASA Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
Ümit Zaim / DERİMOD Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
91
Ümit Zaim / DERİMOD
Ümit Zaim / DERİMOD

Ümit Zaim, aile büyüklerinden farklı olarak tabakhaneci olmak istemedi ve 1975 yılında kız kardeşi Zerrin Zaim’le birlikte Derimod’u kurdu.. Ümit Zaim ve kardeşi Zerrin, hem ihracat hem de iç pazara yönelik bir marka yaratmak için omuz omuzua verip gecceli gündüzlü çalıştılar.. Koleksiyon, tasarım, imalat gibi bayan gözü gerektiren detaycı işleri Zerrin sırtladı; ihracat, marka yönetimi ve mağazıcılık gibi bölümleri de Ümit Zaim.. İlk açıldığında Zeytinburnu’nda 4-5 makinalık mütevazi bir üretim bandı ve 6 çalışanla kurulan Derimod’un ilk mağazası yine bu atölyenin alt katında yer alan küçük bir dükkandan ibaretti… Derimod’un kurulduğu yıllarda deri giyiminin dünyada ve ülkemizde gece bekçileri, makinistler ve şoförlerin soğuk iklim koşullarından korunmak için tercih ettiği bir giysiydi.. Derinin bir modaya, bir yaşam trendine dönüşmesinde Derimod’un rolü çok önemli.. Sonuç olarak deride moda yaratmak hayali ile 4-5 makinalı mütevazi bir üretim bandı ile yola çıkılan Derimod firması bugün Türk deri sektörünün lokomotif kuruluşu durumuna ulaştı.. Yaklaşık 35 yıldır sektörün içinde olan Zaim için deri sektöründe şöyle bir deyiş var: ‘Ümit Zaim, Derimod vitrinini karpuz ile dekore etse, Zeytinburnu’nda bulunan 1200 deri showroom’u hemen karpuz ile donanır..’ Kısacası Türkiye’nin 10’uncu büyük sanayi kolunun bugünlere gelmesinde pay sahibi olan deri sektörü ve Türk derisinin uluslararası pazarlarda tanıtılmasını sağlayan marka elçilerinden biridir Ümit Zaim..

Ümit Zaim did not want to work at tanneries like his family elders and in 1975 established Derimod with his sister Zerrin Zaim. Ümit Zaim and his sister Zerrin worked shoulder to shoulder for day and night to create a brand to for export and to the local market. Zerrin took the responsibility for the detailed works like collection, design, production which a woman can handle; and Ümit Zaim took the parts like import, brand management and storekeeping… When it was first established in Zeytinburnu with a small production band with 4 or 5 machines and 6 employees, Derimod’s first shop was a little store on the ground floor of this atelier. IN the first years of Derimod, leatherwear was preferred by night guards, machinists and drivers in the world and in our country to avoid cold weather conditions. The role of Derimod was very important for the leather to become fashionable and turn into a life trend. As a result, hitting the road with a dream of creating a fashion in leather with a small production band of 4-5 machines, Derimod company today became the driving force of Turkish leather sector. In the leather sector for almost 35 years, there is a saying about Zaim: “If Ümit Zaim decorates Derimod’s showroom with watermelon, the other 1200 leather showrooms in Zeytinburnu will be decorated with watermelon immediately.” Briefly Ümit Zaim is one of the brand delegates, by whom Turkey’s 10th biggest industry branch comes to its position and Turkish leather is recognized in international markets.

92
Vedat Aşçı / ASTORİA
Vedat Aşçı / ASTORİA

‘Astoria, Astaş Gayrimenkul Yatırım ve Turizm A.Ş.’nin son yıllarda inşaat sektöründe gerçekleştirdiği başarılı projeler sonrasında İstanbul’a farklı bir alışveriş ve yaşam merkezi kazandırmak amacıyla geliştirilmiş olduğu bir projedir. Astoria’yı yaratırken tüm detaylar en ince ayrıntısına kadar düşünüldü. Astoria markasının ortaya çıkışında önemli bir ekip çalışması vardır. Ünlü yerli ve yabancı markalar, lüks restoran ve kafelerin yer alacağı Astoria Alışveriş ve Yaşam Merkezi’nde marka karmasına çok önem veriyoruz. Pazarlama ve servis alanındaki yenilikçi anlayışla gerçekleştireceğimiz marka konumlandırmasıyla tüketicinin aklına gelen ilk alışveriş ve yaşam merkezi olmayı hedefliyoruz. Yine dikkat ettiğimiz diğer nokta ise Astoria’nın yerli ve yabancı ziyaretçilerin bir araya gelebileceği, tüm ziyaretçilerin kendine özel bir şeyler bulabileceği, 2010 Kültür Başkenti olan İstanbul’da tüm kültürlerin bir araya geleceği bir merkez olabilmek, Türkiye’nin tanıtımına da katkıda bulunmak bizim için çok önemlidir. Astoria yeni ve genç bir marka. Astoria markasını uzun vadeli olarak geleceğe taşımak, varlığını ilk günkü şekliyle devam ettirmesini sağlamak için çalışmalarımız sürekli olarak devam edecek. Astoria markasını korumak için gerek pazarlama ve iletişim faaliyetlerimize gerekse işletme, yönetim geliştirme çalışmalarımıza hız kesmeden devam edeceğiz. Tüm bu detaylara, değişen ve gelişen dünyaya göre hareket ederek markamızı uzun yıllar yaşatacağımıza inanıyorum.’

“Astoria is a project which aims bringing a different shopping and living centre developed by ‘Astaş Gayrimenkul Yatırım ve Turizm A.Ş.’ after successful projects in recent years. As Astoria was created, every detail had been considered. A great team lies behind the introduction of the brand Astoria. We attach importance to brand mixing at Astoria, where famous national and international brands, luxurious restaurants and cafés will be located. We aim to be the first shopping and living centre that occurs to the consumer’s mind by realising the brand positioning with an innovative understanding in marketing and services. Another thing that we pay attention to is being a centre where national and international visitors come together, find something special for them, and all cultures come together in Istanbul, the European Capital of Culture in 2010. Contributing to Turkey’s presentation is very important for us. Astoria is a new and young brand. Our studies, which aim to carry the Astoria brand to the future in long term and ensure that it upholds its presence as the same way as it is in its first day will continue constantly. We will continue working on marketing, communication, developing of administrating and managing to maintain Astoria brand without slowing down. I believe that we will keep our brand alive by acting according to these details in the changing, improving world for long years.”

Vedat Aşçı / ASTORİA Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
Vedat Başaran / FERİYE Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
93
Vedat Başaran / FERİYE
Vedat Başaran / FERİYE

Özgün mimarlık ve bezeme ögeleriyle donatılmış görkemli Çırağan Sarayı, bilindiği gibi Feriye Sarayları, mutfaklar, çeşitli köprüler, ek yapılar, 1300 metre uzunluğunda rıhtım, arkasındaki geniş bahçelerle, Boğaziçi kültürünün tüm boyutlarıyla yansıdığı yerlerin odak noktasını oluşturuyor. Böylesi bir ortamın içinde, Ortaköy’de güvenlik nedeniyle yapılmış olan Feriye Karakolu, Sultan Abdülaziz’in yaşamı ve ölümüyle ilgili anıları, sütunlarla zenginleştirilen deniz cephesi ve diğer özellikleriyle, varlığını daha o yıllarda duyuruyordu. Ortaköy Camisi’nden başlayan Dolmabahçe ve Nusretiye camilerine uzanan Boğaziçi’nin 19. yüzyıl kimliği, bu yapıya da yansıyordu. Bir yüzyıl içinde biten, tükenen, Tekel deposu olarak kullanılan bu özgün kimlik, 27 Kasım 1995 tarihinden itibaren ikinci yaşamına hazırlanıyor. Üzerinde biten incir ağaçları, çevresine dağılan toprak altında parçalanmış duran sütunlar, yaşamını belgeleyen en küçük ayrıntı artık bir anı. Bu anının üç evresi, kültürel kimliğimizin geçirdiği serüveninde belgesi. Artık Feriye Karakolunun kendine özgü yaşamının geçtiği yerde dünyadan her yaş diliminde insan, ürettikleri sanatı ve kültürü birbirlerine aktararak, geçmişin yanlışlarını yinelememeye özen göstererek, dünyayı daha anlamlı kılmaya çalışacak.. Böylesine derin hikayesi olan Feriye Lokantasında bir zamanların dünyanın sıfır noktası kabul edilen kozmopolit İstanbul’un kökleşmiş seçkin lezzetlerinin oluşturduğu bir mutfak kavramı benimsenmiştir. 1990 yılında Çırağan Sarayında binlerce yıllık birikimle oluşan mutfak kültürünü tekrar ortaya çıkarmak için topladığım Osmanlıca ve diğer dillerde yazılmış yemek kitapları üzerinde yapmış olduğum araştırmalar sonucunda elde ettiğim bilgileri ve deneyimleri Feriye Lokantasında uygulamaya başladım. 1990’lı tarihlerde henüz İstanbul’un bu tarihsel mutfak yapısı “fine dining” seviyesinde temsil edilmiyordu. Bu nedenle son derece zorlu bir süreç başlamıştı benim için. Zira Osmanlı İmparatorluğunun sonlanması sürecinin uzun olması nesiller arası iletişim kopukluğuna neden olmuştur. 19. yüzyılda ulusalcılık akımlarının tüm dünyada olduğu gibi İstanbul’da da etkisini göstermesi üzerine kozmopolit yaşam tarzı da etkisini yitirmiştir. Buna birde dünya savaşlarının getirmiş olduğu sosyal refah çöküşünü eklersek, bölgemizin mutfak kültürünün yok olmasının sebeplerini daha iyi gözlemlemiş oluruz. Bu nedenle unutulmuş yok olmuş bir bölge kültürünü, bölgenin günümüz insanlarına aktarmak kolay bir süreç olmadı. Feriye lokantası’nda yaşanmış bu sürecin deneyimlerinden elde edilen kazanımları uygulayarak ilk defa bir şehir restoranında böylesine bir mutfak tarzı işletmenin karakterini oluşturmuştur. Feriye Lokantası tarihi bir misyonu hizmet ürünü haline getirerek, bu misyonun gelecek kuşaklara aktarırken, aynı zamanda Çağdaş Türk Mutfağına yön vermektedir. Bu süreç işletme ile müşterileri arasındaki algılama kriterlerine göre şekil almaktadır. Marka olabilmenin en önemli ilkesi algılama ortamını yaratmak ve sonuçlarını hızlı bir şekilde uygulamaktır.

With its genuine architecture and furnished with ornament elements, glorious Çırağan Palace forms the focus point, where the Bosphorus culture is reflected by all dimensions, with its Feriye Palaces, kitchens, several bridges, new wings, 1300 meter-long dock and large gardens behind. Inside such an ambiance, Feriye Police Station was heard at those years with the memories about the life and death of Sultan Abdülaziz, seaside enriched by columns and with other features. The identity of Bosphorus in the 19th century, starting from Ortaköy Mosque to Dolmabahçe and Nusretiye Mosques, reflected to this structure, also. This genuine identity, which ended in one century, exhausted and used as Tekel store, is getting ready to its second life since November 27, 1995. Fig trees growing over, columns burst under the ground, any small detail for a proof of life is just a memory now. Three phases of this memory is also the document of the journey that our cultural identity had passed. From now on; at the place where Feriye Police Station had its own peculiar life, people from different age groups around the world will try to transfer the art and culture they produced to each other, pay attention not to repeat the mistakes of the past, set the world as a more meaningful place. Having such a deep story, Feriye Restaurant considered a cuisine concept consisting of Istanbul’s fundamental elite tastes, since cosmopolite Istanbul is accepted to be the world’s meeting point once. I made researches in food books written in Ottoman and other languages, in order to discover the cuisine culture at Çırağan Palace that has an experience for thousands of years. In 1990 I started to apply my researches and experiences at Feriye Restaurant. In 1990’s Istanbul’s historical cuisine structure was not represented at the “fine dining” level yet. That is why a very difficult process started for me. Since the termination of Ottoman Empire took a long time, there has been a communication gap between generations. In the 19th century, after the nationalism movements showed its effect in Istanbul just like in the whole world, cosmopolite life style lost its impact. When you add the social life collapse that the world wars caused, then you can observe better why our cuisine culture in our region disappeared. This is why it was a difficult process to transfer the culture of a disappeared culture of a region to our present people in our region. Applying the acquisitions from the experiences gained through this process lived in Feriye Restaurant, for the first time a city restaurant had such a character of a cuisine style administration. While Feriye Restaurant turns a historical mission into a service product and transfer this mission to the next generations, it also leads the way to the modern Turkish cuisine. This process takes shape according to the perception criteria between the administration and the customers. The most important principle of becoming a brand is to create a perception ambiance and apply its consequences rapidly.

94
Yalçın Ayaydın / İPEKYOL
Yalçın Ayaydın / İPEKYOL

Ayaydın Group’un amiral gemisi Ipekyol, marka yapısını yüksek ama ulaşılabilir bir imaj üzerine konumlandırıyor. Tüm modellere yansıyan feminen çizgiler, kendine güvenen başarılı kadını simgeliyor. A ve B ses ana profilinde, çalışan ya da hayatın içinde 25-35 yaşlarındaki bilgili, kültürlü, kendine güvenen kadın hedef tüketici profili olan Ipekyol, ürünlerini ağırlıklı olarak kendine ait mağazalarda tüketicinin beğenisine sunuyor. Yapılan pazar araştırmalarında müşteri gözüyle saygın bir marka olarak nitelendirilen Ipekyol, tasarım ve kaliteli unsurları ile öne çıkıyor. Yaygın mağaza yapısı, mimari yapı, iç dekorasyon ve ürünün hem vitrin hem de mağaza içi görsel uygulamaları ile Türkiye standartlarının üzerinde bir hizmet kalitesi sunuyor. Marka değeri yüksek, favori ve tavsiye edilen bir imaja sahip olan Ipekyol ürünleri müşteri ile marka arasında duygusal bir bağ oluşmasını sağlıyor.

İpekyol, the flagship of Ayaydın Group, positions its brand structure over a high but reachable image. Woman lines that are reflected to all models, symbolize the self-confident, successful woman. With a target group are the wise, cultivated, self-confident working women in A & B profile, aged between 25-35, İpekyol majorly presents its goods to consumers in its own stores. İpekyol, defined in market surveys as a reputable brand, outstands with its high quality and design. İpekyol conveys a service quality above Turkey’s standarts, with its wide spread of stores, architectural features, inner space decoration and a showcase of products both in the stores and in the shopwindows. With and image of owning a high brand value, being a preferred and advisable brand, İpekyol products tie an emotinal connection between the customers and the brand.

Yalçın Ayaydın / İPEKYOL Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
Yıldırım Mayruk / YILDIRIM MAYRUK Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
95
Yıldırım Mayruk / YILDIRIM MAYRUK
Yıldırım Mayruk / YILDIRIM MAYRUK

Subaylıktan emekli Ahmet Bey’in ve Samiye Hanım’ın oğlu olarak Bursa’da dünyaya gelir Yıldırım Mayruk. Beş kardeşin en küçüğü olduğu ailesinde ablası Münire evlerinin bir odasına kurduğu atölyesinde terzilikle uğraşıyordur. Babası, o daha ortaokul yıllarındayken hayata gözlerini yumar ama ablasının kazancı geçimlerini sağlamaya yetecek düzeydedir. İlkokul yıllarında, her canı sıkıldığında keyfini diğer çocuklar gibi top sahasında değil de ablasının terzi atölyesinde bulur. Çoğu zaman anne babasının haberi olmadan yaptığı bu kaçamak ziyaretler içindeki terzilik hevesini ortaya çıkarmakta gecikmeyecektir. Kumaşları mahir bir terzi edasıyla kesip biçtiği, kendince modeller çıkardığı o çocukluk yıllarında, ablasına akıl vermekten bile geri durmayacak kadar cüretlidir de. En büyük destekçisi, moral kaynağı ise ablasının atölyesine gelen müşterileri olur. Ondaki yeteneği fark eden müşteriler her fırsatta gelecekte ne kadar iyi bir terzi olacağını söylerler. Ve bunu söyleyen kimseyi yanıltmaz Mayruk.. İstanbul’a gelir, kendisine bir atölye tutar.. Kendisini moda dünyasının tepesine çıkaracak; artistlerin, şarkıcıların, hatta politikacıların ışıltılı cemiyetinin aranan bir ismine dönüştürecek yolda ilk adımlarını atması beklemediği bir çabuklukta olur. “Galiba 70 yılıydı”, Hilton’da dönemin en ünlü modacılarının ve butiklerinin podyuma çıkacağı büyük bir defile düzenlenir. Davetliler arasında Mayruk da vardır. Her ne kadar böyle bir daveti beklemese de, o sıralarda kendisi hakkında şehir efsaneleri üretilecek kadar tanınmış bir terzidir O yıllarda bir marka olarak yalnızca adını kullanıyordur, 15 sene boyunca soyadını hiç kullanmaz. O defilede herkesi büyüler Mayruk.. Ertesi gün müşteriler yağmaya başlar, hepsine yetişemeyeceği kadar çok müşteri... İsmini daha çok duyurmak niyetindedir ve aktrislerle, şarkıcılarla çalışmayı seçer. Kısa zaman içinde dönemin en parıltılı mekanları gazinolarda sahne alan as solistleri ve sinemanın yıldızlarını giydirir. Her geçen gün ününe ün katar, Londra’da düzenlediği ilk yurtdışı defilesini Paris, Moskova, Abu Dabi, Tokyo gibi dünyanın moda merkezleri takip eder. 80 senesinde Nişantaşı’na taşınmaya karar verir. 22 yılının geçtiği Nişantaşı’nı ikinci doğum yeri olarak görüyor Mayruk. Orada para kazanmış, dünya modasının kalbinin attığı merkezlere çıktığı yolculuklara oradan başlamıştır çünkü.. Ardından Gümüşsuyu dönemi başlar..Ve o dönem starlığını pekiştirdiği dönemdir Mayruk’un.. Çünkü o çoktan dünyanın tanıdığı dev bir isimdir..’

Yıldırım Mayruk was born in Bursa as the youngest child of a retired officer Ahmet and Samiye. His sister Münire used one of the rooms of their house as a workshop for tailoring. He lost his father when he was a teenager but his sister’s income was enough to provide for the family. During his primary school years, instead of playing football in his leisure time like other children he spent time in his sister’s workshop. These secret visits he made to his sister’s workshop without his parents knowledge cultivated his interest in tailoring very soon. During this time he spent in the workshop cutting models like a skillful tailor and he did not even cease from giving his sister advice. The greatest support came from the clients who came to his sister’s workshop. Those who recognized his talent remarked that he would be an excellent tailor in the future. And he did not disappoint the people who believed in him. He came to Istanbul and opened his own workshop. To his own amazement, he quickly climbed up the ladders that would make him sought after among the society of artists, singers and politicians. In 1970, a huge fashion show was organized for famous fashion designers and boutiques. Mayruk was also invited. Although he did not expect to be invited, he was well-known enough to be an urban legend. At that time he just used his name as a label. He did not use his last name for 15 years. Mayruk fascinates everyone at the fashion show. The next day so many clients storm in to his workshop. More than he could manufacture for. He chooses to work with actresses and singers to be famous. Very soon, he started to dress the famous singers, who performed at the most popular venues, and actresses. His fame increases day by day. His first international fashion show in London was followed by shows in fashion centers like Paris, Moscow, Abu Dhabi and Tokyo. He decided to move to Nişantaşı in 1980. Mayruk regards Nişantaşı where he spent 22 years his second birth place because it was where he earned a lot and started his journey to centers of world fashion. Then the Gümüşsuyu era starts. This is the era where when Mayruk establishes himself as a worldwide known designer.

96
Yorgo Sabuncu / KIYI
Yorgo Sabuncu / KIYI

1850'li yıllarda Yorgi Bey'in dedesi başlatıyor yeme içme üzerine ilk iş geleneğini... Yeşilköy'de çok özel bir mekan, şaraphane - Bulgar'ın Yeri ise dayı Nikola Rizo'nun başarı ile yürüttüğü bir işletme. Daha sonrasında iki dayı, Nikola ve Todori Rizo kardeşler Tarabya sevdası ile 1966 yılında Kıyı'yı kuruyorlar ve böylece efsane başlıyor. 1976 yılında Yorgi Bey dayılarından devir alıyor Kıyı'yı ve bugüne kadar da üzerine titreyerek, en ince ayrıntıları bile günlerce düşünerek geliştiriyor markasını. Çok çalışıyor, kendisi gibi çalışkan iş arkadaşları kadrosuna ekleniyor, araştırıyor, ilgileniyor ve hep daha iyiye ulaşmayı kendisine ilke ediniyor. ‘Balık nerede yenir’ sorusu sorulduğu zaman bir çok kişinin aklına önce ‘Kıyı’ geliyorsa bu bizim için çok büyük başarıdır ve marka olabildiğimizin de bir kanıtıdır’ diyor Yorgo Bey..

Mr Yorgo’s grandfather initiates their business tradition on eating and drinking in the 1850’s... wine house in Yeşilköy and Bulgar’ın Yeri, a business successfully managed by uncle Nikola Rizo. In 1966 two uncles, Nikola and Todori Rizo open Kıyı at their beloved neighbourhood Tarabya and thus began the legend. Mr. Yorgo takes over Kıyı in 1976. He develops his business by carefully going over every detail and thus creates the brand. He works very hard, adds hardworking colleagues to his team, does research and always tries progress. “If “Kıyı” is the answer to the question “where is the best fish?” that is a great success for us and a sign that we have become a brand” says Mr Yorgo.

Yorgo Sabuncu / KIYI Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
Zeynep Madra / LUXURIA Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
97
Zeynep Madra / LUXURIA
Zeynep Madra / LUXURIA

Adı gibi lüks bir mekan Luxuria. Nişantaşı Abdi İpekçi Caddesi üzerinde son derece şık, içi de dışı gibi aydınlık yepyeni bir mağaza. Zeynep ve Gönül Madra’nın işlettiği Luxuria iki nesil kadının zevkini yansıtan bir anne – kız işletmesi. Kendisini önceleri Christoffle mağazalarının yönetici ortağı olarak tanıdığımız Zeynep Madra, bu alanda yılların getirdiği deneyimini kızı Gönül Madra’nın genç fikirleriyle birleştirmiş ve böylece Luxuria doğmuş. Konseptlerini ‘erişilebilen lüks’ şeklinde tanımlayan Madralar mağazayı açmaktaki amaçlarını sofra düzeni ve sofra sanatını tanıtmak, olarak açıklıyorlar. Luxuria’da, özel günlerde kadınlara, erkeklere ve yeni doğan bebeklere yönelik kişisel hediyelerin yanı sıra, şirketlerin kuruluş yıldönümleri, bayram ve yılbaşlarında verilebilecek her türde ve her bütçede kurumsal hediyeler de bulunuyor. Bu koleksiyonları hazırlarken fiyat yelpazesinin çok geniş olmasına büyük özen gösterdiklerini söyleyen Zeynep Madra, yeterli adet ve yeterli zaman olduğu takdirde çalıştıkları tüm markalarla, kurumlara özel tasarım hediyeler hazırlatıp üretim yaptırabildiklerinin altını çiziyor. Yakın dönem hedeflerini Türkiye’de markalaşmak ve büyümek olarak belirleyen Zeynep ve Gönül Marda, gelecekte dünyanın belli başlı kentlerinde Luxuria mağazaları açmayı planlıyorlar. Eylül itibariyle kapılarını açan mağazaya şimdiden gösterilen yoğun ilgi geleceğe ilişkin umut sinyalleri veriyor.

Luxuria is a luxurious place, just like its name. It is a chique place with a lively interior, just like its window shop located on Nişantaşı Abdi İpekçi Street. Luxuria, managed by Zeynep and Gönül Madra, is a mother - daughter business, projecting the taste of two generations. Zeynep Madra whom we know as the managing partner of the Christoffle, brought her experince together with her daughter’s young and fresh ideas and thus Luxuria was born. The Madras explain their concept as “affordable luxury” and their aim to open the shop as to present the art of dining. You can find various gifts for the New Year, national and religious holidays and company anniversaries along with gifts for new born babies, men and women. Zeynep Madra explains that they try to keep the price range wide and that if the time allows they can provide custom made gifts from every label they are working with. Zeynep and Gönül Madra plan to become a label and develop as a company in short term and plan to open Luxuria shops at central cities around the world. The high demand to the shop opened in September, shows that the label promises a lot in the future.

98
İzzet Çapa / ÇAPAMARKA
İzzet Çapa / ÇAPAMARKA

Ahmet ve Celal Çapa’nın takipçisi olarak eğlence sektörüne girdiğini itiraf eden İzzet Çapa, ‘Kıskançlık çekti beni bu sektöre; onların başarılı olması, İstanbul gece hayatında söz sahibi olmaları ve herkesin ‘Sen Ahmet’le, Celal’in kardeşi değil misin?’ diye sorması beni kamçıladı. Aynı değil, farklı bir yolda yürüdüm. Aynı yolda yürüseydim belki soyadımın kurbanı olurdum.’ diyerek söze başlıyor.. Soyadının avantajını ise şöyle anlatıyor: ‘Tarihi bir isim olmasının çok büyük avantajları var. Değişen dünyada ya tarih yazacaksın ya da tarih olacaksın. Biz tarihi bir markayı tarih olmaktansa yenilemek üzerine gittik ve gerçekten de başarıyı getirdi Çapa soyadı. Soyadından faydalananlardanım.’ Diyor ve ekliyor: ‘Gece hayatı karaoke bar gibidir. Oralara gittiğinizde dünyaca ünlü starların şarkılarını söyler ve kendinizi star zannedersiniz. Gece bitip kapının önüne çıktığınızda gerçek bir star olmadığınızı anlarsınız. Gece hayatında böyle bir sorun vardı. Herkes birbirini inceleyip, küçük şeylere büyük zamanlar harcayıp gerekli detayları görmüyordu. Ben karaoke’ye inanmadım. Tersi bana göre orijinallikti. Kendi orijinalliğimi yaratıp ama Çapa soyadının da fonksiyonlarından yararlanıp, başka bir yol seçtim.’ İşletmeciliğin bir tanımı, kitabı ve okulu olmadığını vurgulayan Çapa, ‘Kulaklarının, burunlarının büyük olması lazım. Funky’likte kalbinin büyük olması lazım ki duygusallığına fazlaca yer verebilsin. Eğitim, öğretim var olması gerekenler ama kalp büyüklüğü yönetimdeki yenilik. Bana göre yaşam bir tiyatro. Fakat geleneksel değil. Kostümsüz, süresi, yönetmeni ve aktörünün kim olduğu belli olmayan bir tiyatro. Hatta seyirciler sahneye çıkmış, senaryoyu yırtmış ve bir oyun oynuyor. Herkes başrol oynamak istiyor. Kim yönetecek? Kimse yönetmen olmak istemiyor. Belki başrol oyuncusu olamadım bu yüzden eleştirebilirim kendimi ama hep iyi bir yönetmen oldum.’ Ve vurucu noktayı su sözlerle anlatıyor: ‘Bana göre gece hayatı bir olimpiyat, ama 4 yılda bir tekrarlanan değil, her gün yeniden başlayan. Dünyanın değiştiğini görebilmek çok önemli. Eğer funky’seniz, deli fişekseniz hızlı olmakla yetinmiyorsunuz, başka bir alanda da oynuyorsunuz. Sizin için yeni ve farklı bir alanda oyun oynamak önemli. Onun için başarı geliyor. Eskiden çok mekân açıp kapatıyordum son 4 yıldır mekânlarım aynı, mekânların içinde yenilenmeler var. Döneme ayak uydurmak lazım. Bugün çok mekân açıp kapama dönemi, hızlı tüketim dönemi bitti. Ya marka olacaksın ya öleceksin devrinde yaşıyoruz.’

İzzet Çapa confesses that he entered the entertainment sector following the footsteps of Ahmet and Celal Çapa: “Jealousy drew me into this sector, their success and their significance in the İstanbul night life, and everybody asking “Are you not Ahmet and Celal’s brother?”.” pushed me into the business. But I walked on another path. He starts his story saying: “Had I walked on the same path, I would be the victim of my surname.” and he explains the advantage of his surname as “There are many advantages to it being a historic name. In the changing world one should either be history or write the history. We chose to renovate the historic name rather than make it history, and the surname Çapa actually brought success. I am one of those who is able to benefit from his surname.” and adds “Night life is like a karaoke bar. Going there and singing songs of world famous stars, you feel yourself like one. When the night comes to an end and you walk out the door, you realise that you are not a real star. There was such a problem in the night life. Everybody searched deep in each other, spent long time on trivial things and missed to see the essential details. I believed in the karaoke. The opposite was authentic for me. I created my own originality, used the functions of the surname Çapa and chose another path.” Emphasizing that management does not have a definition, or a book or a school, he expresses “You have to have big ears, a big nose. Being a funky you have to have a big heart so that you can give a large space to your emotions. Training and education are the essentials, but big heart is the innovation in the management. For me life is a theatre but not in a traditional way. A theatre with no costumes, no duration, not knowing who the director or the actors are. Even the audience is on the stage, the script torn, they are acting the play, as well. Everybody wants to be the leading character. Who is to direct? Nobody wants to be the director. Perhaps, I failed to take the leading role, I may criticise myself on that, but I was always a good director.” Then he brings out the crucial point: “For me the night life is a game of Olympics not taking place every four years, but relived every day. It is very important to see that the world is changing. If you are funky, if you are lunatic you do not find it sufficient to be just fast, you play the game in another area. Playing the game in a new and different area is important for you. This is why the success comes. In the past times I opened and closed many different places, now I have been remaining in the same places for the past four years, but I keep renovating them. One should keep up with the era. Today the opening and closing, fast consuming trend is over. We are in the era of either being a brand or passing away.”

İzzet Çapa / ÇAPAMARKA Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
Mehmet Çelik / ÇİFTKURTLAR  Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
99
Mehmet Çelik / ÇİFTKURTLAR
Mehmet Çelik / ÇİFTKURTLAR

Necdet Çelik’in oğlu olarak nasıl bir işin içinde olduğumu, yıllar geçtikçe daha iyi kavradım. Otomobilciliğin; kartvizitimi rahatça uzatabildiğim bir meslek olduğunu, babam Necdet çelik’ten öğrendim. Genç yaşlarımda babamın aldığı riskleri kuşkuyla karşıladım.. Daha sonra benzer riskleri ben de aldım ve bugüne, bu güce ulaşabildik.. Çiftkurtlar’ın marka olabilmesi için çok çalıştım. Kurumsallık bizim için önemliydi.. Ben bu yolda aldığım temelle, daha rahat ilerleyebildim.. İthal oto ile başlayan yolculuğumuz, cesur kararlarla devam etti. 1991’de Honda ile başlayan yetkili bayiliğimiz, daha geniş otomobil kullanıcısına ulaşmamızı sağladı. 1994’te Chrysler – Jeep yetkili bayiliğini, 1997’de Falken Lastikleri Türkiye Distribütörlüğü’nü, 2002 yılında da Skoda yetkili bayiliğini aldık. Müşteri ve dostlarımızın ihtiyaçlarına karşılık verebilmek için 1999 yılında Çiftkurtlar Sigorta’yı kurarak, sigortacılığa başladık. Kısa sürede sektörde önemli mesafe kaydettik. Otomotiv sektöründeki büyümemiz; oto kiralama ve ikinci el oto satışı hizmetlerimizle devam etti. Çiftkurt garajında başlayan yolculuk, Çiftkurtlar Grup olarak devam ediyor.. Gittikçe çeşitlenen ürünlerle büyüyen bir marka olmak ve müşteri memnuniyeti tek hedefimizdir. ‘Müşterilerimiz mutlu ise biz de mutluyuz’

As being the son of Necdet Çelik, I could now realize what kind of a business I am in after years passed. I learned from my father that automobile dealer is a job which you can elongate your business card comfortably. In my early ages I respond doubtfully to the risks that my father took. Later on I took similar risks and we could have achieved to this power today.. I worked so hard for Çiftkurtlar to be a brand. Institutionalization was very important for us.. I could move along this road easily with my background. Our journey started with imported cars and continued with brave decisions. In 1991 we started to be the authorized dealer of Honda, and this helped us to reach more automobile users. In 1994 we became the authorized dealer of Chrysler – Jeep, in 1997 Turkey distributorship of Falken tyres, and in 2002 we became the authorized dealer of Skoda. We got into insurance business by establishing Çiftkurtlar Sigorta in 1999 in order to answer the needs of our customers and friends. We passed a long way in the sector at a very short time. Our growth in the automobile sector has continued with ‘rent a car’ and ‘second hand car sale’ services. The journey that started in the Çiftkurt garage is continuing as the Çiftkurtlar Group.. Our only target is to become a growing brand with diversifying products and customer satisfaction. ‘If our customers are happy, then we are happy too.’

100
Önder Öztarhan / VEPA
Önder Öztarhan / VEPA

VEPA ismi yaklaşık 50 yılı aşan bir maziye sahip. 1950'li yıllarda fason olarak tarak ve ahşap saplı saç fırçaları ile itriyat ve kozmetik piyasasına giren VEPA , 1983 yılında VEPA Fırça ve San. Tic. A.Ş. nin kuruluşunu gerçekleştirilerek 1984 yılında diş fırçasında ülkemizde devrim sayılabilecek üretimi gerçekleştirmeyi başardı.. 6 yetişkin, 2 çocuk diş fırçasıyla piyasaya girerek ithalatın zor olduğu bu dönemde Türk tüketicisini çok eski teknoloji ve sağlıklı olmayan malzemelerle üretilen kalitesiz diş fırçalarını kullanmaktan kurtarması açından da çok büyük bir öneme sahip.. Kuruluşundaki misyonunu devam ettiren VEPA Fırça ve San. Tic. A.Ş. her yıl yeni ve modern diş fırçalarını Türk halkına sunmakla kalmayıp 1986 yılında ev tipi ve profesyonel amaçlı 70 çeşit modern teknoloji ürünü saç fırçaları ile Türk halkının bir kez daha takdirini kazandı.

The name VEPA has a history of almost 50 years. VEPA entered the perfumery and cosmetics market in 1950 with the outsource production of combs and wooden handled hair brushes in 1950. In 1983 VEPA Fırça ve San. Tic. A.Ş. was established, in 1984 it has achieved a production of toothbrushes which can be encountered as a revolution in our country. Introducing 6 types of toothbrushes for adults, and 2 for children, it has great importance for saving the Turkish consumers from using low quality toothbrushes produced from unhealthy materials with old technologies at a time when importing was difficult. Continuing the mission at its establishment VEPA Fırça ve San. Tic. A.Ş. not only introduced new and modern toothbrushes every year, but also in 1986 with 70 types of modern technology hair brushes suitable for home and professional use, it was once again appreciated by the Turkish people.

Önder Öztarhan / VEPA Resmi büyütmek için üzerine tıklayın
Click on picture to enlarge
Anasayfa | Hakkımızda | Eleştiri ve Önerileriniz | Reklam | İletişim
Favorilerime Ekle
Copyright © 2007-10 MEDYANET INTERNET HIZMETLERI LTD. ŞTİ.